İnsanoğlunun ne kadar meraklı bir varlık olduğunu herkes kendinden bilir. Bazıları merakı uğruna neredeyse bütün dünyayı dolaşır durur.
İşte böyle meraklılardan birisi, hepimizin az çok görmeyi istediği güzelim Afrika’nın orasını burasını incelerken, bir yerli köyüne rastlar. Kuraklık zamanıdır ve yerlilerin su kaynaklarını bulma yöntemleri oldukça ilginçtir:
Yazın kavurucu sıcaklarında susuz kalan yerliler, su kaynaklarına maymunları takip ederek ulaşmaktaydılar. Fakat maymunları takip etmek o kadar da kolay bir iş değildir. Bırakın insanları, kendi kabilelerinden olmayan maymunlara bile bu kaynakları göstermemektedirler. Takip edildiklerini anlayınca ne yapıp edip izlerini kaybettirirler. Fakat insanla başa çıkmak zordur.
Yerliler onları yakalamak için bir yol geliştirmişler. Yere çukurlar kazıyorlar. Ama sadece bir elin girebileceği büyüklükte ağzı olan kuyular bunlar, içlerini de maymunların çok sevdiği cevizle dolduruyorlar. Meraklı maymun bu çukurları fark edince elini içine daldırıyor bakıyor ki, bir sürü ceviz! Avucunu dolduruyor. Fakat dolup şişen avucunu dar delikten geri çıkartamıyor. Cevizlerin cazibesine kapılan aklı da yetmiyor ki cevizleri bıraksın veya tek tek çıkartsın. Avuç dolusu cevizden de bir türlü vazgeçemeyip çukurun başında öylece kalıyor. Ta ki yerliler gelip onu yakalayana kadar. Sonra onu bir ağaca bağlıyorlar ve birkaç gün boyunca ne yiyecek ne de içecek veriyorlar. Sadece tuz yalatıyorlar. Ve hayvanın takati tükenmek üzereyken salıveriyorlar. Bu durumdaki maymun tabii ki arkasına bile bakmadan su kaynaklarına koşturuyor. Böylece yerliler de su kaynaklarının yerini bulmuş oluyorlar.
İnsan diyebilir ki onlar akıllı olmayan hayvanlar oldukları için böyle avlanmaları gayet normal. Fakat biz akıllı insanlar da benzer şekillerde avlanmıyor değiliz. Biz farkına varmasak da artık her adımda önümüzde çukurlar açılmış. Her yerde alışveriş merkezleri, gross marketler, indirim mağazaları, pazarlar, bohçacı kadınların yerini alan pazarlamacılar var. Sonrada mevsim indirimleri, bayram ve yılbaşı indirimleri, seri sonu satışları derken elimizi bu çukurlardan bir türlü çıkartamıyoruz. Maymun misali cevizleri bırakmak da aklımıza gelmiyor, ihtiyacımız olanı, ihtiyacımız kadarını almayı da bir türlü akıl edemiyoruz. Bununla da bitmiyor, bu çukurları açanlar bizim hayat kaynaklarımızı bulup kurutmak ve oralara yeni çukurlar açmak adına, maymunlara tuz yalatır gibi, ardı arkası kesilmeyen yeni ürünler ile susuzluğumuza susuzluk katıyorlar. Her gün yeni yeni ihtiyaçlar edindiriyorlar. Biz de bu susuzlukla duygularımızın gerçek ihtiyaçlarının farkına bile varmaksızın çok kere kaynağa dahi ulaşamadan tükeniyoruz. Ebediyete muhtaç olan kalbimizi, ruhumuzu çaresizlik içinde kurak çöllerde süründürüyoruz. Hakiki lezzetleri, cennetin elemsiz tatlarını unutuyoruz. Zehirli bal hükmündeki tatların peşinde o çukur senin, bu çukur benim koşturup duruyoruz.
Neticede, biz insan olarak maymunlarla uzak yakın bir akrabalığımızın olmadığını biliyoruz ama, maymunluk daha doğru bir ifade ile maymun iştahlılık yapıp bunu unutanlar oluyor.
