TR EN

Dil Seçin

Ara

1982 - Midedeki Beşik

Avustralya’da bir kurbağa türü vardır. Bütün kurbağa türleri içinde onu ayrıcalıklı kılan ilginç bir yaratılışla var edilmiştir. Rheobatrachus silus adındaki bu kurbağanın dişisi, yumurtalarını yavruların çıkmasına az bir zaman kala, yutar.

Ama durun! Hemen hüküm vermeyin. O dişi kurbağa da, bütün ‘anne’ canlılar gibi, yavrularına tarifsiz bir şefkat göstermektedir. Zaten yumurtalarını yutması da bundandır. Rheobatrachus silus, yumurtalarını yutar; çünkü, hayata gözlerini yeni açacak o yavruların, büyüyüp gelişmek için emniyetli bir yuvaya ihtiyaçları vardır. İşte o yuva da annelerinin midesidir.

Peki bu iş nasıl olur? Mideye inen yumurtalar, mide tarafından sindirilmez mi?

Memelilerde yavrunun doğumuyla birlikte tatlı ve latif sütün akmaya başlaması gibi, dişi Rheobatrachus silus’un yavruları yumurtadan çıktığında bedeninde bir dizi değişiklik meydana gelir. Tam vaktinde ve tam da yavruların ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde.

Önce dişi kurbağanın tüm sindirim faaliyetleri durur. O ana kadar yediği ne varsa, midesinden bağırsaklarına doğru itilir ve tamamen boşalan midenin şekli değişip, birazdan gelecek olan yumurtalar için sıcak ve güvenli bir beşik halini alır.

Çok obur bir kurbağa türü olarak bilinen Rheobatrachus silus’un bu andan itibaren iştahı tamamen kesilmiştir. Artık tam iki ay boyunca ne yiyecek ne de içecektir.

İlerleyen günlerde yumurtalarından çıkan yavrular iyice büyür. Onların büyümesiyle birlikte mide de büyür. Büyüyen mide, akciğerleri sıkıştırmaya başlar ve bir süre sonra akciğerin tüm faaliyeti durur ve hayvanın nefes alması için yedek sistemler devreye girer. Kurbağa, bu aşamadan sonra derisindeki özel gözenekler sayesinde nefes alıp verecektir.

İyice büyüyen ve dış dünyada yaşamaya hazır hale gelen yavrular, yemek borusundan tırmanarak mideden annelerinin ağzına gelir ve dışarıya hayatlarının ilk kurbağa atlayışını yaparak çıkarlar.

Annenin midesi ise, yaklaşık sekiz gün kadar sonra eski haline döner.

Avustralya’nın Adelade Üniversitesi’nde görevli Zoolog Micheal J. Tyler ve yardımcısı, Davit Carter tarafından keşfedilip bilim dünyasına duyurulan bu ilginç olay, pek çok bilim adamını hayretler içinde bıraktığı gibi bazılarına da, insanlardaki ülser hastalığının tedavisi için ilham kaynağı oldu.