Hayat hızla akıyor. Yakın ve uzak çevrede olan bitenlere dair gelişmelerin haberlerin ardı arkası kesilmiyor. Anlamak ve anlamlandırmak için durup düşünmek, kafa yormak, bağ kurmak gerekiyor. Ne mümkün. Sürekli akış halindeyiz. Takipteyiz. Dört bir yandan yağan kelime ve kavramların sunduğu çerçeve içinde bir şeyler ifadesini buluyor. Ancak bunların hangi anlamlar yüklenerek kullanılır hale geldiği ve iletişim dilini şekillendirdiği hususu es geçiliyor çoğu kez. Ayçin Kantoğlu’nun ifadesiyle “insanın bu dünyada sahip olduğu en önemli güç olan ‘tanımlama’ gücünü başkalarına bıraktığımız için” oluyor belki de bunlar. Nitekim aynı kelimeler / kavramlar farklı çağrışımlar ve anlam yüklemeleriyle çıkıyor karşımıza farklı coğrafyalarda.
“Temizlik”
On bir ayın sultanı Ramazan’ı uğurladıktan sonra gelecek olan bayramdır. Evlerde “temizlik” telaşı. Hem bayrama hem misafirlere hürmetin bir gereği temizlik. Filistin dendiğinde ise gündeme düşen kavram “etnik temizlik”. Evleri başlarına yıkılan, katledilen, yerinden yurdundan sürülen, açlığa, susuzluğa mahkûm edilen, hastalıklara duçar olan savunmasız sivillerden bahsediyoruz. Karşısındakini insan veya can olarak görmemenin, dini/ideolojik kılıflara geçirilmiş toprak hırsının, kendini efendi diğerlerini tabiri caizse sadece “temizlenecek” birer unsur gibi görmenin neticesi bu. Bu nedenle annesi ve kardeşi ile yürüyen küçük bir kız çocuğu “beni vurmayın” anlamında kolunu kaldırmak zorunda kalıyor Gazze sokaklarında. İnsanlık adına ne kadar utanılacak bir sahnedir bu.
“Güvenlik”
Güvenliğim tehdit altında diyerek, başkalarının can mal güvenliğini yok etmek, kendimi savunuyorum bahanesi ile savunmasız insanların üstüne ölüm yağdırmak, bana vaad edilen topraklarda yurt edinmek hakkım diyerek bir halkı yurdundan sürmek.
“Göçmen”
İmparatorluk bakiyesi toprakların insanları olarak göçmenlik, göçmen kökenli olmak kendimizi tanımlarken rahatlıkla kullandığımız ifadeler. Bugün ise daha çok “düzenli” ve “düzensiz” göçmen kavramları çıkıyor karşımıza. Kanun ve düzenlemelere uygun olarak başka bir ülkeye giriş çıkış yapanlar seyahat edenler veya yerleşenler tabi ki muteber kabul ediliyor. Savaşlar, işgaller, siyasi veya ekonomik nedenlerle mecburen yollara düşen, başka bir ülkenin sınırına dayanan kalabalıklar ise sorun ve huzursuzluk sebebi addediliyor. Yakalananlar, sınır dışı edilenler, denizde boğularak hayatını kaybedenler, ucuz işgücü olarak hayata tutunmaya çalışanlar haber konusu oluyor. Ne var ki insanları yerinden etmenin, yollara dökmenin, savaştan kaostan beslenerek gücüne güç katmanın kanunda ve hukukta yeri var mı diye sorulmuyor.
“Aidiyet”
Küreselleşen dünyada sınırların kalktığından dem vurulması, dünya küçük bir köye dönüşmüşken aile, değerler ve vatan gibi aidiyetlerin giderek zayıflaması ve çözülmesi. Diğer yandan bombalanan evinin yıkıntıları üzerinde oturan bir kız çocuğuna yöneltilen soru:
- Sen şimdi neredesin?
- Evimizdeyim.
Her şeye rağmen kendini bir yere ait hissetmek, ne kadar zor olursa olsun vazgeçmemek dersi. Kısa ve öz.
“Yerleşimciler” “İşgalciler”
- Yakup buranın senin evin olmadığını biliyorsun.
- Evet ama ben gidersem sen geri dönemeyeceksin.
- Sen benim evimi çalıyorsun.
- Eğer ben çalmazsam başkası gelip çalacak!
- Hayır. Hiç kimsenin onu çalmasına müsaade yok.
- (Ev) benim değil ki size iade edeyim.
Bir videodaki bu kısa diyalog bile bugün yaşanan kavram karmaşasını, zihin karışıklığını ifade etmeye yetiyor. Yerleşimci denen kişiler kendileri de biliyor yapılanların çalmak ve işgal demek olduğunu.
“Çocuk”
Çocuk merkezli modern aileler için üzülmeden, ezilmeden çocuklarını büyütme arzusu. Geleceklerini garanti altına alma çabası. En büyük ve önemli yatırım olarak çocuklara tahsis edilen imkânlar vs. Diğer yanda çok sıradan bir soru:
- Büyüdüğünde ne olmak istiyorsun?
- Biz Filistinli çocuklar büyüyemeyiz…
Kelimelerin her işitende bir iz bıraktığı, çünkü Arapça’da “yaralamak” anlamına gelen “kelem”den türetildiği söylenir. Gerçekten de kulağımıza çalınan kelime ve kavramlar, onlar vasıtasıyla bize ulaşan haberler, her birimizde bir iz bırakıyor. Kelimelerin gücünün farkına varmak önemli. Bu nedenle akışın hızına kapılmadan tanımlamalara, tanımlayanlara ve anlam yüklemelerine dikkat kesilerek gündemi takip etmek bir anlamda hayatı kendi referanslarımızla okuma farkındalığı geliştirecektir. Zihinlerin özgürleşmesi böyle başlar vesselam.
