TR EN

Dil Seçin

Ara

Kasım 2026

post-title

Kasım 2026, 599

Merhaba sevgili dostlarımız,

Bir hocamız, üniversite hayatını esprili bir dille anlatmıştı: “Gençler üniversiteye profesör olarak başlarlar; ikinci sınıfta doçent, üçüncü sınıfta doktor, dördüncü sınıfta asistan olur, sonunda öğrenci olarak mezun olurlar.”

İnsan öğrendikçe bilmediklerini fark ediyor; büyük iddialar, yerini daha ihtiyatlı hükümlere bırakıyor. Modern insanın dünyayla ilişkisi de buna benziyor. Bilim ve teknolojideki başarılarıyla her şeyin sırrını çözebileceğini, her şeye hükmedebileceğini düşündü. Bu özgüven, Yaratıcı’ya ihtiyaç olmadığı iddiasına kadar vardı. Oysa bilgimiz arttıkça yeni sorularla, imkânlarımız genişledikçe başka sınırlarla karşılaşıyoruz. Kendi geliştirdiği teknolojinin nereye varacağını kestiremeyen insan, yeniden aczini hissediyor.

Bir yanda yapay zekânın baş döndürücü gelişimi, diğer yanda soykırım, yıkım, savaşlar, zulümler, geleceğe dair endişeler… Dünyanın gündemi zihnimizde ve kalbimizde gittikçe daha fazla yer kaplıyor. Peki, bunca haberi takip ederken neleri ihmal ediyoruz?

Bediüzzaman Hazretleri, savaş haberleriyle neden meşgul olmadığını soranlara, “Ömür sermayesi pek azdır; lüzumlu işler pek çoktur” cevabını vermişti. Uzak hadiselerin cazibesine kapılarak yakınımızdaki büyük ve sürekli vazifeleri ihmal edebildiğimizi hatırlatıyordu. Bir tarafı desteklerken zulümlerini hoş görmenin, insanı o zulme ortak edebileceğine de dikkat çekiyordu. Şu sorusu da düşündürücüdür: “Sizler baktınız. Günahlardan başka ne kazandınız? Ben bakmadım, ne kaybettim?”

Bu ölçüyle kendimize de bakabiliriz. Mazlumun acısını duymak, zulme karşı durmak ve elimizden gelen yardımı yapmak sorumluluğumuzdur. Fakat aynı haberleri tekrar tekrar izlemek, faydasız tartışmalarla saatler geçirmek, bu sorumluluğu yerine getirdiğimiz vehmini verebiliyor.

...

Öte yandan aciziz. Kendi bedenimizde yaşlanmayı durduramıyor, hastalığı istemekle uzaklaştıramıyor, ruhumuzdaki sıkıntımızı isteyince dağıtamıyoruz. Ne bedenimize mutlak hâkimiyetimiz var ne dünyanın gidişatına… Yine de bir irademiz, değerlendirebileceğimiz zamanımız ve yapabileceğimiz iyilikler var.

Biz burada geçiciyiz. Hangimizin daha güzel işler yapacağının ortaya çıkacağı bir imtihandayız. Zulmün karşılıksız kalıyor görünmesi, hesabının sorulmayacağı anlamına gelmiyor. Burası, adaletin bütünüyle tecelli edeceği son durak değil. Mazlumun hakkının kaybolmayacağı, zalimin yaptığının yanına kalmayacağı büyük bir hesap gününün yolcularıyız.

Dünyanın gündemi içinde, buraya niçin geldiğimizi unutmayalım. Her günümüz bir iyiliğe, bir duaya, bir gönle dokunmaya vesile olsun.

Ne mutlu ömür sermayesini güzel işlere dönüştürenlere…

...

Kasım sayımızın hazırlanmasında emeği ve katkısı olan herkese teşekkür ediyoruz.

…

Gayret ve sefer bizden, zafer Allah’tandır…

 

— Editör