TR EN

Dil Seçin

Ara

Kevser

Ebter” diyorlardı. “Nesli kesik” demekti bu kelime. Câhiliye Arapları için erkek evlat önemliydi. Kız çocuklarını hakir görüyor, onlardan utanıyor, daha da ileri gidip diri diri topraklara gömüyorlardı yavrucakları. Nesli devam ettirecek olan erkek çocuktu, onlara göre. Oysa Peygamberimizin erkek evladı yoktu. Doğanlar da kısa bir süre sonra vefat etmişlerdi. Bunu bile dillerine dolamışlardı müşrikler. Sadece kız babası olması sebebiyle o Şanlı Nebi’ye hakaret ediyor, incitiyorlardı onu. Güya nesli devam etmeyecekti Peygamberimizin. Bunun üzerine Kevser sûresi indi. Rahman, o sonsuz merhametiyle Resûlünü teselli etti ve kâfirlere de cevap verdi. “Sana kevseri verdik.” buyuruyordu. Rabbimiz. “Ebter” öbürleriydi, o azgınlar güruhu. Peki neydi kevser, ya da kimdi?

Tefsirler muhtelif...

Kevser, cennette Allah Resûlüne verilecek bir havuzun adıdır, diyenler var. Onun sünnetine ittiba edenler, onun yolundan gidenler yararlanacaklar bu havuzdan. Adını ve hikmetini bir derece biliyoruz, ama mahiyetini bilmiyoruz.

Bilmemize de imkân yok, çünkü biz henüz dünyadayız. Dünyevî mikyaslarla âhiret âlemlerini tahayyül etmek bile mümkün değil. Ana rahmindeki bir çocuk, hiç görmediği, ama sadece adını duyduğu okyanusu, güneşi, ağacı nasıl hayal bile edemezse, dünyanın karnında olan bizler de âhireti tahayyül edemeyiz. Âhiret ile dünyanın farkı, dünya ile rahmin farkı gibidir.

Kevser, Fatımadır.” diyenler de var. Bir feyz ve nur pınarıydı O. İnsanlık âleminin ve İslâmiyet semasının en parlak yıldızları onun neslinden geldi. Sayısız imamlar, âlimler ve velilere anne oldu. “Her nebinin nesli kendindendir, benim neslim ise Ali’nin neslidir.” buyurmuştu Peygamberimiz. Yani Fatıma’nın nesli. Bu kutlu nesil, her nereye giderse orayı yeşerten bir duru su gibi, ulaşabildiği bütün beldeleri İslâm bahçelerine çevirdi.

Kevser, Kur’ân’dır.” bir kavle göre. Kur’ân’ın nuruyla, pek azı müstesna olmak üzere, o zamanın bütün insanları nurlandı, İslâm’a girdi, bir bakıma Peygamberimizin nesli oldu. Ebu Cehil’in oğlu İkrime bile İslâm saflarına katılıp, babasının izinden ayrıldı. Böylece müşriklerin nesilleri kesildi, ama Peygamberimizin manevî nesli gür bir ırmak gibi istikbal cânibine akmaya başladı. Ebediyete kadar da akacak bu kutlu nehir. Tarih gösterdi ki, “ebter” olanlar ancak müşriklerdir. Bu âyette bir de müjde vardı, Allah, istikbalde İslâm’ın galebe edeceğini îma yoluyla bildiriyor, Resûlünü teselli ediyordu. Bu örtülü mânâyı Efendimizin anlamaması mümkün mü!

Kevser kelimesinin daha pek çok mânâsı var. Birini alıp öbürlerini terketmeye de hiç gerek yok. Çünkü, bu anlamların hiçbiri diğerlerine aykırı değil. Kur’ân, mûcize derecesinde vecizdir.

İşte en güzel örneklerden biri Kevser sûresi! En meşhur mânâyı “cennetteki havuz” diye kabul edersek, öbür mânâlar benzetme yoluyla bildirilmiş demektir. Burada, Kur’ân’ın bir edebiyat mûcizesi olduğunu da hemen hatırlayalım.