İslâm, dünyanın fâni olduğunu söyler. Dünya pistir, elde edilmeye değmez, der. Öyleyse niçin çabalamak? Önemli olan engel değil mi? İnsanı bir lokma bir hırka felsefesine götürmez mi?
Hayır ve asla! Dünya kavramının türlü yönleri var. Biri ilâhî isimlere bakar, onların aynasıdır. Rabbimizin güzel isimlerini gösterir, tanıtır, bildirir. Bir yönü de, âhiretin ekin yeridir. Cennet burada kazanılacak. Ebedî saadet burada elde edilecek. Bunların nesi pis! Bu yönleriyle dünya medhe layık.
Bir başka yönü daha var ki, o tahkir ediliyor. Pistir, aldatıcıdır, engeldir, deniliyor. İnsanı yaradılış vazifesinden uzaklaştıran yönü, bu. Bir oyun yeri oluşudur zemmedilme nedeni. Gaflet sebebidir, oyalayıcı, haktan alıkoyucudur dünya. Allah ile kul arasında engel olan bu yönüdür ki, hadiste lânetlenmiş, insanlar bu sebeple uyarılmış.
“Dünyayı terketmek” sözü de yanlış anlaşılıyor. Sanki iyi bir mümin dünyada yapması gereken işleri yapmayandır, şeklinde yorumlanıyor. Büyük hata! İslâm, dünyayı ve hayatı tahrip için gelmemiş, aksine tamir için gönderilmiş. Kur’an, madde ile mânâyı, ruh ile bedeni, ahlâk ile muamelatı birlikte zikreder. İncil’in ruhanilik özelliğine mukabil Kur’an aynı zamanda dünyevîdir, dünyayı en iyi biçimde tanzime çalışır. İslâm, insanın kabiliyetlerini öldürmez, ancak müsbet hedeflere yöneltir. Böyle bir tembellik anlayışını hoş görmesi mümkün mü!
“Terk-i dünya” derken kastedilen mânâ, dünyayı kesben değil, kalben terketmektir. İnsan, dünyada üstüne düşeni en iyi biçimde yapacak, ilim edinecek, para kazanacak, evler yapacak, fabrikalar kuracak, hayatın her sahasında faaliyet gösterecek, ama bunları helal dairesinde kalarak yapacak, harama girmeyecek, işiyle meşgûlken dünyaya geliş gayesini unutmayacak. Parayı kasaya koyacak, kalbine koymayacak. Evi arsaya kuracak, kalbine kurmayacak. Lezzeti şükür için isteyecek, nefsini şımartıp da azdırmak için istemeyecek.
Kesben de terkedenler var. Ona ne demeli? Bunda dinin ne kabahati var! İslâm’ı yeterince bilmeyen, yahut bildikleriyle amel etmeyen veya dinin emirlerine tâbi olmak yerine nefsine uyan insanlardan yola çıkarak bizzat dini suçlamak abestir, insafsızlıktır.
