AIDS’e dair belki de en sık sorulan sorulardan biri, hastalığın sivrisinek veya diğer kan emici haşereler tarafından bulaştırılıp bulaştırılmadığıdır. Çok şükür bu soruyu ‘hayır’ diye cevaplayabiliyoruz. Bugüne kadar, bu konuda çok şey yazıldı. Ne var ki soru, bir kez daha ayrıntılarıyla gözden geçirilmeye değer. Teorik olarak sivrisinek ve diğer haşerelerin AIDS’e yol açan virüsü (HIV) mekanik ve biyolojik olmak üzere iki yolla bulaştırması gerekirdi.
Malarya (sıtma) biyolojik bulaşmaya güzel bir örnek oluşturuyor. Sivrisineğe giren malarya paraziti burada gelişip sineğin tükrük bezlerine ulaşarak, kurbanın kanına geçmek üzere bekler. Ne var ki bu olaylar zinciri HIV için geçerli değildir. Çünkü virüs ancak sınırlı bazı memeli hücrelerinde üreyebilir.
Mekanik kurama göre bulaşma; kanında HIV bulunan bir kişiyi ısıran sivrisineğin, herhangi bir nedenle beslenmesini yarıda keserek hemen ikinci bir kişiyi ısırmasıyla gerçekleşebilirdi. Yani sineğin virüsle bulaşık hortumu, aynen kirli bir enjektör iğnesinin yaptığı gibi—uyuşturucu kullananlarda bulaşma bu yolla gerçekleşir—hastalığı sağlam bir organizmaya doğrudan iletebilirdi. Ama yapılan araştırmalar, AIDS’in bu yolla da bulaşmadığını gösteriyor.
Afrika’da HIV ile bulaşık kişilerin yaş ve cinsiyet dağılımı, tıpkı cinsel yolla bulaşan hastalıklara özgü dağılım şekline uyuyor. Eğer sivrisinekler AIDS’i bulaştırabilse idi, AIDS, çocuk ve ihtiyarlarda, en az 20-40 yaş grubundaki kadar belki daha da yaygın olarak görülürdü. Bu nedenle örneğin sıtma, bu bölgelerde bebekler ve küçük çocuklar arasında son derece yaygındır.
Afrika’da AIDS’li hastaların ailelerinde yapılan çalışmalar, aralarında bir hasta bulunan aile bireylerinin (hastanın cinsel partneri veya hasta anneden doğan çocuk olmamaları kaydıyla) AIDS’e yakalanma riskinin, tamamı sağlıklı olan ailelerin bireylerinden fazla olmadığını gösterdi. Başka bir deyişle ABD ve Avrupa’da olduğu gibi Afrika’daki araştırmacılar da bir arada yaşamanın (cinsellik ve anne bebek ilişkisi dışında) hastalık iletimine sebep olmadığını belirlediler. Eğer sivrisinek, tahtakurusu veya bit gibi haşereler, kalabalık Afrika evlerinde virüsü yayabilseydi, hastalığın boyutları şimdikinden çok daha korkunç olacaktı.
Haşerelerle iletimin pek mümkün görülmemesinin diğer bir nedeni de bunların ağız organlarına bulaştığı sanılan kan miktarının çok az, dolayısıyla virüs miktarının da son derece az olmasıdır.
Bugüne kadar Afrika’da hastalığı kapma yolu belirlenememiş bir AIDS’li ile karşılaşılmadı. Bütün deliller, önemli coğrafî ve sosyal çeşitliliklere karşın virüsün aynı temel yollarla bulaştığını düşündürmektedir: 1- Cinsel ilişki 2-Kan yolu 3-AIDS’li annenin çocuk doğurması.
