ARAMA SAYFASI

Ne Zamandan Beri Varız

Hepimizin nüfus cüzdanında, “doğum tarihi” diye bir kısım var. Dünyaya geldiğimiz günü ifade eden bu tarihten daha önce neredeydik?

 

Hepimizin nüfus cüzdanında, “doğum tarihi” diye bir kısım var. Dünyaya geldiğimiz günü ifade eden bu tarihten daha önce neredeydik? Tabii ki anne rahminde… Peki daha önce? Annemiz bize hamile kalmadan önce; annemiz de doğmadan önce; bütün annelerin annesi Havva Anamız da halk edilmeden önce; hatta bu Kitab-ı Kâinat var olmadan önce biz neredeydik?

Bazıları için bu sorunun cevabı gayet basit: “Yoktuk!”

Eğer bu cevapla kastedilen, “et ve kemik itibariyle yoktuk, henüz ruhumuz da yaratılmamıştı” ise doğru. Aksi halde verilen cevap, “Hem adem-i mutlak zâten yoktur, çünki bir ilm-i muhit var. Hem daire-i ilm-i İlahînin harici yok ki, birşey ona atılsın” hakikatine aykırı olacaktır. Şöyle ki:

Bütün varlık âlemi, özellikle de biz insanlar, “vücud-u harici” yani etten kemikten ibaret ruhlu bir mahluk olarak belli bir zaman aralığından bu yana varız. Ancak ondan daha önce de vardık… “Vücud-u ilmî” olarak vardık… Tıpkı bir binanın, bina olarak ortaya çıkmadan evvel mühendisin ilminde ve çizdiği projede var olması gibi… O halde Allah’ın ilminde bizim var olacağımız belliydi… Hem de en ince ayrıntılarımıza kadar. “Peki ne zamandan beri?”

Allah’ın bütün sıfatları gibi ilmi de sonsuz ve ezelîdir. Yani sonradan kazanılmadığı gibi, o ilme bir şeyin sonradan müdahil olması da söz konusu değildir. Diğer bir anlatımla, biz yaratılmışların, Allah’ın ilmine sonradan girmiş olduğumuz düşünülemez. Çünkü bir şeyin Allah’ın ilmine sonradan girdiği kabul edilirse, ortaya Allah’ın ilminin sonsuz olmadığı ve nakıs olduğu sonucu çıkar ki bu muhaldir.

O halde biz, yani bütün kâinat, Allah’ın ilminde ezelden beri vardık…

Allah ile beraber, O’nun ilminde var olmak… Allah’ın, ezelden beri bizi tanıması, bilmesi, sevmesi ve muhabbetle halkedip maddî varlık âlemine getirmesi ne kadar muhteşem bir saadet sebebi... Ne kadar harikulade bir sevinç kaynağıdır… Cansız mahlukat, ruhsuz bitkiler ve akılsız hayvanlar bu durumun farkında değiller. Acaba insan olarak bu sonsuz ikramın ve güzelliğin farkında mıyız?