12 Yazı Prof. Dr. Ş. Hakan Atalgın

Yazar Profili »

Kuşlarda Solunum

Eylül 2012, 429 95 Görüntülenme Eklenme Tarih: 04 Haziran 2020 21:12 Prof. Dr. Ş. Hakan Atalgın

 

Kanatlı hayvanlar insanların hep ilgisini çekmiştir. Renkli tüyleri, güzellikleri, sesleri ve uçma kabiliyetleri insanlar tarafından hayranlıkla izlenmiştir. Bilhassa bu hayranlık bilim adamlarında zirveye ulaşmıştır.

Bunlardan birisi olan John West de dünyaca tanınmış solunum fizyologudur. 1981 yılında bir çalışma için Everest dağının tepesine çıkmıştı. Çalışmanın amacı çok yüksek rakımlarda insan solunum fizyolojisindeki değişimleri incelemekti. Tırmanış ekibindeki araştırmacılar oksijen tüpleriyle zirveye vardıkları ve gökyüzüne başlarını kaldırdıklarında onları bir sürpriz bekliyordu: zirvenin tepesinde damalı kafalı kazların mevsimsel yuva değişikliği uçuşlarını yaptıklarını gördüler.

Yine buna benzer olarak 11 km yükseklikte bir uçak bir akbabaya çarpmıştı. Yine 8,5 km yükseklikte ötücü kuğular radarla saptanmıştı. Ayrıca kat ettikleri mesafe dikkate alındığında Kuzey Kutbu balıkçıl kuşları her yıl bir kutuptan diğerine 35.000 km’lik mesafeyi uçarak seyahat ederler.

Nasıl oluyor da bu kadar uzak mesafeleri kat edebiliyorlardı? Nasıl oluyor da insan kapasitesinin üstündeki bu yükseklikte kuşlar ekstra oksijen alma gibi bir yardıma ihtiyaç duymadan uçabiliyorlardı? Çünkü bu yüksekliklerde oksijenin kısmi basıncı çok düşük, hava hem kuru hem de soğuktur. Peki kuşlar böylesine yükseklerde egzersiz halindeki kasların ihtiyaçlarını karşılarken bir yandan da diğer vücut fonksiyonları için yeterli oksijeni nasıl alabiliyorlardı?  

Bütün bu soruların cevabı kuşların vücut yapılarında gizlidir. Kuşlar özellikle uçma kabiliyetleri sebebiyle memeli hayvanlardan farklı birçok anatomik ve fizyolojik özelliklerle donatılmıştır. Kanatlı hayvanlarda solunum sistemi ile irtibatlı balon gibi hava keseleri bulunmaktadır. Hatta bu hava keseleri bazı kemiklerin içlerine kadar girerek ağırlığın azalmasında da rol oynamaktadır. Ayrıca kuşlarda, uçarken denge unsurunu ortadan kaldırabilecek olan idrar kesesi (vesica urinaria) bulunmaz.

Kuşların solunum sistemi de memelilerden farklı yaratılmıştır. Soluk borusu ve akciğerler memelilerden farklı olan yapılarken, hava keseleri ve bağlantıları memelilerde hiç bulunmayan sistemlerdir.

Şimdi bizdeki solunum sistemine bakalım, çünkü insanlar için bilinen gerçeklerin tam zıddını kuşlarda görmekteyiz. İnsanlar nefes aldıklarında kanları oksijenle muhatap olur, oksijenlenir, nefes verdiklerinde ise kirli havayı dışarı atmış olurlar ve nefes verme sırasında oksijenden istifade olmaz. Şimdi sıkı durun; Allah, kuşların solunumunda bir sürpriz koymuştur, o da kuşlarda hem nefes aldıklarında, hem de nefes verdiklerinde kanları oksijenle muhatap olur, oksijenlenir. Hatta daha da ilginç olanını söylüyorum: kuşlar nefes verdiklerinde oksijenden daha fazla istifade ederler. Şaşırtıcı değil mi?

İşte bunu sağlayan sistem ise hava keseleridir. Kanatlılarda 9 adet hava kesesi bulunur. İlk nefes (first inspiraton) alındığında, hava vücudun arkasında bulunan hava keselerine gelir, hava akciğerlere gelmez, bu arada hava keselerinde mevcut olan hava akciğerden geçerek dışarıya doğru yönlenir bu esnada az miktarda da olsa oksijen ve karbondioksit değişimi olur. İlk nefes (first expiration) verildiğinde oksijenden zengin hava akciğerlere gider, oksijen ve karbondioksit değişimi olur. İkinci nefes almada (second inspiration) hava öndeki hava keselerine geçer, ikinci nefes vermede (Second expiration) ise hava dışarı çıkarak vücudu terk eder.

Böylece kuşlar hem nefes alırken hem de nefes verirken nefes almış olurlar! Yani her iki durumda da oksijen ile karbondioksit değişimi olur. Bu ise kuşlar için mükemmel bir solunum demektir.

Her yarattığını ona en uygun sistemlerle donatan Allah (cc.), kanatlı kuşlarına ihtiyaçları olan böyle bir solunum sistemi vermiştir. Aslında tam olarak açıklamasından bile aciz olduğumuz bu mükemmel solunum sistemini vermekle, Allah, herşeye hakkını veren adaletini akıl sahiplerine göstermektedir. Özellikle “adalet sahibi” diyoruz. Çünkü Risale-i Nur’da, herşeyde gördüğümüz ölçülü yaratılma ve adalet arasındaki birlikteliğe dikkat çekilerek şöyle deniliyor: “…Daha ziyade dikkat ettikçe, o tanzim ve tevzin (düzgün ve ölçülü yaratma) altında bir hikmet ve adalet görünüyor. Her harekette bir hikmet ve maslahat gözetiliyor; bir hak, bir faide takip ediliyor.”

Yaratılan herşeyde bir düzen bir ölçü var. Bu da hikmet ve adaleti gösteriyor. Hikmet denince, faydalara, maslahatlara göre yaratma ifade edilmektedir. İşte yarattığı kuşları o yüksekliklerde uçuracak, onlara o şartlarda nefes aldıracak olan Allah, kuşların ihtiyacı neyse bilerek vermektedir. Zaten o şartlar da, kuşlar da Onun eseridir. Bunları yapabilmek için de hem ilim, hem kudret sahibi olmak gerekir. Ayrıca herkese herşeyi vermek değil, ihtiyacı olana ihtiyacını vermek olan adalet de Allah tarafından böyle en güzel şekilde uygulanmış olur.

 

 


Eylül 2012, 429 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Prof. Dr. Ş. Hakan Atalgın İle Kurbanlıkları ve Helal Kesimi Konuştuk

Röportaj: Aslınur Bahar

Devamı »

Sevimliliğin Anatomisi / Nasıl Bu Kadar Sevimli Görünüyorlar?

İster insan, ister kedi, ister kuş, kirpi veya ister kertenkele olsun, bütün yavrular neden çok sevimlidir? Bu herkesin merak ettiği sevimli bir konudur. Tüm yavruların çok sevimli, kendilerini sevdiren ve şefkati celbeden bir görüntüsü olduğu aşikârdır. Sevimlilik yavrularda ayrı bir kavram olarak değerlendirilir. Buna bir isim de verilmiştir: Kindchenschema. Yani, çocuksu plan anlamında bir kelime.

Devamı »

Kafatası Şekilden Şekle Giriyormuş!

Kafatası tek bir kemik gibi görünse bile tahmin edebileceğinizden çok daha fazla kemiğin birleşmesi ile şekillenir.

Devamı »

Büyüyen Kemikler

Diğer dokulara kıyaslandığında oldukça sert olan kemikler, içerisinde barındırdığı organik ve inorganik maddeler sayesinde, rahmetin bir cilvesi olarak hem sağlam ve hem de esnek yaratılmıştır. Kemikler eğer bir miktar esnek olmasa bir etki sonucu zorlandığı zaman hemen kırılacaktı, eğer çok esnek olup sert olmasa hareket etmek ve ayakta durmak bile zor olacaktı.

Devamı »