TR EN

Dil Seçin

Ara

Beynimizdeki Erken Uyarı Sistemi Dedektörü / Area Postrema

Beynimizdeki Erken Uyarı Sistemi Dedektörü / Area Postrema

Area postrema, beynin alt kısmında, beyin sapı adı verilen bölgede bulunan çok küçük yaratılan bir yapıdır. Boyutu küçük olsa da yaptığı iş oldukça önemlidir. Çünkü vücudumuzun güvenliğini sağlayan sistemlerden birinin parçasıdır.

Area postrema, beynin alt kısmında, beyin sapı adı verilen bölgede bulunan çok küçük yaratılan bir yapıdır. Boyutu küçük olsa da yaptığı iş oldukça önemlidir. Çünkü vücudumuzun güvenliğini sağlayan sistemlerden birinin parçasıdır.

Normalde beynimiz, “kan-beyin bariyeri” adı verilen özel bir koruma duvarıyla muhafaza edilir. Bu duvar, kandaki zararlı maddelerin beyne ulaşmasını büyük ölçüde engeller. Ancak area postrema bu koruyucu duvarın daha geçirgen olduğu nadir bölgelerden biridir. Bunun nedeni de çok kritik olan görevini yerine getirebilmesidir. Çünkü bu bölge, kanda dolaşan maddeleri sürekli kontrol etmekle görevlidir.

Önce şunu hayal edin: Evinizde dumanı algılayan bir yangın dedektörü var. Dedektörün görevi yangını söndürmek değildir; sadece tehlikeyi erkenden fark edip alarm vermektir. İşte area postrema da beynimizin içinde buna benzer bir “erken uyarı sistemi” gibi çalışır. Vücudumuza giren zararlı maddeleri fark etmeye çalışır ve gerektiğinde bizi koruyacak savunma mekanizmalarının devreye girmesini sağlar.

Peki neden böyle bir sisteme ihtiyaç duyuyoruz?

Günlük hayatta bazen bozuk bir yiyecek yiyebilir, yanlışlıkla midemize zararlı bir madde gönderebilir ya da bazı ilaçların yan etkilerine maruz kalabiliriz. Bu gibi durumlarda area postrema, kandaki olağan dışı maddeleri fark eder. Eğer bu maddelerin vücuda zarar verebileceğini düşünürse, hemen beynin diğer merkezlerine haber gönderir. Bunun sonucunda mide bulantısı hissedebilir, kusma isteği duyabilir veya gerçekten kusabiliriz.

Her ne kadar kusmak hoş bir durum olmasa da aslında çoğu zaman vücuttaki koruma yöntemlerinden biridir. Kusma sayesinde mide içindeki zararlı maddelerin önemli bir kısmı dışarı atılır ve emilim gerçekleşmeden vücudun daha fazla zarar görmesi önlenebilir. Yani area postrema bazen rahatsız edici bir tepkiye neden olsa da onun yaratılış hikmeti bizi korumaktır.

Bu sistem sadece zehirlenmelerde çalışmaz. Bazı ilaçlar da area postremayı uyarabilir. Örneğin kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ilaçları, güçlü etkileri nedeniyle bu bölgeyi harekete geçirir. Sonuç olarak birçok hasta tedavi sırasında bulantı ve kusma yaşayabilir. Günümüzde doktorlar bu yan etkiyi azaltmak için area postremanın gönderdiği sinyalleri engelleyen özel ilaçlar kullanmaktadır. Bu nedenle kemoterapi gören hastalara tedavi öncesinde bulantı önleyici ilaçlar verilmesi oldukça yaygın bir uygulamadır.

Benzer şekilde bazı ağrı kesiciler, özellikle morfin benzeri güçlü ilaçlar da area postremayı uyarabilir. Bu yüzden bu ilaçları kullanan kişilerde bulantı görülebilir.

Area postrema yalnızca bulantı ve kusmayla ilgili değildir. Aynı zamanda vücudun su dengesi, tansiyon ve kalp atış hızının düzenlenmesine yardımcı olan sinir merkezleriyle de iletişim hâlindedir. Böylece vücudumuzun iç dengesinin korunmasına katkı sağlar. Yani görevleri düşündüğümüzden daha geniştir.

Özetle area postrema, beynimizin içinde bulunan küçük ama hayati bir “güvenlik merkezi”dir. Kandaki zararlı maddeleri sürekli kontrol eder, tehlike gördüğünde alarm verir ve gerektiğinde kusma refleksini başlatarak vücudun korunmasına hizmet eder. Aynı zamanda tansiyon, sıvı dengesi ve bazı otonom sinir sistemi işlevlerine de katkıda bulunur. Küçük bir beyin bölgesi olmasına rağmen, sağlığımızı korumada üstlendiği görev son derece büyüktür.

Beynimizdeki area postrema bölgesinin çalışma mantığı, “Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır” düsturunun ve görünüşte hoş görünmeyen olayların ardındaki rahmet ile hikmeti okuma hakikatinin bedenimizdeki bir tecellisidir. İlk bakışta insana sıkıntı ve ızdırap veren bulantı yahut kusma gibi hisler, yüzeysel bir bakışla “rahatsız edici ve kötü” birer durum gibi algılansa da, neticeleri ve gayeleri itibarıyla hayatı koruyan önemli bir hadiselerdir. Bedenimizde zehirlenmeyi önlemek için alarm veren bu küçücük merkez, Hafîz (koruyan) ve Hakîm (hikmetle iş gören) olan Zât’ın insan vücudunda çalıştırdığı mucizelerdir.

İnsan, yaşadığı bu tür fizyolojik sıkıntıların ardındaki nihai koruyucu amacı fark ettiğinde, sıkıntının arkasındaki rahmeti görür; hadiselere şikayetle değil tefekkürle yaklaşarak, en sıkıntılı anlarda bile yaratılıştaki düzeni okumanın huzurunu yaşar.