TR EN

Dil Seçin

Ara

Men Rabbüke?

Men Rabbüke?

İnsan bir yemek siparişinde bile, bir yandan da faturasını düşünüyor öyle ısmarlıyor. Bir gözü masada, bir gözü kasada insanın. Dünyada böyle de, ahiret için ne değişiyor; faturası olmayacak mı?.. İnsana yapılmış bunca masraf, bunca emek, karşılıksız olabilir mi?

“Beni bu güzel havalar mahvetti,” diyor Orhan Veli, “Böyle havada istifa ettim / Evkaftaki memuriyetimden… Eve ekmekle tuz götürmeyi / Böyle havalarda unuttum… Beni bu güzel havalar mahvetti.”

Kendini farklı havalara kaptırdı mı insan, neler olmuyor neler…

Hadi telafi imkanı olan şeyler neyse de; ya artık pişmanlığın fayda etmeyeceği durumlar. Asıl mahvolmak o değil mi?

Kâinatı içine alacak kadar sınırsız yeteneklerle donatılmış insan; bir bakıyorsunuz ki, önemsiz mi önemsiz bir şeyde boğulup gidebiliyor. Gökyüzünü yıldızlarıyla içine alacak bir ayna iken, dönüp küçücük toz tanesi gibi bir şeye dalıp gidiyor. 

İşte böyle oludu mu; kapıldı mı insan bu kısacık hayatın akıntısına başını kaldırıp yolun ilerisine bakmak gelmiyor aklına. Göze gelen kıl kadar bir şey, bir dağı göstermediği gibi, ebedi hayata ait konular yanında, kıl kadar yeri olmayan işler, insanı istikbaline kör ediyor. Ve merak etmez oluyor insan öldükten sonrasını. Neler olacak, neler görecek, neler yaşayacak?.. 

Konuşmalar hep dünya düzlemine çakılı kalıyor: “Şuyum eksik, buyum eksik, şuram rahatsız, buram ağrıyor, şu lazım, bu lazım…”

Oysa her şey bunlardan mı, buradan mı ibaret? Ne olacak bu hayatın sonunda? Yaptıklarımızla, yapmadıklarımızla sorumlu olduğumuz bir hayatın faturası nasıl olacak? Maliye korkusundan hesaplarını düzgün tutmaya çalışan insanlar, kabir sorgusu, mahşer mahkemesi için nasıl bir hazırlık yapmalılar? Hayatın muhasebesinde çıkan eksikleri, yapılacakları nasıl tamamlamak lazım? 

“Beni bu güzel havalar mahvetti,” diyelim ama şiir okumanın ne faydası olacak o zaman?

Filozoflar, felsefeciler, bilim dünyası bu hayattan ötesi için konuşmuyorlar, diyecek bir sözleri de olamaz zaten. Bundan dolayı da bu dünyaya odaklanıp ötesini ya görmezden geliyor, ya inkâr ediyorlar; olan peşlerine takılanlara oluyor… 

Oysa insana gerekli duygular, akıl, ne gerekliyse verilmedi mi? “(Onlara şöyle denilir:) "Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti.” (Fâtır suresi 37) 

İnsan bir yemek siparişinde bile, bir yandan da faturasını düşünüyor öyle ısmarlıyor. Bir gözü masada, bir gözü kasada insanın.

Dünyada böyle de, ahiret için ne değişiyor; faturası olmayacak mı?.. İnsana yapılmış bunca masraf, bunca emek, karşılıksız olabilir mi? 

Dersine çalışmayan öğrenci gibi kara kara düşünmek yerine, Rabbimizin teklifine cevap verelim. Zor bir şey de değil; iman edip, güzel işler yapalım, nimetlerine şükredelim, günahlardan kaçınalım. 

Allah’ın cömertliğini görelim. Bu kadar kolay işlerle bize Cennet gibi bir karşılık veriyor.

“Şüphesiz Allah, mü'minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da kesin olarak vaadetmiştir. Kimdir sözünü Allah'tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır.” (Tövbe suresi, 111)

O büyük başarıya erişelim ve orada sevinelim. Bu güzel sonuç, buradaki tutumlarımıza bağlı. Hayatın sorgusu var. Burada gözün kapanınca, öteye açılacak. En başka ve en büyük soru: “Men Rabbüke?” (Rabbin kim?) 

Bunun doğru cevabını bu hayatta vermemişse, orada ne diyecek insan! Merak etmemiş, sormamış, sorgulamamış, öğrenmemiş, okumamış, dinlememiş ise nasıl telafi edecek! Hele de umursamamış ise, halini anlatmaya kelimeler yeter mi! Kur’an’ın ifadesiyle, “Göklerde ve yerde nice âyetler vardır ki, insanlar onlara sırt çevirir de yanlarından geçer, giderler.” (Yusuf Suresi, 105) 

Geçer gider; ama neyi kaybettiğini hiç düşünür mü insan? Bir gülün, bir kelebeğin, bir gün batımı manzarasının insandan beklediği cevap vardır…

Cevaplar sınav devam ederken verilir. İmtihan biti mi, doğruyu bilmenin, anlamanın kazandıracağı bir şey de kalmaz. Burada söylersin, orada duyarsın; burada yazarsın orada kitabını okursun; burada yaparsın, orada onu bulursun…

Öyleyse aldanmayalım. Yediğimiz giydiğimiz burada kalıyor, şükrümüz bizimle geliyor; yaptıklarımız, kazandıklarımız kalıyor, sevaplarımız geliyor. Kefenin cebi yok derler. Ne güzel demişler. Dünya, dünyada kalıyor. Dünyadan, Rabbimizi razı edecek işlerle gidelim; yanımızda onları bulalım. Allah’ın verdiği hayatı, dünya için harcayıp tüketmeyelim. Âyette buyurulduğu gibi “Cennet karşılığında” Allah’a satalım ve güzel bir kâr, güzel bir başarı kazanalım.