Yasemin 39 yaşında. Kırkına merdiven dayamış ama hayat merdiveninden aşağı doğru hızla indiğinin de farkında. Bu onu çok korkutuyor. Gelecekle ilgili plan yapmasını engel oluyor. Mesleki kariyerinin en üst noktasına gelmek üzere. Yabancı bir şirkette genel yönetici yardımcısı olarak çalışıyor. İki yıl sonra en tepeye çıkabilirmiş. Oldukça dolgun bir maaş alıyor. Bu noktaya gelmek için epey uğraş vermiş. Ancak ulaştığı nokta onu çok da ilgilendirmiyor. Hayatınızın bu noktasında geriye doğru baktığınızda bu kadar çabaya değer mi diye kendime sormadan edemiyorum diyor.
Peki Yasemin hayatta mutlu mu? Bunu evet olarak cevaplamayı çok istermiş. Gerekirse tüm yaşamımı bu sorunun cevabının evet olması için harcardım diyor. İçinde hep bir boşluk duygusu yaşıyor. Bunu bir türlü aşamıyor. Bu duygusunu yenmek için bir çok yollar denemiş. Mesleki kariyerinin onun gönlünü dolduracağını düşünmüş. Yıllarca hep bunu beklemiş. Şu kariyeri de becerirsem olur demiş. Her kariyer basamağında, bu sefer de olmadı ama bir üst basamağa çıkarsam belki kalbim dolar demiş. Yine olmamış. Artık mesleki kariyeri kalbini dolduracak bir unsur olarak görmüyor.
Sonra imdadına aşk yetişmiş. Bir çok kereler aşık olmuş. Her aşık olduğunda kalbimi dolduracak gerçek aşkı henüz bulamadım demiş ve bir sonrakini beklemiş. Yine olmamış. Onu gerçekten o olduğu için saf bir sevgiyle seven birine rastlamamış. Kalbine huzur getirecek aşk olmayınca aşktan da yüz çevirmiş. Aşk yalnızca aşık olduğu süre boyunca sorunlarını dondurmaya yaramış.
Yasemin hayattan da yüz çevirmiş artık. Yaşamanın saçma ve anlamsız olduğuna inanıyor. “Geldik, gideceğiz, sadece yaşıyorum.” diyor. Sadece yaşıyor. Beklentileri varla yok arasında. Hayattaki çabalarının zoraki bir tutunma olduğunun farkında. Her gün işe gidip, işime dört elle sarıldığıma bakmayın diye uyarıyor. Başka bir tercihim olmadığı için böyle yapıyorum.
İntihar etmek aklına geliyor mu Yasemin’in? Bunu zaman zaman düşünüyor. Ama bunu yapacak cesareti yok. Korkuyor. Hayattan korktuğu kadar ölümden de korkuyor. Hatta ölümden daha da çok korkuyor. Ölümü bir hiçlik olarak algılıyor. Varlık da hiçlik de, her ikisi de onun için bir sorun. Hayatının başını da sonunu da sorunlu kabul ediyor. Bir hiç olmaktan korkmasaydı intiharı dener miydi? Hiç durmaz denerdi. Çektiği acılarla yok olup gitmek ilk başta sorunu çözücü gibi duruyor. Ama o kendinin değil, sorunlarının yok olmasını istiyor.
Yasemin anlamsızlıkla boğuşuyor. Başka bir derdi yok. Peki Yasemin gen haritalaması konusunda ne düşünüyor? Geleceğiyle ilgili bir umut vadediyor mu gen haritalaması? Örneğin gen haritalamasının başarılması insan ömrünü uzatabilir mi? Yasemin buna hiç inanmıyor. Tüm ölümler hastalıktan değil ki diyor. Üç yıl önce arkadaşlarıyla Ege denizinde yaptığı mavi yat gezisinde ciddi bir tehlike geçirmiş. Ölümle burun buruna gelmiş. Genlerinin haritası çıksa da çıkmasa da o an orada ölmesi an meselesiymiş. Sonra diyor: gen haritalaması trafik kazalarının, depremin, savaşın, terörün önüne geçemez ki. İnsan yalnızca hastalıktan ölmüyor diyor Yasemin. Sonra ekliyor: Uzun yaşamak isteyen de yok zaten.
Bu ne demek? Sorun bu dünyada uzun yaşamak değil diyor. Sorun bir anlam bularak yaşamak. Kalbin dolu olarak yaşamak. O kalbinin ve ruhunun şifresinin çözüme ulaşması ile huzura kavuşacak. Ruhunun şifresini ise bilim adamlarınca çözülebileceğine hiç mi hiç inanmıyor. O zaman ruhundaki bu şifre nasıl çözülecek? Bunu şimdilik bilmiyor. Nasıl ve nerede olacak bir fikri yok. Onu tümüyle kapsayacak bir şey çözebilir ruhundaki şifreyi.
Halen ruhunun şifresi çözülmüş değil. Şahsen diyor şu halimle bu dünyada, şu yalnızlık çeken kalbimle hiç de uzun yaşamak gibi bir isteğim yok. Eceli gelince ölmek istiyor Yasemin. Örneğin ciddi bir hastalığa yakalansa buna çok itiraz etmeyebilirim diyor. Eceli gelmeden bir ölümü de kendi gerçekleştiremiyor. Yasemin varlıkla yokluk arasına sıkışmış kalmış. Ben diyor, varlıkla yokluk arasında boğuşurken, Amerika Başkanı Bay Clinton’nun kalkıp gen haritalamasının başarıldığını, bununla insanların daha uzun süre yaşayacağını, bir çok hastalıkların önüne geçileceğini söylemesi bana bir şey ifade etmiyor. Hatta ona biraz da tuhaf bile geliyormuş.
Gen haritalaması ile bir ilaç bulunduğunu ve bu ilacı bir erkeğe verdiğimizi kurgulasak: bu ilaçla o erkeğin Yasemin’i Yasemin olarak sevecek duruma geldiğini varsayarsak böyle bir durum Yasemin’e ne ifade eder? Hiç bir şey diyor. Kendi seçimiyle değil ilaçla beni sevmiş olacak. Böyle bir şeyi asla istemem. Yine beni ben olarak sevmiş olamaz diyor.
Başka bir kurguya da karşı çıkıyor. Yine gen haritalaması ile bilim adamlarının hayatı daha iyi göstercek bir ilaç keşfetmelerine ne der? Sorun diyor kendinizi iyi hissetmek değil. Var oluşun gizemini çözmek. Varoluşun gizeminin damarlarına enjekte edilmesini hiç istemiyorum. Burda benim çabam olmalı. Emek vermeliyim. Varoluşun anlamı zihnime yatmalı. Kalbimin içine yerleşmeli: Bir robot değilim ben.
Son soru olarak bir Yaratıcı’ya inanıp inanmadığını soruyorum ona. Bu konuda gidip geliyorum diyor. Yıllar önce annesi öldüğünde Yaratıcı’yı dünyasından silmiş. Annesinin ölümünden Tanrı’yı sorumlu tutmuş. Tanrı’nın annesini elinden aldığını düşünmüş. Buna çok içerlemiş. O gün diyor bir kalemde Tanrı konusunu silip attım. İçim Ona karşı öfke doluydu. Annesi Tanrı’ya karşı sevgi doluymuş. Ona hiç isyan etmezmiş. Ona isyan etmeyince de yaşadığı olaylara isyan etmezmiş. Bir gün aklına annem ölümünden memnun olabilir mi diye bir soru gelmiş. Kanser hastası olan annesinin ölümünden hoşnut olabileceğini düşünmeye başlamış. O gün hayatımdaki dönüm noktalarından biriydi diyor. Onun bu dünyada yaşamasını istemeyi bencillik olarak kabul ettim. O zamandır Tanrı’ya olan isyanım ve öfkem yavaş yavaş zayıfladı.
Ruhundaki şifreler Yaratıcı ile ilişkisini daha da derinleştirmesi ile çözülebilir mi? Yasemin gülümsüyor. Konuyu bu noktaya getireceğinizi biliyordum diyor. İnsanın ruhundaki şifrelerin çözümünün Yaratıcı’nın elinde olduğunun bilincinde Yasemin. Çünkü başka bir çok şeyi denemiş ve başarılı olamamış. Makam, mevki, ün, aşk, para, bilim. Bunların hiç birine güvenmediğini söylüyor. Bunlar sadece bir oyalanma. Kalbinin derinliklerinde bir yer hep Yaratıcı’yı arzuluyor. Ama diyor, içimdeki bir şeyler, ne olduklarını tam olarak kestiremiyorum, Ona tümüyle inanmamı, tümüyle kendimi Ona bırakmamı engelliyor. Belki de Ona tümüyle inanırsam, yaşamımda tamı tamına büyük değişiklikler yapmam gerekecek. Buna kendisini şimdilik hazır hissetmiyor. Belki bir gün diyor. Bir gün belki hazır hale gelirim.
