46 Yazı Muhiddin Yenigün

Yazar Profili »

Cevherden Mücevhere

Ağustos 2014, 452 157 Görüntülenme Eklenme Tarih: 13 Nisan 2020 19:06 Muhiddin Yenigün

 

Bir kuyumcu vitrinini süsleyen altın takıların nasıl yapıldığını, o güzel şekillere nasıl kavuştuklarını hiç düşündünüz mü?

En başta sadece kuyumcu ve cevher vardır. Sonra kuyumcu cevhere vereceği şekli belirler. Modele göre kullanılacak yöntem de farklılık gösterir. Bazı modeller için maden sıvı hale gelene kadar ateşle muamele edilip, yani eritilip kalıplara dökülür, bazı modeller için tabaka kesilip çekiç ve testere gibi aletlerle şekil verilir. Bazı modeller içinse altın haddeden geçirilip tel haline getirilir.

Bütün bu yöntemler bir açıdan cevhere yapılan zulümmüş gibi görünse de, neticede vitrinin önünden geçerken insanların (özellikle hanımların) dönüp bakacağı bir mücevher olur.

Rabbimiz de bize verdiği maddî ve manevî yeteneklerle bizi bir cevher gibi yaratmış. Bize verdiği bu cevheri de cennete lâyık bir mücevhere dönüştürme imkânımız var.

Öncelikle, bu dünyaya cevherimizi şekillendirmek için gelmişiz. Bizi en güzel şekle kavuşturacak yolları ve usulleri de Rabbimiz yüce kelâmı Kur’an’la göndermiş. Ayrıca, örnek modeller olan peygamberleri ve son mükemmel model olarak da Efendimizi (asm) bizlere yollamış ki, görerek örnek alalım…

Elbette, kuyumcuların altın cevherini şekillendirmekte kullandığı araçlar gibi, Rabbimiz de bazı araçları var etmiş.

Acaba içimizdeki cevheri bir mücevhere dönüştürmemizi sağlayacak bu araçlar neler olabilir?

Bu araçlar, başta nefsimiz ve tâbi tutulduğumuz imtihanlardır.

Nefsimizle mücadelemizde başarılı olup imtihanları da geçebilir, sonunda kendimizi kuyumcuya beğendirebilirsek güzel ve değerli modellerin bulunduğu vitrin ve tezgâhlarda kendimize bir yer bulabileceğiz. Yalnız burada birinci şart kuyumcunun beğenmesi.

Ya model eğri, yamuk ve bozuk olursa?

O zaman, hurdaların arasında farklı bir işleme tabi tutulmaya...

Ama bu defa kendini düzeltme şansı yok, o fırsat gitti. Düzeltme kuyumcunun yöntemleriyle…

Kâh potada erimeye kâh çekiçle ezilmeye kâh haddeden geçmeye. Ama sonuçta o şekle gelinecek. Cennete girecek olgunluğa ulaşmadan cennete giriş yok.

Cennetle ilgili düşünüp hayal kurarken çoğumuzun gözden kaçırdığımız bir nokta vardır. Bu dünyada yasak olan şeyleri orada serbestçe yapabileceğimizi düşünürüz. Hatta buradaki bazı hesaplarımızı, kinlerimizi oraya taşıyacağımızı zannederiz.

Düşünmeyiz ki bu dünyaya o kinleri, o kötü düşünceleri budamak için gelmişiz.

Düşünmeyiz ki o özellikler cennete lâyık özellikler değil ve cennete giremez.

Düşünmeyiz ki cennetin yolu onlardan kurtulmaktan geçiyor.

Düşünmeyiz ki o eğrilikler ya burada düzelecek ya da orada düzeltilip öyle gidilecek cennete.

Nasıl düzeltileceği de malûm. Ateşle, çekiçle, haddeyle.

Evet, çeşit çeşit azaplar var cehennemde. Hani herkes ateşini dünyadan kendisi getirir denir ya! Bazen dünyada düzeltilmeyen eğrilikler, orada bizatihi azap olur insana.

Meselâ, sadece cennetin varlığı bile cehennemdeki insan için azaptır. Cennet olmasa, cehennem azap vermez. (Hutbe-i Şâmiye, Hikmet Pırıltıları, 78)

Nasıl mı?

Cehennemde azap görmekte olan bilir ki, kendisinin içinde bulunduğu sıkıntılı hâle karşılık bazıları cennette sefa sürmektedir. Bu dayanılacak bir şey değildir onun için. Hâlbuki bu haset düşünce cennette bulunamayacağı için belki sahibinin orada olma sebebidir. Dünyadayken kendinde olmayan şeylere sahip kimselere karşı sabır ve tevekkül yerine kin güttüğü için ve bu vasfını dünyada bırakmayıp ahirete taşıdığı için oraya atıldığını anlayana ve bundan vaz geçene kadar azap devam edecektir.

Ayrıca başka suçlardan orada olan için de cennetin varlığı azaptır. Orada olmasına sebep olan suçu neyse, eğer zamanında o suçu işlemese veya tövbe etse belki cennette olacağını bilmek ve bunun yol açtığı pişmanlık, insan için hafife alınamayacak bir azap olsa gerektir.

Yukarıda bahsettiklerimizden, eğrilikleri düzeltilen, yani suçlarının cezasını çeken insanın eninde sonunda cennete gideceği gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Bu sonuca şöyle bir düzeltme gerekir ki: Bu bahsettiğimiz durum dünyada iken doğru şekilde iman edenler için geçerlidir.

İmanı olmayanlar için maalesef cevherden bahsedemiyoruz. Dünyada oldukça gösterişli bir takıya dönüşseler bile kuyumcu vitrininde yer alamazlar. Çünkü orada ancak altın takılar sergilenir. Gereği gibi iman etmeyip cevherleri bozulanların yeri, seyyar tezgâhlar ve ucuz mal satan dükkânlar olabilir ancak. Yani bu güzel vasıflarından dolayı bir karşılık elde etseler bile, dünyada iken Allah’ı inkâr eden için dünya hayatı bittikten sonra hiçbir şekilde cennete giden bir yol yoktur.

Rabbimiz bizi ve sevdiklerimizi doğru ve kâmil imandan ayırmasın.

 

 


Ağustos 2014, 452 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Ölmeden Önce Sorulması Gereken Sorular

Hayatımız soru sorup cevap vermekle geçiyor.

Devamı »

Her Şeye Hazırlıklı Olmak

Her ne kadar binlerce ev yapılır bahsedilmez de yıkılan bir ev haberi ayyuka çıkarılır; binlerce sağlıklı doğum görmezden gelinir de, bir sakat doğum her bültende ezberletilir… Depremsiz yıllar değil de birkaç dakikalık deprem konuşulur. Sağlıklı yıllar değil de hasta olunan birkaç gün konuşulur… İşte böyle nazarların hazırladığı haberlerden bol bol deprem, virüs, salgın, çığ, sel, ölüm haberlerini nefesimizi tutarak izliyoruz…

Devamı »

Hayal

Devamı »

Mezhepler Hakkında Sorular ve Cevapları

Mezhepler Meselesi II

Devamı »