TR EN

Dil Seçin

Ara

Kararsızlıklarımız, Seçimlerimiz ve Mutluluğumuz

Kararsızlıklarımız, Seçimlerimiz ve Mutluluğumuz

İmkânı ve fırsatları olup, isteyenler bile neden bir türlü karar veremeyip evlenmekte zorluk çekiyorlar? Neden evlenenlerin büyük bir kısmı ya mutlu olamıyor ya da ayrılıyor? Özel üniversiteler ve bunca fırsat ve bilgi çokluğu ile beraber neden pek çok genç bir türlü ne okuyacağına ne meslek seçeceğine, karar veremiyor? En iyisini, en yakışanını bulmak yolunda bir gömlek, bir elbise için kaç tane mağaza gezmemiz gerekiyor?

İmkânı ve fırsatları olup, isteyenler bile neden bir türlü karar veremeyip evlenmekte zorluk çekiyorlar? Neden evlenenlerin büyük bir kısmı ya mutlu olamıyor ya da ayrılıyor? Özel üniversiteler ve bunca fırsat ve bilgi çokluğu ile beraber neden pek çok genç bir türlü ne okuyacağına ne meslek seçeceğine, karar veremiyor? En iyisini, en yakışanını bulmak yolunda bir gömlek, bir elbise için kaç tane mağaza gezmemiz gerekiyor? 

 

Bir zamanlar Bağdat’ta bütün malını yiyip bitiren bir mirasyedinin hikayesi anlatılır. Paralar suyunu çekince bir gece rüyasında büyük bir hazineye kavuşabilmesi için Mısır’a gitmesi gerektiğini görür. Vakit kaybetmeden yola koyulur. Fakat yol ona çok ağır gelir, aç kalır, perişan olur. Utandığı için, geceleri dilenmeye karar verir. Fakat gece olup adamcağız dilenmeye başladığında bekçi onu hırsız sanarak yakalar ve bir güzel döver. “N’olur vurma,” der “Sana gerçeği anlatacağım.”

Anlatınca bekçi hayret eder. “Sen ne akılsız adamsın! Hiç, bir rüya için bu kadar yol gelinir mi? Ben yıllardır rüyamda Bağdat’ta şu sokakta, şu evde hazine var diye görürüm, ama bunun için yollara düşmedim.” der.

Adamın keyfine diyecek yoktur. Bekçinin bahsettiği ev onun evidir. Geri dönüp evine gider. Kazıp hazineyi bulur.

Tunuslu arkadaşım Zainab, Müslümanlar için tasarlanmış özel bir evlilik uygulaması sayesinde tanıştığı, daha sonra negatif cevap verdiği bir Türk’ün ısrarlı mesajlarından bahsederken, bir yandan da bana, cuma günü buluşacağı Pakistanlı bir doktorun resmini gösteriyor. Çok kısmeti olmasına rağmen bir türlü evet diyemiyor. Gruptan başka bir arkadaşımız Sumra ise, ailesi tarafından “Dünyanın en seçici kızı” olarak anılıyor.

İmkânı ve fırsatları olup, isteyenler bile neden bir türlü karar veremeyip evlenmekte zorluk çekiyorlar? Neden evlenenlerin büyük bir kısmı ya mutlu olamıyor ya da ayrılıyor? Özel üniversiteler ve bunca fırsat ve bilgi çokluğu ile beraber neden pek çok genç bir türlü ne okuyacağına ne meslek seçeceğine, karar veremiyor? En iyisini, en yakışanını bulmak yolunda bir gömlek, bir elbise için kaç tane mağaza gezmemiz gerekiyor? 

Bu soruların çok fazla cevabı olabilir; fakat fazla seçeneklerimizin olması, en iyisini seçip daha mutlu olmamızı sağlaması gerekmez miydi? Herhangi bir şey ile mutlu olmamız için kaç yer gezmeli, neler yaşayıp, ne tecrübelerden sonra ona ulaşmalıyız? Hikayedeki adam gibi biz de yanı başımızda, hatta çoğu zaman içimizde olan mutluluğu yoksa uzak diyarlarda mı arayıp durmakla meşgulüz?

 

Mutluluk Deneyleri

 

Stanford’da bir yüksek lisans öğrencisi olan Sheena İyengar lüks bir markete ara sıra gittiğini fakat ne zaman buraya gitse bir şey alamadığını fark eder. Oysa bu markette yüzlerce farklı çeşit ketçap, 500’den fazla farklı sebze ve meyve, 2 düzine şişe su markası gibi, almak istediğiniz şeyler için çok fazla seçenek vardır. 

Sheena marketin idarecisini ziyaret eder ve insanlara bu kadar seçenek vermenin işe yarayıp yaramadığını sorar. İdareci ona her gün, kameraları ile gelen, otobüsler dolusu turistleri gösterir. Sonuçta bir deney yapmaya karar verirler. Deney için reçeli seçerler ve girişe reçel tatmak ve satın almak için bir tezgâh kurarlar. Markette 348 farklı reçel türü satılmaktadır. İlk deneyde tezgâhta 6 çeşit reçel vardır, İkincisinde ise 24. Bu iki farklı durum için tezgâhın başında kaç kişinin durduğuna ve sonuçta kaç kişinin reçel satın aldığına bakılır. Tezgâhta 6 çeşit olduğunda, önünden geçip markete girenlerin %40’ı durup reçellerin tadına bakar. Duranların %30’u reçel satın alır. Tezgâhta 24 çeşit olduğunda ise geçenlerin %60’ı durur, fakat duranların sadece %3’ü reçel alır. Yani 24 çeşit reçel daha fazla insanın durmasını sağlamasına rağmen; 6 çeşit reçel deneyenler, 24 çeşit deneyenlere göre 6 kat daha fazla satın almışlardır.

Beynimiz önümüze gelen seçenekleri değerlendiriyor ve sonuçları ile ilgili tahminler yapıyor. Biz de kararlarımızı bu tahminlere göre vermeye çalışıyoruz. Bazı soruların cevabı basit gibi görünüyor, bazıları ise daha karmaşık, fakat uzun vadede insan çok zaman yanılabiliyor. Kendisini çok mutlu edeceğini sandığı şey aslında ona mutluluk getirmeyebiliyor veya sevmediği bir şey, hakkında hayır getirebiliyor. Örneğin ne kadar çok seçeceğimiz varsa o kadar iyi sanıyoruz. Oysa “aşırı seçenek yüklemesi” denen bu durumda insanlar karar vermekte zorlanıyor.

Şu aşağıdakilerden hangisi başınıza gelse daha çok mutlu olursunuz?

• Yılbaşı piyangosunu kazanmak

• Trafik kazası sonucu belden aşağısı felç olmak

Sorunun cevabı için fazla zamana ihtiyaç olmasa gerek. Kim ikincisini seçer ki? Üstelik bu iki grup arasında çok fazla fark olmalı. Yani piyangoyu kazananlar çok çok mutlu olmalı, sakat kalanlar ise çok çok mutsuz olmalı.

İşin ilginç tarafı bu iki grup insanla ilgili toplanan veriler var.1 Araştırmanın sonuçlarına göre piyango kazanan ve hiç bilet bile almayan kontrol grubunun mutlulukları arasında bir fark yok. Hatta bilet almayanlar, piyangoyu kazananlara göre günlük sıradan işlerden daha fazla zevk alıyorlar. Piyango kazanmanın ilk heyecanı geçtikten sonra, günlük sıradan şeyler fazla keyifli olmamaya başlıyor. Mutluluk konusunda bu iki grup ile sakat kalanlar arasındaki fark ise çok az. Onların günlük hayattaki olağan şeylerden keyfini azaltan şey ise geçmiş hallerine odaklanıp üzülmeleri.

Yapılan pek çok araştırmaya göre bir seçimi kazanıp kaybetme, sevgiliden ayrılma ayrılmama, terfi alma veya almama, üniversiteyi kazanma veya kazanmama, doktor veya darbukacı olma ve benzeri pek çok olay bizi sandığımızdan çok daha az etkiliyor. Bir araştırma, insanların çok önemli hayati bir travma geçirmelerinden üç ay sonra—bazı istisnalar dışında—mutluluklarının eski seviyesine geldiğini gösteriyor.2

 

Neden? İnsanlar bu kadar kısa bir zamanda eski hallerine nasıl dönebiliyorlar?

 

Çünkü mutluluk dışarıdan alınan değil, içimizde yapabileceğimiz bir şey… İnsanda “psikolojik bağışıklık sistemi” olarak adlandırılan çoğu bilinçsiz algı sistemleri var. Bu sayede insanlar kendi içinde bulundukları küçük dünyaları ile ilgili görüşlerini değiştirip, elindekiler ile daha mutlu olmayı becerebiliyorlar. Allah’a inancı ve güveni kuvvetli, musibet ve farklı imtihanların da ahirette bir karşılığı olduğunu bilen insanlarda da bu sistemin daha iyi çalıştığına belki şahit olmuşsunuzdur.

Diğer sahabeler açlıktan karnına bir taş bağlarken kendisi iki taş bağlayan, hayatında biri hariç tüm evlatları vefat eden Efendimiz (asm) sabahlara kadar “şükreden bir kul” olarak namaz kılar. Ömrü hapis ve sürgünlerde, zehirlenme ve sayısız işkence altında geçen Bediüzzaman hazretleri ise “Ey nefsim!” diye kendine hitap ederken “Yetmiş üç sene, yüzde doksan adamdan ziyade zevklerden hisseni almışsın. Daha hakkın kalmadı,” der.3

Kendisi ve çok sevdiği kardeşleri haksız yere hapiste iken onlara gönderdiği mektuplarda, “Yakınınızda bulunmakla çok bahtiyarım,” diye yazar ve “Küfür ve dalâlet dışında her türlü halimiz için Allah’a hamd olsun,” der. “Belki sevmediğiniz şey hakkınızda hayırlıdır.”4 hakikatini hatırlatır.

 

Sentetik Mutluluk ve Doğal Mutluluk

 

Elimizdekilere razı olup, halimizden memnun olup, içimizde oluşturduğumuz mutluluğa “sentetik mutluluk”, istediğimiz şeyleri elde ettiğimizdekine ise “doğal mutluluk” diye adlandırır isek; sanki sentetik mutluluk diğerine göre aynı kalitede değilmiş, daha değersizmiş gibi geliyor. Bazen “Demek ki böylesi hayırlıymış,” cümlesi aslında büyük hayal kırıklıklarını ifade edebiliyor.

Peki bu doğru mu? Gerçekten sentetik mutluluk diğerine göre daha mı aşağı? Elbette böyle düşünmeliyiz(!)… Çünkü her istediğini elde etmeden, sürekli bir şeyler satın almadan da aynı şekilde mutlu olacağına inanan dervişlerle dolu bir dünyada ekonomik çarkların dönmesi mümkün değil.

İşte yanıldığımız bir nokta da bu. Biri size hediye etse, tarlanızı kazarken bulsanız, hatta gökten de üstünüze düşse bir altın liranın değeri değişmediği gibi sentetik mutluluk ve doğal mutluluğun da bir farkı yok.

Elindekilerle mutlu olmanın, bu mutluluğu içimizde oluşturmanın mümkün olduğunu gösteren ve sonuçları pek çok kez tekrarlanan bir sosyal deneyde,5 deneklere 6 tane tablo verilip bunları en sevdiklerine göre sıralamaya koymaları istenir. Sıralama yapıldıktan sonra dolapta fazla resimler olduğu ve isterlerse bir tane yanlarında götürebileceği söylenir. Dolapta fazla kalanlar ise 3 ve 4. olarak seçilen resimlerdir. Genellikle 3. alınmak istenir, çünkü 4.’ye göre daha çok beğenilmiştir. 

Bir süre sonra denekler tekrar çağırılıp, aynı altı resmi en sevdiklerine göre tekrar sıralamaları istendiğinde ise ilk eve götürdükleri ve kendilerinin olan resmi, neredeyse tamamı, en başa koyarlar. İşte bu, istediğini elde edemediği zaman mutluluğu sentezlemek, “Bendeki en iyisi, diğerleri ondan daha kötü,” demek değilse nedir?

Deneyde iki farklı grup insan vardır. İlki sıradan insanlardır. İkinci grup ise fazla alkol kullanmaktan veya başka sebeplerden dolayı yeni hafıza oluşturamayanlardır. Onlar da aynı ilk grup gibi 6 farklı resmin içinden birini seçerler. Fakat deneyi yapan kişi yarım saat sonra tekrar geldiğinde ne deneyi yapanı ne de hangisini seçtiklerini hatırlayamazlar. Fakat şaşırtıcı şekilde onlar da kendilerine verilen resmi ikinci sıralamada en başa koyarlar.

 

“Alayım, Beğenmezsem Değiştiririm.”

 

İlk görüşmenize geç kalan bir adamla belki evlenmezsiniz, ama evlendikten sonra bunu tekrar tekrar yaparsa, zaten altın gibi bir kalbi var, hem çok dürüst dersiniz. Evim biraz küçük ama en azından merkezi; ya da biraz uzak ne yapalım, ama en azından geniş ve rahat dersiniz; ve yine hayat devam eder. Siyah ve olgun üzümleri asmanın üzerinde görüp canı çeken fakat bir türlü ulaşamayan tilki “Zaten ekşi,” der.

Eğer değiştiremeyeceğimiz şeylerin iyi taraflarını görüp, güzel düşünemez isek hayat çekilmez bir hale gelir. Allah herkese bu kabiliyeti vermiş; ama bazılarının bunu diğerlerinden daha iyi yaptığını; bazı durumların ise bu işi becerebilmeyi daha da kolaylaştırabildiğini görüyoruz. 

Harvard’da siyah-beyaz fotoğraf kursu açılır.6 Öğrenciler kendileri için fotoğraflar çeker ve karanlık odada bunlardan iki tanesinin basımını yaparlar. Kursun sonunda katılanlara resimlerden bir tanesini seçmeleri söylenir. Diğer resim kurs için kendilerinden alınacaktır. Katılanların iki gruba ayrıldığı deneyde ilk gruba seçimden hemen sonra geride kalan resmin İngiltere’ye postalanacağı söylenir. Yani bu gruptakilerin kararı değiştirilemez. İkinci gruba ise 4 gün içinde fikirlerini değiştirirlerse tek bir e-posta veya telefon ile kolayca bunun mümkün olduğu, hatta evlerine getirileceği söylenir.

Bunun devamında 3-6 gün öğrencilerin ellerindeki resimden memnun olup olmamaları ile ilgili takipler yapılır. Sonuçta resmi değiştirme şansı olmayanların ellerindekinden memnun oldukları, diğerlerinin ise değiştirme süreci boyunca kararsızlıkla kendilerini üzdükleri ve hatta zaman bitip değiştirme şansı ortadan kalksa bile yine memnun olamadıkları gözlemlenir.

“Evleneyim, eğer anlaşamazsak boşanırız.”, “Şu işe veya okula bir kapak atayım, beğenmezsem değiştiririm.” diyenlerin neden çoklukla mutlu olamadıklarını anlamak zor değil. 

 

Güzel Gör, Güzel Düşün, Hayatından Lezzet Al

 

Bazen ne kadar yanıldığımızı gösteren başka bir örnek de istediğimiz seçimleri yapabilme ve fikrimizi değiştirebilme özgürlüğünün bizi daha mutlu edeceğini sanmak. Oysa seçim yapma ve yaparken de fikrini değiştirebilme ihtimalinin olduğunu bilme sentetik mutluluğu öldürüyor. Psikolojik bağışıklık sistemi sıkıştığımız ve değiştiremeyeceğimiz durumlarda en iyi çalışıyor.

Deneylerle elde edilen veriler, hem korkularımızı hem de istek ve arzularımızı aslında ne kadar da abartabildiğimizi gösteriyor. Shakespeare, “İyi veya kötü diye bir şey yoktur, düşünmek onu öyle yapar,” der. Sizce de öyle midir? Grip olup yatmakla, güzel bir yere yemeğe gitmek, para kazanmakla kaybetmek aynı mıdır?

Tabi ki hayır… Bazı şeyler diğerlerine göre daha güzeldir, daha çok keyif verir, daha caziptir. Bir bahçeye girdiğinde iyisini güzelini toplamak ister insan. Yapabileceğinin en iyisini yapmaya çalışır. Fakat dünya ile ilgili olan ve sonuçta geçip gideceği kesin olan hiçbir şey ne fazlaca abartmaya ne de çok fazla hırs ile peşinden gitmeye değecek kadar iyi değildir. Bunun yanında helalse hesabı; haramsa azabı; musibet veya hastalıksa sevabı vardır.

Bir şeyden çok korkmak veya bir şeyi çok fazla istemek, şükür ve kanaat yerine hırsla peşinden gitmek ise insana çok hatalar yaptırabilir. Hep bir adım ötede, şunu bunu elde ettikten sonra ulaşacağını sandığı mutluluğun hayali ile elindeki güzelliklerin farkındalığında olmayabilir. Hatta aşırı abartılmış korkuları ve arzuları ile, mutlu olma yolunda tercihler yaparken, güzel şeylere ulaşmak yolunda elindekileri, hatta dürüstlüğü gibi daha önemli değerlerini kaybedebilir. 

Bazen de insan içten bir şeyi istese ve doğru şeyleri yapsa da istediği olmayabilir. Hatta Allah, kişi ile kalbi arasına girebilir. İşte yapabileceğimiz her şeyi yaptıktan sonra, burada kadere teslim ve Allah’ın merhametine güvenme devreye girer, insan yine ümitsizliğe düşmez. Güzel görür, güzel düşünür ve hayatından lezzet alır.

 

Kaynaklar:

1. Lottery winners and accident victims: is happiness relative? Brickman et al.

2. Immune Neglect: A Source of Durability Bias in Affective Forecasting, Gilbert et al.

3. Emirdağ Lahikası, sf 148

4. Bakara Suresi, 2:216.

5. Do amnesics exhibit cognitive dissonance reduction? Lieberman et al.

6. Decisions and Revisions:The Affective Forecasting of Changeable Outcomes, Daniel Gilbert, JaneE. Ebert