TR EN

Dil Seçin

Ara

Bu Zamanda Kadın Olmak / 1. Bölüm: Barbie

Bu Zamanda Kadın Olmak / 1. Bölüm: Barbie

Bu zamanda aile hayatının ve

dünyevî ve uhrevî saadetinin ve

kadınlarda ulvî seciyelerin inkişafının sebebi,

yalnız daire-i şeriattaki âdâb-ı İslâmiyetle olabilir.

(Hanımlar Rehberi, sf. 13)

“Kıbrıs’ta kadınlar Venüs tanrısına yeteri kadar ibadet etmiyorlardı. Venüs onları utanma duygularını alarak cezalandırdı. Çok yetenekli bir heykeltraş olan Pygmalion ise edepsizleşen kadınlara çok üzüldü. Onlardan uzak durmaya ve fildişinden ideal kadının heykelini yapmaya karar verdi. Sanatçının eseri o kadar güzel olmuştu ki, sonunda ona aşık oldu ve gerçek bir kadın gibi davranmaya başladı. O kadar içten dua etti ki, Venüs, heykeli gerçek bir kadına dönüştürdü.”

 

Hikaye, bir sanatçının sanatını ne kadar sevdiğine işaret ettiği gibi, Yunan mitolojisindeki pek çok efsane gibi, fiziksel güzelliğin gerçek kemal ile özdeşleştirildiğini de gösteriyor.

 

Pygmalion’un heykeli bana, 2023 yılında bir film ile canlandırılan Barbie’yi hatırlatıyor. Barbie, güzelliği, bebeği, köpeği, olağanüstü öz geçmişi ile ideal bir kadın. Hayaller süsleyen evi, gösterişli kıyafetleri, üstü açık arabası, ve yakışıklı Ken ile “mükemmel” bir hayatı var.

 

Ruth Handler tarafından tasarlanan ve kızı Barbara ile isimlendirilen Barbie ilk kez 1959 New York oyuncak fuarında dünya yüzüne çıktı. Doğduğu ilk günden itibaren hep tartışma konusu oldu. Öncelikle Barbie bir bebek değildi, yetişkin bir kadın görünümündeydi. Fakat aşırı zayıftı ve ayakları ikinci sınıfa giden bir çocuğunki kadardı. 1963’te çıkan versiyonu, içinde “Yemek yeme!” yazan bir diyet kitabı ile birlikte geliyordu. Konuşma kutusu olan bir Barbie: “Matematik çok zor!” diye tekrarlıyordu. Bu halleriyle kızlara akıllı, zeki olmak, çalışmak önemli değil de, güzel ve zayıf olmak önemli izlenimini veriyordu ve pek çok annenin tepkisini çekti.

 

Üretici şirket Mattel eleştirileri yersiz buldu. Ne de olsa Barbie 1963’te, Neil Armstrong Aya gitmeden 4 yıl önce astronot; doktorların sadece %9’u kadınken 1973’de doktor olmuştu. “Bütün kadınlar ev hanımı olmaya yönlendirilirken Barbie bunların çok daha ilerisinde,” idi. “Kızlarda beden imajında bir problem var ise, bu ortalıkta gezen aşırı zayıf mankenlerin ve annelerin suçu,” değil miydi?

 

Resim 1: İş kadını Barbie, 1963

 

Resim 2: Astronot Barbie, 1965

 

Resim 3: UNICEF Elçisi, 1989

 

Resim 4: Deniz Piyade Askeri, 1992

 

Resim 5: Başkan Adayı, 1992

 

Resim 6: Beyzbolcu Barbie, 1998

 

Resim 7: Basketbolcu Barbie, 1998

 

Resim 8: Bilgisayar Mühendisi Barbie, 2010

 

Mattel anneler konusunda pek haksız sayılmaz. Annelerin bu noktadaki etkisini doğrulayan araştırmalar var.1-3 Annelerin yeme alışkanlıkları, kızlarına bedenleri ile ilgili yorumları, özellikle de medyanın bu noktadaki mesajlarını önemsemeleri ve içselleştirmeleri, kızlarda negatif etki ve patolojilere neden oluyor. Fakat, küçük kızların Barbie ile oynadıklarında beden imajlarının kötü etkilendiğini gösteren araştırmalar da var.4-6

 

2010’da yapılan bir deneyde7, ana okulu kızlarına 3 farklı bebek verilir: zayıf, normal kilolu, ve şişman. 3 yaşındaki kızlarda bile farklı görevler için seçim, çoğunlukla en zayıf olan yönündedir.

 

Büyüdüklerinde etkilerin kaybolup kaybolmadığını, kaybolmadı ise ne kadarının bilinç altında etki ettiğini bilemiyoruz. Daha kötüsü ise başka bir araştırmanın8 kilolu ve obez hanımların insan ilişkisi gerektiren mesleklerde daha az işe alındıklarını, iş verilse bile zayıflara nazaran %5 daha az maaşla çalıştırıldıklarını göstermesi. İş eğer hasta bakıcılığı gibi fiziksel güç de gerektiriyor ise daha çok tercih ediliyorlar. Erkeklerde ise kilolu, obez, veya zayıf olanlar arasında herhangi bir maaş farkı görülmüyor. Eğer toplumda böyle bir eğilim var ise, çocukların bunu hissedip aynı yöne meyletmesi çok normal.

 

Barbie’nin, kızları için pozitif bir etki yaptığını, politikacıdan astronota kadar her şey olabileceğini ilham ettiğini düşünenler de, kızları için imkansız bir güzellik standardı ortaya koymasından dolayı satın almayı reddedenler de oldu. Tek bir bebek ile, tüm kadınları temsil etmesi ise imkansız. Barbie’nin sözde mükemmelliği de birçok kızın sinirine dokunuyor. Tüm bu tartışmalara rağmen Barbie satışları sürekli arttı.

 

Yıllar boyu kızlar, yetişkin hallerini düşünüp, hayal güçleri ile neler yapabileceklerini Barbie’ler ile oyuna döktüler. Bazıları bu sayede belki bir mesleği aklına koydu. Bazısı ise küçüklüğünde Barbie’ye güzel kıyafetler giydirdiği gibi büyüdüğünde de, en güzel kıyafet ve ayakkabıların peşine düştü. Bazısı onun gibi zayıf olabilmek için hep diyetlere girdi ve saçını sarıya boyadı.

 

Barbie kadar popüler bir tüketim malı mıdır bunlara etki eden, yoksa Barbie sadece meydanda olan ve iyi satılan bir kültürü mü yansıtmaktadır? Amerika’nın tüm sosyal problemlerini bir bebeğe yüklemek haksızlık olur. Fakat etkileşimler hep iki yönlüdür.

 

Barbie Feminist Kızlar mı Yetiştirdi?

 

Feminist hareket ile ilgili çok eleştiriler yapılabilir. Yıllar içerisinde baktığımızda ise hareketin kızlar üzerinde bariz etkisini görebiliyoruz. Gerçekten şu anda kızlar NASA’da astronot olmak için de, mühendis olmak için de çalışıyorlar. Erkekler tarafına baktığımızda ise batıda buna denk, erkeklere yönelik bir hareket yok. Global olarak kızlar ve erkekler yakın sayılarda okula başlıyorlar. Zaman geçtikçe okulda başarılı olma, yüksek notlar alma, mezun olmada kızlar erkekleri geçiyorlar.10-11 Daha fazla kız üniversiteye giriyor, ve yine daha fazla kız okulu bir noktada bırakmadan üniversiteden mezun oluyor.12 Erkekler kadınlara göre daha fazla alkol ve uyuşturucu kullanıyor,13 video oyunlarına daha fazla bağımlılık gösteriyorlar.14 Belki de kızlar “sefahette hiçbir vecihle erkeklere yetişemedikleri”15 için kendilerini derslere veriyorlar.

 

Barbie Satışları Düşünce

 

2014’ten sonra Barbie’nin satışları başka markaların çıkması ile düşmeye başlayınca şirket farklı çareler aramaya başladı. Sadece Hasbro adlı şirket Elsa ve diğer Disney prensesleri ile Mattel için $500 milyon kayba neden olmuştu. 2015’te satışlar $900 milyon düşünce, Mattel farklı saç ve ten rengindeki Barbie’lerin ardından minyon tipli, balık etli ve uzun boylu Barbie’leri çıkardı. Tabi bunların kıyafet ve ayakkabıları birbirine uymuyor, ve ayrı kategorilerde satılıyor.

 

Küçük kızlar, balık etli Barbie’ye “şişko” diyor. Anneler ise bir kıza hediye götürülürse, “Acaba kız alınır mı?” diye düşünüyor. Bir bebeğe bu kadar kimlik ve anlam yüklemek ilginç gelse de genel kültür ve kızların beden imajları hakkında verdiği ipuçları görmezden gelinemiyor. Değişimler ise kar anlamında Mattel’e yine çok kazandırdı.

 

2023’te, $1,5 Milyar Hasılat Yapan Barbie Filmi Çevrildi

 

Hayatımda bir filmin bu derece tellallığının yapıldığını ilk kez görüyorum. Nereye gitsem, neyi açsam önümde beliriyor. Farklı mağazalarda Barbie filmi ürünleri için ayrı bölümler açılmış. Yetişkin kadınlar, bir araya gelip pembeler giyip sinemalara gidiyor. Birbirlerini “Merhaba Barbie!” diye selamlıyorlar.

 

Tüm bu Barbie çılgınlığı içerisinde beni derinden etkileyen bir şey karşıma çıktı. Bu, bir haber sitesinde9 rastladığım, filmde geçen bir monoloğun transkripti idi. Sahne şu şekilde:

 

“Kadın olmak kelimenin tam anlamıyla imkansız….

‘İnce olmalısın, ama çok ince olmamalısın. Ve hiçbir zaman ince olmak istediğini söyleyemezsin. Sağlıklı olmak istediğini söylemen lazım, ama aynı zamanda ince olmalısın. Paran olmalı, ama para isteyemezsin, çünkü görgüsüzlük olur. Patron olman lazım, ama kimseye kötü davranma. Sen liderlik et, ama başkalarının fikirlerini ezme. Anne olmayı sevmelisin, ama sürekli çocuklarından bahsetme. Kariyer sahibi olmalısın ama her zaman başkalarını düşünmelisin. Erkeklerin yanlış davranışlarının hesabını sen vermek zorundasın, bu delilik, ama bunu belirtirsen sana dırdırcı derler, hep şikâyet ediyorsun derler. Erkekler için güzelliğine dikkat etmelisin, ama onları cezbedecek veya diğer kadınları rahatsız edecek kadar güzel olmamalısın. Çünkü onlarla kardeşsin.

Ama her zaman göz alıcı ol, dikkat çek, kendini göster. Ve her zaman haline şükret. Ama asla unutma ki sistem bozuk ve hileli. Bunu kabul et, ama her zaman haline şükret. Sakın yaşlanma, asla kaba olma, gösteriş yapma, bencil olma, sakın düşme, başarısız olma, asla korktuğunu gösterme, asla sıradan olma. Çok zor! Çok çelişkili ve kimse sana madalya vermiyor veya teşekkür etmiyor! Ve aslında her şeyi yanlış yapmakla kalmıyorsun, aynı zamanda her şey senin suçun.’

Kendimi ve her kadını, insanlar bizi sevsin diye kendimizi işin içinden çıkılmaz hallere sokmamızı izlemekten gerçekten bıktım.”

Haber, çekim sırasında sahneyi canlandıran America Ferrera, modern kadının hislerini anlatan bu konuşmayı yaparken, yönetmen hanımın,  ağladığını ve konuşma bittiğinde, etrafına baktığı zaman, sette herkesin ağladığını gördüğünü anlatıyor.

 

Haklı… Gerçekten de ağlanacak bir durum… 2024… Her türlü özgürlüğün olduğu, kadının isterse bekçi, isterse pilot olduğu, teknoloji ile en zor işlerimizin kolaylaştığı, herkesin istediği gibi giyindiği, tesettürün bir esaret olarak görüldüğü bir dönemde yaşıyoruz. Bu serbestiyet ve teknoloji çağının üzerindeki perdeyi kaldırdığımızda, modern kadının hisleri bu mu olmalı idi? Sanki üzerinden 500 gr’lık bir ağırlık kaldırılmıştı da, yüreğine dağlar yüklenmişti. Bunca özgürlük ve medeniyetin kadına getirisi bu muydu? Kalp, ruh, ve aklı böyle elemli olan bir insana, bedenen özgür olsa, istediğini giyse, istediği yere gitse de özgür denilebilir miydi?

 

Bir kadın olarak ben en son ne zaman kendimi tam anlamı ile özgür hissettiğimi düşündüm. Ama gerçekten… Kuşlar gibi… Aklıma ilk gelen zamanların ise ne güzel kıyafet, ev ve arabalarla, ne de dünyalık bir başarı veya makamla ilgisi vardı. Mekke ve Medine’de kısa kaldığım dönemdi aklıma gelen. Gidip kendi feracemi ve peçemi kendim aldım. Ne eşim vardı yanımda alırken, ne annem ve babam. Kimse zorlamadı beni. Üzerimde pembe renkten, kalbimde bu kadınların hissettiklerini söylediği ağırlıktan da eser yoktu. Mescid-i Nebevi, Kabe, ve Arafat’ta olduğunuz zaman dünya ile ilgili her şey silikleşiyor, en önemliler bile merkeziyetini kaybediyor, fonda kalıyor. Her zaman bu hali yakalayabildiğimi söyleyemem. Aslında çoğunluk itibarı ile yakaladığımı söyleyemem. İşler güçler, çocuklar, okul, ödevler içerisinde farkındalığımı yitiriveriyorum. Kusurlu olmak insan olmanın gereği. Ama gerçek özgürlüğe giden yolun siyasi, finansal, ticari güçten, onay ve takdirden geçmediğini anladım. Bunlar elbette ki gerçek ve görmemezlikten gelinemiyor. Fakat hayatın merkezinde Allah’ın rızası ve kulluk konulduğu ve diğer her şey bunların hesabına olduğu zaman anlam kazanıyor. Aksi halde her biri elinizi ayağınızı ayrı bağlıyor, dahası kalbe ağırlık oluyor.

 

Cins-i Latif

Modern kadına, “Sen zayıf ve nahifsin,” deseniz alınır. Güçlü görünmeye çalışır. Gerçekten çok güçlü ve sabırlı hanımlar var. Fakat güçlü olan birinin, güçlü görünmeye çalışmasına gerek var mı? O zaten güçlüdür. İçi ekmek gibi ufalanan birinin zoraki güçlü gözükmeye çalışmasında ne mana var? Zoraki görünmeye çalışıyorsanız, aslında öyle olmadığınız anlamına gelir. Bunu ne kadar devam ettirebilirsiniz?

 

Yukarıdaki konuşma ilk karşıma çıktığında o kadar şaşırdım ki, üzerinden 3 kere geçtiğimi hatırlıyorum. Daha sonra yönetici konumda olan birkaç hanımın bir dergi için röportajları da üzerine geldi. Sizin için kısa bir-iki alıntı yapayım:

1. “Hayal edemeyeceğim kadar çok para kazanıyordum. Çok başarılıydım. Ama çok mutsuzdum. Bir arkadaşım bana, ”Hiç bırakmayı düşündün mü?” diye sordu. “Ben hayatımda hiçbir şeyi bırakmadım,” dedim. “Eğer bu kadar mutsuzsan, neden korkuyorsun,” dedi. Olduğum yerde dondum. İlk refleks cevabım: “Ben hiçbir şeyden korkmam,” idi. Ama aslında hiç düşünmemiştim bunu. Fakat sonra anladım ki, ‘insanlar ne düşünür’ diye korkuyordum. Önceliklerimi tekrar gözden geçirmem gerektiğini anladım.”

2. “İlk başladığımda o kadar hırslıydım ki, alabildiğim her projeyi alıyor, ve kalabildiğim kadar ofisten çıkmıyordum. İnsanlar niye 6’da işi bırakır çıkar anlamıyordum. Bir süre sonra, ‘Nereye kadar?’ diye düşünmeye başladım. Ben hayatımın böyle mi geçmesini istiyordum? Ofiste yaptıklarım dışında başarmak istediğim başka bir şey yok muydu?”

3. “‘Bize diyorlar ki, hem aile kur çocuk sahibi ol, hem de iyi bir işin olsun.’ Ama ikisi arasındaki dengeyi kurmak çok zor ve her zaman altından kalkamıyoruz. Bu yüzden çoğu zaman kendimizi başarısız hissediyoruz.”

 

Princeton gibi iyi bir okulda okuyan bir kız ise, okul gazetesinde yazdığına göre: “Bir kariyer istediğime emin bile değilim. Evlenmek, evde durmak, ve çocuklarımı yetiştirmek istiyorum. Neyim var benim? Sorunum ne?” diyordu.

 

19. yy’da bir dönem umumi tuvaletlerin, kadın, erkek, ve zenci olarak ayrıldığı Amerika’da özgürlük savaşçısı, siyahi Sojourner Truth’un, “Ben kadın değil miyim?” sözlerinin üzerinden uzun zaman geçti. Kölelik kalktı. Amerika’da kadınlar, 1920’de oy verme hakkını, 1974’te kendi adına banka hesabı açma hakkını elde ettiler. O zamandan bu zamana kadınları koruma ile ilgili pek çok kanun yürürlüğe kondu. Fakat bunların kadınların haklarını tam anlamıyla koruduğunu veya mükemmel işlediğini düşünmek ise ayrı bir nahiflik.

 

Nasıl, bir dönem sömürgeci düzen ve transatlantik köle ticareti ile biyolojik farklılıklar insanları ezmek için kullanılıyordu ise, kadının biyolojik farklılıkları da sanki ona farklı bir şekilde eziyet etmeye basamak yapılıyor. Bir taraftan kendisine güç ve mevki verilirken, diğer taraftan içi boşaltılıp, önemli değerleri elinden alınıyor, maddi yönü öne çıkan bir objeye dönüştürülüyor. İçindeki fıtri sesleri duymaması için her türlü gürültü yapılıyor.

Evet, Barbie’nin o “mükemmel” evinde ve hayatında 50’den fazla mesleği olmuştu, fakat o hiçbir zaman realite ile yüzleşmek zorunda kalmamıştı. Pembe tüylü çizmeleri ve minik ellerini kirletmeden de paleontolog olabilir, bebeğini nereye bırakacağı endişesini hiç taşımadan rahat rahat başkanlık seçimleri için eyalet eyalet dolaşabilirdi. Kadınlar için zaman içinde hayat çok değişti. Barbie yetişemiyorsa çok zorlamamak lazım. Ne de olsa o topuklu ayakkabılarla ne kadar hızlı gidebilir ki?

 

Barbie 1 Kaynaklar:

1. Cooley E, Toray T, Wang MC, Valdez NN. Maternal effects on daughters’ eating pathology and body image. Eat Behav. 2008 Jan;9(1):52-61. doi: 10.1016/j.eatbeh.2007.03.001. Epub 2007 Mar 28. PMID: 18167323.

2. Hanna AC, Bond MJ. Relationships between family conflict, perceived maternal verbal messages, and daughters’ disturbed eating symptomatology. Appetite. 2006 Sep;47(2):205-11. doi: 10.1016/j.appet.2006.02.013. Epub 2006 May 15. PMID: 16701919.

3. Benninghoven D, Tetsch N, Kunzendorf S, Jantschek G. Body image in patients with eating disorders and their mothers, and the role of family functioning. Compr Psychiatry. 2007 Mar-Apr;48(2):118-23. doi: 10.1016/j.comppsych.2006.08.003. Epub 2006 Nov 7. PMID: 17292701.

4. Dittmar H, Halliwell E, Ive S. Does Barbie make girls want to be thin? The effect of experimental exposure to images of dolls on the body image of 5- to 8-year-old girls. Dev Psychol. 2006 Mar;42(2):283-92. doi: 10.1037/0012-1649.42.2.283. Erratum in: Dev Psychol. 2006 Nov;42(6):1258. PMID: 16569167.

5. Harriger JA, Schaefer LM, Kevin Thompson J, Cao L. You can buy a child a curvy Barbie doll, but you can’t make her like it: Young girls’ beliefs about Barbie dolls with diverse shapes and sizes. Body Image. 2019 Sep;30:107-113. doi: 10.1016/j.bodyim.2019.06.005. Epub 2019 Jun 22. PMID: 31238275; PMCID: PMC6857835.

6. Rice K, Prichard I, Tiggemann M, Slater A. Exposure to Barbie: Effects on thin-ideal internalisation, body esteem, and body dissatisfaction among young girls. Body Image. 2016 Dec;19:142-149. doi: 10.1016/j.bodyim.2016.09.005. Epub 2016 Sep 30. PMID: 27697597.

7. Harriger, Jennifer & Calogero, Rachel & Witherington, David & Smith, Jane. (2010). Body Size Stereotyping and Internalization of the Thin Ideal in Preschool Girls. Sex Roles. 63. 609-620. 10.1007/s11199-010-9868-1.

8. Shinall, Jennifer Bennett, Occupational Characteristics and the Obesity Wage Penalty (October 7, 2015). Vanderbilt Law and Economics Research Paper No. 16-12, Vander