TR EN

Dil Seçin

Ara

Mart 2013

post-title

Mart 2013, 435

Abone Olun

 

Merhaba sevgili okuyucularımız…

Dünyamızın ve ülkemizin gündemi hızla değişiyor. On yılda olacak işler, şimdilerde bir yılda, bir ayda oluyor ve insan, bu hızlı değişime ayak uydurmakta zorlanıyor. Zaman öylesine hızlı geçiyor ki, bir hafta sonra yine aynı güne çabucak geldiğimize inanamıyoruz bir türlü…

Biz dünyayı, zamanın ve mekânın son derece dar bir aralığından seyrederiz. Sınırlarımız, bulunduğumuz an ve yaşamakta olduğumuz yerden ibarettir. Şu anda yaşadığımız şehir, bugün, bu dakika… İşte bizim dünyamız bu kadar dar bir alana hapsolmuştur. Ancak bu küçük ve dar dünya, bize geniş bir âlem olarak gözükür. Sanki bulunduğumuz mekândan başka bir yer yokmuş, bütün zaman bizim yaşadığımız andan ibaretmiş ve hiç bitmeyecekmiş sanırız. Onun için küçük olaylar gözümüzde büyür; pek yakın bir gelecek, gözümüze uzak görünür.

Birkaç yıllık bir ömür bize hiç son bulmayacakmış gibi görünürken, Kur’an Hz. Nuh’un (as), kavmi içinde geçirdiği 950 seneyi birkaç cümlede özetler. Oysa o ömür içine nice hadiseler, nice çileler sığmıştır.

Evet, insan hayatı ne kadar uzun da olsa kısadır ama ucuz değildir. Hiç değmeyecek, geçici şeyler uğruna harcanacak kadar ucuz, asla değildir. Allah bize kendisini bildirmiş ve iyi birer kul olmamızı istemiştir.

Hayatının merkezine Allah’ı koymayanlar, her zaman için küçük ve değersiz işlerin peşinde koşmaya mahkûmdurlar.

Gerçekte hayatımız Allah’a ve ahirete inanmakla anlam kazanabilir ancak. Sonsuzun yanında geçici olanın hiçbir anlam ve değeri yoktur.

“Allah dilediği kimse için rızkı bollaştırır da, daraltır da. Onlar ise dünya hayatıyla şımardılar. Lâkin âhiretin yanında dünya hayatı az bir nasiplenmeden ibarettir.” (Ra’d, 26)

Varlık amacını sorgulamayan; yaşıyor, görüyor, duyuyor, yiyip içiyor olmasını yeterli görerek bunların gerçek sebebini düşünmeyen bir insan, şu kısa dünya hayatında çok çeşitli sevdalara ve rüyalara dalarak yaratılış gayesinden uzaklaşmaktadır. Peşinen eline geçeni sevmekte, geçici nimetleri sonsuz ve sınırsız olana tercih etmektedir. Oysa Allah’ın bu dünyadaki güzellikleri bize göstermesi ve bunca nimeti istifademize sunması, ahiretteki nimetlerin ne kadar güzel olabileceğini anlamamız içindir. Yoksa bunlarla oyalanıp Allah’ı, ahireti unutalım diye değildir.

Herkesin yüzünü döndüğü bir yön vardır. Ama aslolan, Allah’a döndüğümüz yöndür. Dünya ve içindeki insan da gerçek istikametini böyle bulacaktır. Gerisi yalan, hem de koca bir yalan... Yalan dünyada şeytanın işi çok. Sonunda yanan ve aldanan, yine insan oluyor.

Ölümler, değişen mevsimler, dünyada her şey birer işaret taşıyor ibret almamız için.

Kim bilir, yolculuğumuzun son durağına yaklaşmışızdır da haberimiz yoktur. Ölmeden önce yapılması gerekenlerin kitaplarını yazanların en başa bu zikrettiklerimizi koymaları gerekir. Çünkü ömür, iki defa değil, bir defa yaşanır. “Bu hızlı gidiş nereye ve ne içindir?” diye sormayan, uyanışını ertelemektedir.

Öğrenme yeteneği, Allah’ın insana en büyük bir hediyesidir. Yaşananlardan ibret alıp almaması da artık ona kalmış bir şeydir.

Hayat iki nefes arasındadır. Aldığımızı varsaysak da, vereceğimizden emin olamayız.

Tatmadığımız kalmadı hayatta. Bir ölüm kaldı şimdi… Bakalım, dolu mu boş mu, hangi elle, hangi amelle göçüyoruz yarına… Son durak öncesi son ikaz; günlerimizi birbirine benzemekten kurtarmak mı istiyoruz? Öyleyse ölümün aynasında hayatımıza bakıp kendimize bir çeki düzen vermeliyiz ve yeniden doğmalıyız geç olmadan.

***

Sevgili dostlar,

Konulardaki çeşitlilik ve muhtevadaki zenginlik, bu sayımızda da yeni yazarların katılımıyla artarak devam ediyor. Lütfedip takdir ve tebriklerini ileten okuyucularımıza biz de teşekkür ederiz. Dualarınıza lâyık olmak için zevkle ve azimle çalışıyoruz.

Prof. Dr. İbrahim Hasgür, dikkat çekici araştırmalarda bulunuyor. Yine ilginizi çekecek bir Kur’an mucizesini bizlere sunuyor. Rasim Özdenören, Zafer’deki ilk yazısına “Başlamak bitirmenin yarısıdır” başlığıyla ‘bismillah’ diyor. Herkesin yakından tanıdığı bu kalem erbabına ‘hoş geldin’ diyoruz. Muhammed Bozdağ, iç dünyamızı sarsacak bir yazı dizisiyle yeniden ‘merhaba’ diyor. Banu Yaşar, geçen ay başladığı önemli bir konuyu bu ay tamamlıyor. Anne ve babalar için bir yol haritası olacak inşallah. Volkan Tuzcu yine yepyeni bir araştırmayla karşımızda. Bağışıklık sistemimizdeki harika bir mekanizmaya dikkatleri çekiyor. Bu ayın gündemdeki konusu Doç. Dr. Kâzım Uysal’dan: “Cemre neden suya geç düşer?” Prof. Dr. Sefa Saygılı’nın araştırması da ilginizi çekecek cinsten. Metin Karabaşoğlu bir aylık aradan sonra, yine uyarıcı ve uyandırıcı bir yazıyla sayfalarımızda.

Bu ay Bediüzzaman Hazretleri’nin vefat yıldönümü münasebetiyle ağırlıklı olarak onun hayatına dair yazılara yer verdik. Ve bir de hayatını anlatan enfes bir şiir var…  Mustafa Özcan’ın, “Meryem Cemile ve Bediüzzaman” başlıklı yazısı da bu sayımıza renk katıyor.

Emeği geçen bütün yazarlarımıza teşekkür ediyoruz. Sizlere zevkle okuyacağınıza inandığımız bir sayı sunuyoruz. Sizlerin de yeni okuyucular ve dostlarla paylaşacağınıza inanıyoruz.

Allah’a emanet olunuz.

Bizden hareket, Mevlâ'dan bereket...

...

Zafer’de yayınlanan yazılar hakkındaki her türlü dilek ve görüşlerinizi zaferdergim@gmail.com adresine bekliyoruz.

Not: Değerli yazarımız Metin Karabaşoğlu kardeşimizin kayınpederi muhterem insan Salih Şirvan’ı geçtiğimiz ay ebediyete uğurladık. Zafer Ailesi olarak kendisine Allah’tan rahmet diliyoruz ve geride kalan aile fertlerine de taziyelerimizi sunuyoruz.

 

 

Dergideki Yazılar