ARAMA SAYFASI

Cemre, Neden Suya Geç Düşer?

Cemre, canlı veya cansız bir varlık değildir. ‘Cemre düştü’ ifadesi ile hava, su ve toprakta kış soğuklarının kırılmaya, sıcaklığın hissedilmeye başladığı anlatılır, baharın yaklaştığı müjdelenir.

 

Cemre, canlı veya cansız bir varlık değildir. ‘Cemre düştü’ ifadesi ile hava, su ve toprakta kış soğuklarının kırılmaya, sıcaklığın hissedilmeye başladığı anlatılır, baharın yaklaştığı müjdelenir.

Halk arasında birinci Cemre’nin 20 Şubat’ta havaya, ikinci Cemre’nin 27 Şubat’ta suya, üçüncü Cemre’nin ise 6 Mart’ta toprağa düştüğü varsayılır. Aslında meteorolojik olarak ısınma sırası; toprak, hava ve su şeklindedir. Çünkü Güneş ışınları ilk olarak havayı ısıtmıyor. Önce toprak ısınıyor, ısınan toprak da havayı ısıtıyor. Su ise en son ısınıyor. Çünkü suyun özgül ısısı (ısınma ısısı) çok yüksektir. Yani bir gram suyun sıcaklığını artırmak için çok fazla enerjiye ihtiyaç vardır. Bir başka ifade ile su kendi ısınmadan çok fazla enerji depolayabilmektedir. Bundan dolayı su geç ısınır, geç soğur. Yani dolayısıyla cemre en son suya düşer.

Peki neden su geç ısınıp geç soğuma özelliğiyle yaratılmış? Suyun bu özellikte yaratılmasının hikmeti nedir?

Bunun bize çok büyük faydası vardır. Suya böyle bir özellik takdir edildiği için, dünyamızda çok fazla sıcaklık dalgalanmaları olmaz. Kışın hava soğusa da deniz ve okyanuslar yaz aylarında depoladığı enerjiyi yavaş yavaş verdiği için dünyamızda çok soğuk ve çok sıcak şartlar yaşanmaz. Baraj yapılan yerlerde iklimin yumuşaması da bundan dolayıdır.

Ya böyle yapılmasaydı ve cemre en son suya düşmeseydi ve dünyamızda şimdiki kadar büyük su kütlesi olmasaydı; işte o zaman yaşam için uygun şartlar da oluşmayacaktı. İşte hayatı yaratıp Hayy olduğunu gösteren Allah (cc.), herşeyi hayata hizmet edecek şekilde yaratarak, varlıkları belli özelliklerde takdir eden Mukaddir ve herşeyi bilen Alîm olduğunu böyle göstermiştir. Suyun yapısını da hayata hizmet edecek şekilde belirlediği için, sular geç ısınmakta dolayısıyla cemre en son suya düşmektedir. 

Suya bu özelliğin verilmesinin faydaları bu kadarla bitmez. Bütün canlılar %60-70 veya daha fazla oranlarda su ihtiva eder. Canlı bedeninde su miktarının fazla olması ve suyun özgül ısısının yüksek olması, canlıda da ani sıcaklık değişimlerini önler. Özellikle karada yaşayan sıcakkanlı canlılarda vücut sıcaklığının fazla değişmemesi gerekir. Önemli derecede düşmesi de yükselmesi de hayati risk oluşturur. Oysa canlıda besin sindirimi ve kullanımı, kasların kasılması gibi işlemlerde yüksek miktarda ısı açığa çıkar. Yarattıklarının ihtiyaçlarını onlara vererek merhametini gösteren Rahman’ın bir nimeti de tam burada görülür. Vücuttaki suyla, açığa çıkan bu fazla enerji tutularak vücut sıcaklığının ani yükselmesine engel olunur. Böylece yapısal proteinlerin ve enzimlerin hasar görmesi önlenmiş olur. Ayrıca yaz sıcaklarında ve kış soğuklarında da vücut sıcaklığının ani yükselmesi veya düşmesinin önüne geçilmiş olur.

Suyun özgül ısısı, örneğin hava veya demir gibi düşük olsa idi, canlı vücudu çok fazla sıcaklık değişimlerine maruz kalacaktı. İşte canlılar ani sıcaklık değişimlerine maruz kalmasın, hayat olumsuz etkilenmesin diye cemre en son suya düşmektedir.

Suda yaşayan canlılar bizim gibi sıcakkanlı değil genelde soğukkanlıdır. Yani insanlar gibi vücut sıcaklığını ayarlayacak sistem verilmediğinden kan sıcaklıkları suya yakın seyreder. Sistemleri bu şartlara ayarlandığından dolayı, balıkların kan sıcaklığı yaz ve kış mevsimlerinde önemli derecede değişim gösterdiği halde bu hayati bir risk oluşturmaz. Ancak su sıcaklığının ani değişimlerine dayanamayan balıklar, eğer su sıcaklığı da havadaki gibi hızlı değişse idi, buna dayanamayıp öleceklerdi. İşte herşey kontrol altında olduğu için sular geç ısınır, yani cemre en son suya düşer ve içinde yaşayan canlılar için en iyi ortam sağlanmış olur.

Kışın topraktan verilen rızık kısmen kesilir. Âlemlerin Rabbi, bu sefer de buz gibi sudan rızık gönderir.

Balıklar soğukkanlı yaratıldığı için cemre suya geç düşüyor. Acaba balıklar neden soğukkanlı yaratılmışlar sorusu akla gelebilir. Bunun cevabı da; hem balıkların, hem de insanların iyiliği içindir. Mesela balıkların vücut sıcaklıkları sabit olsa, yani ortam sıcaklığına bağlı olarak değişmese idi; kan sıcaklığını sabit tutmak için çok fazla enerji harcayacaklardı. Özellikle soğuk sularda yaşayan balıklar ve diğer soğukkanlı hayvanlar besinlerden aldıkları bütün enerjilerini sıcaklık ayarlaması için kullansalar bile yine de yetmeyecekti. Soğuk sularda sıcaklık ayarlaması için çok fazla enerji harcanacağından, büyüme ve gelişme de oldukça yavaş olacaktı. Oysa buz gibi sularda bile balıklar gayet semiz ve etli oluyorlar. Çünkü sıcaklık ayarlaması için çok fazla enerji harcamayıp besinlerden alınan enerji metabolizma ve ete dönüşümde kullanılıyor. Karada yaşayan sıcakkanlı hayvanların en zayıf olduğu kış mevsiminde bile suda yaşayan hayvanlar gayet besili oluyorlar.

Mevsim kış, hava soğuk, zemin karla kaplı, insanlara topraktan gönderilen rızık kesilmiş ama, Rabbimiz bu sefer de buz gibi sudan semiz, yağlı, lezzetli balıkları gönderiyor. Topraktan gönderilen rızkın azaldığı kış mevsiminde insana sudan rızık göndermeyi murat eden Rabbimiz balıkları kasıtlı olarak soğukkanlı yaratmış, balıkları böyle yarattığı için de cemrenin en son suya düşmesini takdir etmiş.

Rabbimiz ne güzel yapıyor. Dünyada hayatı yaratıp, hayat için dünyayı hazırlıyor. Yarattıklarının bütün ihtiyaçlarını karşılamakla cömertliğini, rızık verici ve âdil olduğunu gösteriyor.

Rabbimiz herşeyi ne güzel yapıyorsun! Güneş de senin, ışığa ihtiyacı olan canlılar da senin. Denizler de senin, içinde yaşayan balıklar da senin. Mahlûkatın en şereflisi yaptığın insan da senin, insanın ihtiyacı olan rızıklar da senin. Sofra da senin, misafir de senin. Hâsılı, mülk umumen senin…