28 Yazı Ayten Yadigâr

Yazar Profili »

Kutlu Doğum ve Cemre

Nisan 2017, 484 39 Görüntülenme Eklenme Tarih: 22 Mayıs 2019 12:37 Ayten Yadigâr

 

Puslu bir Pazar sabahı… Gökyüzünü kaplayan bulutlar gün ışığına geçit vermiyorlar… Grinin hâkimiyeti ufukta deniz ve göğü bir kılmış. Gemiler ilk bakışta sanki havada asılı kalmışlar hissi veriyor insana. Manzara insanlığın ve insanlığa dair olanın belirsizliklere mahkûm edildiği ve neredeyse görünmez hale geldiği günümüz dünyasını çağrıştırıyor. Havadaki kasvet derin bir nefes ihtiyacı ile yüreği sıkışan devasa bir insanlık şahs-ı manevisinin gerilimi ve sancısı adeta. Bir nefes… Bir hayat… Ama hayat gibi hayat…

Kur’an’da buyuruluyor:

“Siz ey iman edenler! Size hayat bahşeden bir (diril)işe çağırdıklarında, Allah’ın ve O’nun Elçisi’nin davetine icabet edin!” (Enfal, 24)

Bahar ayları… Havalar değişken… Bir süre devam eden güneşli günler yerini puslu yağışlı havalara bıraktı bile. Güneşi görüp içi kıpır kıpır olan insanlar şimdi grinin ağırlığı altında ezildiklerini ifade ediyorlar sık sık. Şikâyeti ne kadar sever olduk. Oysa şikâyetle yorgunluğumuzu daha bir katlamaktayız. Ah, bir bilsek…

Allah Resulü (sav) buyuruyor:

“Bilseler yapmazlardı.”

İstanbul yolu üzerinde evlerin bacalarından göğe yükselen dumanlar henüz kış bitmedi mesajını veriyor. Diğer yandan ağaçları bezeyen rengârenk çiçekler “vakit bahardır” demekteler. Soğuk ve zorlu kış günlerinden sonra kurumuş narin dalların bahar çiçekleriyle taçlandığını görünce bir tebessüm konuveriyor yüzünüze ister istemez. Ruhta bir hafiflik… Bir umut yeşermesi… Bir sükûnet… Kasvet dağılıp gidiveriyor…

Âlemlere Rahmet Efendimizi (sav) hatırlamak da benzer duygulara sevk ediyor insanı. “Cemre gibi düştün kâinatın kışına.” diyen şair ne güzel ifade etmiş. Demek ki kâinatın ve insanlığın da mevsimleri var. Kimi zaman ilkbahar coşkusu, kimi zaman sonbahar hüznü sarıp sarmalamakta koca âlemi. Sadece toprağı değil yürekleri kavuran yazlar gibi sadece bedenleri değil ruhları üşüten kışlara da şahit olmakta bütün bir varlık.

Mesela insanlıktan uzak düşmek, yeryüzünde niçin var olduğunu unutmak, insan olma sorumluluğunu yerine getirmemek… İşte bunlar hem karanlık hem kış demek insanlık için… Cahiliye karanlığı ve ruhun üşüdüğü kışlar başka bir ifadeyle. Rahman ve Rahim olan âlemlerin Rabbi, her şeye rağmen müjdecilerinden mahrum bırakmamış gaflet ve delalet ehlini. Müjdeleyen ve uyaranların en sonuncusu, Âlemlere rahmet Efendimizin teşrifiyle de adeta insanlığın kışına cemre düşmüş… O’nun kutlu doğumu kıyamete kadar yankısı devam edecek bir bahar müjdesini taşımış yeryüzü sakinlerine.

“Kutlu Doğum”… O Mekke’de bir yetim olarak dünyaya gelmişti. Çok küçük yaşta öksüzlüğü de tatmıştı yüreciği. Önce dedesinin ve daha sonra amcasının yanı derken cahiliye karanlığına gömülmüş bir toplum içinde tertemiz kalarak yetişmişti yine de. Ticaret ahlakı ve evlilik hayatı ile hep güzel örnek olmuştu birlikte yaşadığı insanlara. Kutlu bir doğumla dünyayı teşrif eden, herkesin sevdiği ve güvendiği o güzel insan, ömrünün olgunluk çağında bir başka “kutlu doğumu” gerçekleştiren kişi olacağını nereden bilsindi. Evet, bu doğumla cahiliye karanlığından bir medeniyet dünyaya gelecekti. Her doğum gibi bu da zorlu ve sabır isteyen bir süreç olacaktı. Rabbine güvenerek tek başına yola çıkan Nebi’nin azığı iman, gayret, sabır, tevekkül ve rıza idi. Yüreğinin ta derinliklerinde kök salan imanı ile coğrafyalara değil yüreklere talipti. Nitekim yürek yürek genişleyen kutlu halka tarihte eşine az rastlanır bir değişimi gerçekleştirerek “kutlu bir doğuma” imza attılar ve insanlığa Medine’yi, medeniyeti hediye ettiler.

Kutlu doğum öncesi ve sonrası nice çetin şartlarla mücadele edildi. Asrı Saadet diye adlandırdığımız o dönem her şeyin güllük gülistanlık olduğu, hiçbir sorunun yaşanmadığı bir dönem değildi elbette. İnsanın olduğu yerde sorunların olmaması mümkün mü? Bir yanda karşı safta yer alanların düşmanlıkları, diğer yanda maddi imkânların yetersizliği. Bir de farklı mizaçtaki insanları bir ideal etrafında toplamaya çalışırken yaşanabilecek her türlü zorluk ve sıkıntı. Lider olma sorumluluğundan çok kul olma sorumluluğuyla titreyen bir yürek.

Çöl denince aklımıza ilk gelen kızgın sıcaklar oluyor. Ancak o çöl sıcağında ne sonbahar ayazları, ne zemheri kışları yaşandı sırf bir bahar müjdesini taşıyabilmek için tüm insanlığa kim bilir? Yılmadılar, yollarına devam ettiler. Mekke’nin babasız büyüyen yetimi tüm insanlığı kuşatan bir şefkatle babalığın zirvesi oldu… Ve Veda Hutbesi’nde görevini lâyıkıyla yapıp yapmadığına dair titreyen yüreği ashabından aldığı cevaba Rabbini şahit tutarak sözlerini tamamladı. Hüznün yoldaşlık ettiği ömrünü tamamlayıp Yüce Dost’una giderken “Bundan böyle baban üzülmeyecek” muştusunu verip yüreğini ferahlatıyordu Fatıması’nın.

Ey Allah’ın Rasulü! Bu dünyadan niceleri geldi geçti. Sen bir gölgelik olarak gördüğün bu dünyanın en şerefli misafiri, en güzel yolcusuydun. Seni tanımasak kendi ellerimizle daralttığımız dünyalarımızda sıkışıp kalacak, belki de nefes alamayacaktık. Bir hava değişimi, bir olumsuzluk, bir sıkıntı zannettiğimiz şey veya zorluk yetecekti şikâyete kahretmeye. Bıraktığın miras ve örnek hayatın bizler için büyük bir teselli ve ümit kaynağı. Çağlar öncesinden bugüne ulaşan soluğun, modern hayatın madde kapanına sıkışmış milyonların bezgin ruhlarını halen diriltmekte ve insanlar Seni hatırlarında tuttukları müddetçe hayat karşısında duruşlarını muhafaza etme yolunda güç kazanmaktalar.

Çünkü,

“Sen olunca sitem yok, serzeniş yok, eyvah yok.”

Duamız odur ki; havaya, suya, toprağa düşen cemrenin adım adım baharın gelmekte olduğunu haber vermesi gibi Nisan ve Kutlu Doğum da yüreklere düşen cemre olsun. Yürekler kaynaşsın, birlik ve beraberlik pekişsin. Milletçe tecrübe ettiğimiz şu zorlu süreç geride bıraktığımız bir kış olsun, vatan coğrafyasına bahar böylece gelsin.

 

 


Nisan 2017, 484 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Şiddetin Kaynağı da Çözümü de Ailede

İnsan nedir? Niye var? Doğduğunda kucakta sevgiyle taşınan, vefat ettiğinde omuzlarda ebedi âleme uğurlanan bir muhterem varlık nasıl oluyor da bu ikisi arasındaki ömründe şiddet, cinayet, zulme bulaşabiliyor. Ya zalim oluyor ya da mazlum…

Devamı »

Ben Olmak, Biz Olmak

İnsanoğlu kendini gerçekleştirmek, anlamlı bir hayat sürmek istiyor. Milyarlarca benzeri arasında bir fark ortaya koymak, bir artı değer üretmek… Öylesine geçip gitmemiş olmak… Dünya yolculuğunu mutlu, huzurlu, kalben mutmain bir şekilde yapmak… Göçtükten sonra da ardında güzel izler bırakmış olmak, hayırla yad edilmek geride kalanlarca… Ben kimim? Niçin yaşıyorum? Bu çaba, emek, koşturma ne diye? Benden/ bizden geriye ne kalacak?..

Devamı »

Yolculuğu Güzel Kılan Yolcu Olmak

“Yolun Sahibi”ne hamd olsun, kendinden asırlar sonra gelen biz garip yolculara böylesi güzel bir örneklik bırakan “En Güzel Yolcu”ya da selam olsun!..

Devamı »

Hesabî Bir Dünyada Hasbî Nesiller Yetişir mi?

İnsani değerlerle donanmak veya bunlardan mahrum kalıp sayısal değerler ve rakamlar üzerinden bir anlam dünyası inşa etmek iki kavramı çağrıştırıyor zihinlere… Hasbilik ve hesabilik… Biz nasıl bir nesil yetiştirmek istiyoruz sorusuna bu kavramlar üzerinden de cevap arayabiliriz.

Devamı »