Bugün Kadriye aradı, konuştuk. Buluşmaya karar verdik.
“Belki Beril de gelir, haber ver istersen.” dedi. “Tamam” dedim.
Beril’e söyledim “Gelir misin?” diye.
“Yok ben gelmeyeyim. Kadriye aşırı dindar. Benim durumum malum. Sürekli tartışıyoruz.” dedi.
Sonra düşündüm. Şu ‘aşırı dindar’ lafına takıldım biraz.
Dinde aşırılık olur mu gerçekten? Ne demek bu? Normali falan vardır herhalde.
***
Manası söyleyenin niyetine göre değişen tuhaf bir tabir. Ben sana ‘itidal’ terimini anlatayım. Bunu anlarsan aşırılık olur mu, olmaz mı, onu da anlarsın.
İtidal, istikameti muhafaza etmek, dengeli davranmak, aşırılıklardan uzak durmak, ılımlı olmak gibi manalara geliyor. Adaletle aynı kabileden bir kelime.
İtidalli olana ‘mutedil’ denir. İtidalden ayrılan ya ifrat eder ya tefrit. İfrat, artı aşırılık. Tefrit, eksi aşırılık. Bize gereken ise, vasat. Vasat, olması gereken.
Mutedil insan, yapması gereken işlerini layıkıyla yaparken kulluğunu unutmayan, her eylemini yaratıcının rızası için, sonsuzluk yurdunda bir karşılığı olduğunu bilerek yapan insandır.
Bunu bir misalle anlatayım...
Diyelim yemek pişiriyorsun. Tencereye atman gereken tuz miktarı bir kaşık. Yarım kaşık atarsan tefrit olur. İki kaşık atarsan ifrat olur. Fazlası da, azı da tadı bozar. Mutedil yani vasat olanı ise bir kaşık atmaktır.
İslam bizden her hususta itidali, istikameti ve vasatı ister. Bunun adı müstakim sırattır, dosdoğru yoldur.
Her Fatiha okuyuşumuzda “Bizi müstakim yola hidayet eyle.” diyerek Rabbimizden istikameti, itidali, vasatı talep ediyoruz.
İnanışta, kullukta, yaşayışta itidal üzere olmak isteyen mümin, Kitap ve Sünnete göre hareket etmeli, mizansız gitmemeli.
Emir ve nehiyde ilahi sınırları gözetmeli, aşırılıklardan sakınmalı, kafasına göre ölçüler uydurmamalı.
Peygamberimiz, ifrat ve tefrite göz yummamış, itidalli davranmayanları uyarmıştır. Bunun pek çok örnekleri var. Bazılarını nakledeyim.
Peygamberimizin güzide sahabilerinden Abdullah İbn Amr radıyallahu anh anlatıyor:
“Ben Kurán’ı her gece baştan sona okurdum. Resulullah bana bunu sordu.
‘Evet’ dedim.
‘Baştan sona ayda bir oku.’ dedi.”
Her gece namaz kılıp her gün oruç tutan aynı sahabisine “Öyle yaparsan muhakkak gözlerin zayıflar, nefsin çöker. Nefsinin hakkı olduğu gibi ailenin de hakkı vardır. Bazen oruç tut, bazen de tutma. Hem namaz kıl hem de uyu.” diyerek itidal dersi verir.
Burada sözü edilen oruç ve namaz ‘nafile’ kısmındandır. Yani gönüllü yapılan ibadetlerden...
Sehl radıyallahu anh da şu hadisi rivayet ediyor: “Kendinizi fazla zorlamayın! Sizden önceki ümmetler kendilerini zorlayıp sıkıntıya soktular da bu yüzden eriyip tükendiler. Onların kalıntılarını ancak manastırlarda bulursunuz.”
İstikametin, itidalin parlak bir timsali olan Efendimizin şu veciz sözü de ne kadar güzeldir:
“İşlerin en hayırlısı vasat olanıdır.”
Hadiste geçen ve ‘itidal’ demek olan vasat ile günlük dilde ‘ortalama’ manasında kullanılan ‘vasati’ kelimesini karıştırma.
