İnsan davranışlarını izah edebilmek için sosyolojide bazı teoriler geliştirilmiştir. Bunlardan biri Erving Goffman’ın 1959’da tiyatro metaforunu kullanarak geliştirdiği dramaturjidir. Bu yaklaşıma göre insanlar günlük hayatlarında sanki sahnedeymiş gibi rol üstlenirler. Bu etkileşimler sayesinde kişiler birbirlerine benliklerini sunarlar. Mesela bir kişi iş yerinde yönetici rolündeyken evinde bir baba ve eş, dostlarının yanında bir arkadaş, ebeveyninin yanında bir evlat rolünü üstlenir. Kişi, rollerini sahiplendiği ölçüde yüksek bir performans sergiler. Sahne önü davranışları etkileşimde bulunulan diğer kişilerinin beğenisine açıkken sahne arkasına seyirciler nüfuz edemezler. Zaman zaman bir statünün gerektirdiği rolle gerçek davranış arasında uyumsuzluklar ortaya çıkar. Buna rol çatışması denir.
Bediüzzaman’ın 1921’de telif ettiği Lemeât adlı eserinde bu teorinin esasları sayılabilecek çerçeveyi kullandığı görülür. Adı geçen eserindeki “Büyük Görünme Küçülürsün” adlı şiirinde, insanların toplum hayatlarında oynadıkları rolleri pencere metaforuyla anlatır. İnsanın toplum hayatında oynadığı rollerin tezahürü, kendini adeta belirli bir yükseklikteki bir pencere vasıtasıyla insanlara göstermesiyle eş değerdir. Bu pencere boyundan daha yüksekteyse insan parmakları üzerinde pencereye erişmek için yükselecek ve kendini daha uzun göstermeye çalışacaktır. Eğer pencere boyuna göre daha düşük bir seviyedeyse eğilerek kendini dışarıdakilere göstermeye çalışacaktır.
“Her adam için elbet cem’iyet-i beşerde, içtimaî binada,
Görmek görünmek için şu mertebe denilen bir penceresi var.
Ger pencere, kamet-i kıymetinden yüksekse, tekebbürle tetavül edecek, uzanacak.
Ger pencere, kamet-i himmetinden alçaksa, tevazuyla tekavvüs edecek, eğilecek.
Kâmillerde, büyüklük mikyasıdır küçüklük.
Nâkıslarda, küçüklük mizanıdır büyüklük...” (Lemeât, Sözler, 724)
Bu anlatımda, insanların bulundukları rollerden ne derece ayrıldıklarının bir ifadesi olan rol mesafesi açıkça izah edilmiş oluyor. Kişi statüsüne göre daha düşük bir kıymette ise kendini büyük göstermeye çalışacak ve kibirli olarak algılanacaktır. Eğer daha yüksek bir himmete sahipse tevazuuyla eğilecektir. Bu durum kadim kültürümüzde de “kavak gibi dik durmak” ile “yemişli ağaç gibi dallarını aşağıya salmak” deyimleriyle benzer şekilde ifade edilir.
…
Lemeât’taki diğer bir şiirinde ise hasletlerin yerleri değiştiğinde mahiyetlerinin de değişeceğini ifade eder ve bu hükmünü değişik örneklerle açıklar. Mesela, bir yöneticinin makamındaki ciddiyetinin vakar, tevazuunun zillet olacağını; yine aynı kişinin evindeki ciddiyetinin kibir, alçakgönüllülüğünün ise tevazu olacağını söyler:
“Bir ulü-l emr, makamında olursa ciddiyeti, vakardır; mahviyeti, zillettir.
Hanesinde bulunsa mahviyeti tevazu’, ciddiyeti kibirdir.” (Lemeât, Sözler, 724)
Burada farklı makamlarda farklı rollerin icra edilebileceğinin kabulünün ötesinde makamın gerektirdiği rolün oynanmasıyla ilgili fıkhî bir hüküm de verilmiş olur. Aynı şiirde:
“Mütekellim-i vahde olsa eğer bir zâtta: Müsamaha, hamiyet.
Fedakârlık; bir haslet, bir amel-i sâlihtir.
Mütekellim-i maalgayr olsa eğer o zâtta: Müsamaha, hıyanet.
Fedakârlık; bir sıfat, bir amel-i tâlihtir.” (Lemeât, Sözler, 725)
Mısralarıyla kişinin kendi adına yaptığı fedakârlıkların hamiyet ve bir amel-i salih olurken başkaları adına verdiği tavizlerin bulunduğu makama ve temsil ettiği kitleye karşı bir hıyanet olduğunu belirtir.
…
Sonuç olarak kişinin farklı makamlarda, makamın gerektirdiği davranışı sergilemesinde fıkıh açısından bir mahzuru yoktur. Aksine bulunduğu durumun gereğini yerine getirmesi gerekir.
Kaynakça:
- Bozkurt, V., Değişen Dünyada Sosyoloji, Ekin Yayınları, Bursa, 2015.
- Goffman, E., Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu (Çev. Barış Cezar), Metis Yayınları, İstanbul, 2021.
- Nursî, B. S., Sözler, Envâr Neşriyat, İstanbul, 2002.
