TR EN

Dil Seçin

Ara

Pasifik Sularında... / Seyir Defteri

Denizcilik güzel bir meslektir. Geriye dönüp baktığınızda dünyanın uzak köşelerindeki değişik insan kültürleri arasında geçen yılların size çok şeyi öğrettiğinin farkına varırsınız. Ayrıca uçsuz bucaksız mavilikler, sizin iç dünyanıza açılmanızı ve okyanuslar gibi derin muhasebeler yapabilmenizi sağlar.

1992 yılı Eylül ayı ortalarında, Güney Çin denizindeki Baybung burnu açıklarında seyrediyorduk. Buralar, günümüzde artık sadece film ve masallarda kaldıkları zannedilen korsanların halen görüldüğü yerlerdi. IMO’nun yayınladığı bültenlerde de, çoğunlukla gece seyirlerinin karanlığında gemilerin saldırılara uğradığı Güneydoğu Asya’nın tehlikeli suları arasında gösterilmekteydi.

Tayland körfezinin kuzeyindeki Kosiçang Adası’ndan hareketle rotamız bu kez Pasifik okyanusunun batısında yer alan adalar ülkesi Filipinler’e çevrilmişti. Burası kâşif Macellan’ın öldürüldüğü ülke idi. Macellan 1520 yılında, dünyanın yuvarlak olduğunu ispat etmek için çıktığı seferde yerlilerle giriştiği bir çatışmada öldürülmüştü. Cesedi olayın geçtiği Cebu adasında gömüldükten sonra, seferin geri kalan kısmını Juan Sebastian Del Kano tamamlamıştı. Bu gün dünyada en fazla denizcilik okulunun bulunduğu ülke olan Filipinler’in en büyük ekonomik kaynaklarından biri de, dünya gemilerinde çalışan on binlerce Filipinlidir.

Dördüncü günün gecesi gemimiz, Palawan adasının kuzeyini geçtikten sonra, Mindoro adası ile Coron takımadalarının arasında bulunan Mindoro geçidinde seyrediyordu. Kaptanın emriyle bu geçitte var olabilecek korsan tehlikesine karşı güvertede aydınlatma yapılmış ve geminin muhtelif yerlerine gözcüler konmuştu. Dışarıda Tropik deniz gecelerinin ıslak ve rutubetli havasını bir nebze olsun hafifleten tatlı bir rüzgarın esintisiyle Pasifiğin karanlık sularında ilerliyorduk. Gecenin aksine denizin yüzeyindeki bazı noktalarda, beyaz floresant ışıkların inanılmaz ölçüde aydınlattığı küçük tekneler göze çarpmaktaydı. Bunlar inci avcılarıydı.

Civarda bulunan küçük adalarda yaşayan insanların en büyük gelir kaynağıydı inci.

Ara sıra Güvertede dolaşan gemiciler, ellerindeki fenerlerle, gemiye fazla yaklaşan bu küçük tekneleri uyarıyorlardı.

Hayli zaman sonra gecenin karanlığında sancak baştarafımızdaki Alonon burnu açıklarında bu kez küçük bir ada belirmişti. Gemi radarındaki ekosunun aksine oldukça ufak gözüken ada, etrafımızdaki bu insanların yaşadıkları yer olmalıydı.

İnci avcıları yalnızca bir bıçak ile aletsiz olarak daldıkları bu sularda ilkel yöntemlerle çalışarak kucaklarına aldıkları taşlar sayesinde hızla deniz dibine ulaşarak bulabildikleri istiridyelerden inci çıkartıyorlardı. Şansları, nefesleri ve daha da derinlere inebilmeleriyle orantılı olarak artıyordu. Bu ise sakatlık ve ölüm demektir. Ömürleri küçük bir ücret karşılığı çalıştıkları teknelerde geçerken, mercan denizlerinin maviliklerinde hoyratça tüketilen gençliklerinin ardından ise ağır sakatlıklar ve kimsesiz ölümlerle yitip gidiyorlardı dünyadan.

Ertesi gün Sulu denizindeki Cuyo takımadalarını da bordalamıştık. Gemimiz Elevit şimdi 82 derece rotasına Panay adasının güneyine doğru yönelmişti. Doğuya doğru yol alıyorduk. Bir zaman sonra buharlaşmanın puslandırdığı denizin ardında dağlardan oluşan bir kıyı görünmeye başlamıştı. Birkaç saat sonra netleşen görüşle birlikte dağların arasında belirginleşen boğaz da artık rahatlıkla seçilebiliyordu. İskele tarafımızda yer alan seyrek ağaçlı ve nispeten yüksek dağların bulunduğu Panay adasının aksine, karşısındaki Guimaras adası yemyeşil ormanlarla kaplıydı. Bu esnada çevremizde, yan taraflarındaki bambu kamışlarıyla bir çekirgeyi andıran balıkçılar peydah olmuştu. İçlerinden bazıları uzun müddet kızgın güneş altında yanmış zayıf bedenleriyle mücadele vererek gemimize yetişmeye çabalıyorlardı. Fakat deniz korsanları da bu şekilde balıkçı görüntüsüyle gemilere yaklaştığından onları dikkatle takip ediyorduk. Bu kez gelenler gerçekten balıkçıydı ve bütün amaçları bizlere balık satmaktan ibaretti. Çoğunlukla teknelerde ikişer kişi bulunduğundan yakınımıza geldiklerinde biri kürek çekerken diğeri de yakaladıkları balıkları, yukarıdan kendilerini izleyen bizlere göstermekteydi.

Gün boyu binbir zahmetle yakaladıkları balıklara alıcı olmadığımızı anladıklarında ise bu kez kendi yiyecekleri olarak yanlarında getirdikleri birkaç parça muzu göstermeye başlamışlardı. Gemimizin yolaçtığı dalgaların salladığı teknelerinde bir yandan dengede durmaya çalışırken diğer yandan ince sesleriyle pazarlamanın tüm yollarını deniyorlardı, köprü üstünden onların bu koşuşturmalarını izlerken tuhaf bir duyguya kapılmıştım. Uzaklardaki bir ülkenin hiç tanımadığım insanlarıydılar ama neticede onlar da insandı ve bu sulara nadiren yolu düşmüş yabancı gemilere balık satabilmek kim bilir ne denli mutlu edecekti onları. Makinaya karşı kas gücüyle peşimiz sıra koşuşturmaktan yorulmuş, gözlerindeki ümit dolu bakışların yerini şimdi çocuksu garip bir tebessüm almıştı.

Sahile birkaç mil mesafe kalmıştı. Önümüzdeki boğazdan gemimize kılavuz kaptan getiren motor gözüktüğünde artık Filipin sularındaydık.


 

* IMO (International Maritime Organization): Yayınladığı bültenlerle denizcilere yapmış olduğu uyarılarda, Güneydoğu Asya’da ölümle sonuçlanan korsan saldırılarından bahsedilmektedir. 80’li yıllarda Sönmez denizciliğe ait Türkiye gemisinin de Singapur boğazında silahlı kişilerin saldırısına maruz kaldığı ve gemi kasasının soyulduğu resmi bilgilere geçmiştir.

* Kırlangıç: Köprü üstünün her iki yanında bulunan ve gözetleme görevinin yapıldığı çıkıntılardır.

* Yol kesmek: Yavaşlamak