TR EN

Dil Seçin

Ara

Singapur’dan Geçerken... / Seyir Defteri

Denizlerde geçen yılların hatıraları arasında kalan 44 ülke içerisinde Singapur, gerek şehirleşme, gerekse tabiat açısından dünyanın en güzel memleketlerinden biriydi. Malay yarımadasının güney ucuna sıkışmış küçük bir ada olmasına rağmen, ekonomik ve stratejik alanda yeryüzünün önde gelen ülkeleri arasında yer alıyordu.

1994 yılı kışında, Hint Okyanusu’nu, denizcilerin tabiriyle “karıncaların su içebileceği” türden bir havayla geçmiştik. Açıklarda sıçrayan uçan balıkların suya bıraktığı izlerin arasından Singapur’a doğru ilerliyorduk. Ocak ayının son günleriyle birlikte başlayacak olan Ramazan’a bu yıl Singapur’da girmek kısmet olmuştu. Açık denizde seyrederken notik almanaklardaki* cetveller vasıtasıyla yaptığımız hesaplar sonucu bulduğumuz iftar ve sahur vakitlerini, şimdi Jurong gümrük kapısında görevli bir Müslüman memurun getirdiği imsakiyeye bakarak öğreniyorduk. Ramazan pek çok kişi gibi benim için de, kendisine has tadı ve rahmetiyle anlatılmaz duygular yaşamamıza sebep olan farklı bir zaman dilimiydi. Bu sebepten yurdumda geçirdiğim Ramazan’larda aldığım hazzı çok zaman okyanuslarda da hissedebiliyordum. Ailelerimizden uzakta kutladığımız bayram sabahları bizler için buruk başlasa da, salonda yapılan bayramlaşmanın ardından, aşçıbaşının sürpriz bayram tatlılarıyla ortam bir anda neşelenebiliyordu.

30 Ocak günü yağan tropik yağmurla beraber dışarıdaki hava da bir nebze olsun serinlemişti. Öğleye doğru dünyanın en büyük serbest pazarı olan bu ülkeyi bir kez daha görmek ve alışveriş yapabilmek amacıyla, arkadaşlarla şehre gitmeye karar vermiştik. Bu, Singapur’a üçüncü gelişimdi ve şehirde gruptan ayrılarak bu kez adanın daha önce gezmediğim yerlerini dolaşmayı arzuluyordum. Singapur; çoğunluğu Çinli olmak üzere Malay, Hindu ve daha başka birçok etnik grubun huzur içerisinde bir arada yaşayabildiği dünyanın sayılı ülkelerinden biriydi. Muhteşem büyüklükteki devalışveriş merkezlerinin yanısıra şehrin pek çok yerinde binaların arasına serpiştirilmiş durumdaki yemyeşil parklar ve bahçeler de gerçekten görülmeye değerdi. Hele dünyanın en nadide çiçeği olan orkidelerin yetiştirildiği bazı botanik bahçeleri vardı ki, ülkeye her gelişimde bu eşsiz bahçeleri görmeden edemiyordum.

Bir saat kadar sonra şehir merkezine giden metrodaydık ve önceki yıllarda olduğu gibi hoparlörlerden yine turistik mekanlar ve aktarma istasyonlarının anonsu yapılıyordu. İngilizce, Çince, Malayca ve Hintçe yapılan bu anonslarda ayrıca ülke genelinde uyulması gereken temizlik kuralları ve ağır para cezaları* da hatırlatılıyordu. Böylece sistemin getirdiği yaptırımlarla yaşamaya alışan bu insanlar, sonuçta eşi bulunmaz bir ülkede hayat sürme şansına da sahip oluyorlardı. Bunun sonucunda ise geçmiş devirlerde birbirleriyle kanlı bıçaklı olmuş bu insanlara, huzur ve barış içerisinde bir arada yaşanabileceği öğretiliyordu. Geçen yılki gelişimde, yine bu metroda, bir Sih erkeğinin, ayakta kalmış bir Müslüman kadına gülümseyerek yer verdiğine şahit olmuştum. Bu oldukça ender görülebilecek bir durumdu. Çünkü Hindistan’da doğan bu dinin prensiplerine göre Sihlerin Müslümanlarla iyi ilişkiler kurması dinen yasaktı. Sihizmin en önemli kaidelerinden birisi de erkeklerinin saçlarını ve vücutlarındaki kılları, ancak Müslümanlardan öçlerini aldıkları zaman kesebilecekleri inancıydı. Yüzyıllar öncesinden başlayan bu tuhaf inanış, bugün de halen devam etmektedir. Sonuçta verdikleri sözü yerine getiremeyen dindar Sih erkekleri de bir ömür boyu uzayan saçlarını, yine kendilerince kutsal olan turuncu renkli sarıklarla muhafaza ederek yaşamak zorundaydılar.

Önceden sözleştiğimiz arkadaşlarla Tanglin caddesindeki postahanenin önünde buluşarak, akşam üstü gemiye dönmeye karar vermiştik. Nihayet elleri kolları dolu üç kişi ile beraber sözleştiğimiz durakta bekleyen taksilerden birini seçerek limana doğru yola koyulmuştuk. Herkes birbirine aldığı şeyleri gösteriyor ve yapmış olduğu alışverişin kendince günlük bir muhasebesini yapıyordu. Bu arada timsah parkını geçmiş, Ahmet İbrahim caddesi üzerindeki Jurong kavşağı yakınlarına gelmiştik. Yol boyunca ara sıra kendisine alışveriş semtleriyle alakalı sorular sorduğumuz şoför, kendi aramızda Türkçe yaptığımız sohbet esnasında Malay dilinde de kullanılan “inşaallah, kısmetse, selametle” gibi kelimeleri tanımış olmalı ki bize, Müslüman olup olmadığımızı sormuştu. Evet cevabımızdan sonra yola çıktığımızdan beri çalışmakta olan taksimetreyi durdurarak ani bir dönüş yapmış ve ters yönde ilerlemeye başlamıştı. Neden geriye döndüğümüzü sormaya yeltendiğimizde ise “bekleyin” der gibi bir hareketle cevap vermişti. Arabadaki herkes birbirine bakıyordu. Az sonra Doğu Jurong semtinde bulunan bir mahallenin kenarında arabayı durduran şoför, bize bekleyin derken, kendisi de bir apartmana doğru yürümeye başlamıştı. Bizler neler olup bittiğini anlamaya çalışırken, Rizeli fenerci Sinan, “Ağaçların arkasında bir cami gözüküyor, adam bizi herhalde namaz kılmaya getirdi. Ama bilmiyor ki bunlar beynamaz Müslümanlardır.” deyince gülüşmeye başlamıştık. Az sonra şoförün de gelmesiyle birlikte ikinci kez limana doğru hareket etmiştik. Ön camda bulunan çalışma karnesinden adının Said olduğunu anladığımız şoför, hareketimizi müteakip bizi buraya neden getirdiğini anlatmaya başlamıştı... Singapur’da yaşayan diğer Müslümanlar gibi, bu semtin mü’minleri de Ramazan boyunca iftarlarını çoluk, çocuk bu caminin bahçesinde yapıyorlarmış. Bizi de burayı görelim diye getirmişti ve akşam ezanına doğru da liman kapısına gelerek bizi tekrar alacağını belirtiyordu. Gezinin camiye kadar olan bölümünü “bu kısmı bana aitti” diyerek, ücret talep etmeden yapan Said bizlere “Ezandan yarım saat önce sizleri Jurong çıkışından alacağım unutmayın.” diye bir kez daha tembih etmişti.

Anlattıklarına bakılırsa iftara doğru bütün kadınlar evlerinde pişirdikleri muhtelif yemekleri caminin yanındaki parka getirerek, her masaya bölüştürüyor ve dualar eşliğinde topluca iftar ediyorlarmış. Mahfillere ayrılarak kılınan akşam namazı sonrasında ise yine parkta gezinerek teravih vaktine kadar kendi aralarında sohbetler yapıyor ve Ramazan’ı bu şekilde geçiriyorlarmış.

Akşam üstü davete icabet ederek iki arkadaşla birlikte bizi bekleyen Said’le beraber, doğu Jurong’daki camiye gelmiştik. Her türlü yiyeceğin ikram edildiği bu dost sofralarında teravih sonrasına kadar onlarla çok güzel birkaç saat geçirmiştik. Ne evimiz gelmişti aklımıza, ne de Güney Asya mutfağının farklı lezzeti umurumuzdaydı. Bir çırpıda kardeş olduğumuz bu güzel insanlarla ve bizi onlarla kardeş eden dinimizle bir kez daha gurur duymuştuk.

 

* Notik almanak: Dünyanın muhtelif yerlerindeki enlem ve boylam farklılıklarını hesaba katarak bulunulan mevkideki güneşin doğuş ve batış saatlerini belirten ve ayrıca ay ile gezegenlerin açılarını gösteren bir denizcilik kitabı.

* Singapur’da çevreyi kirletenlere, caddelere tüküren ve kirletenlere, kapalı mekanlarda sigara içenlere takriben 230 Amerikan doları ceza uygulanmaktadır.