119 Yazı Prof. Dr. Alaaddin Başar

Yazar Profili »

Karanlığın Melekleri

Ekim 2019, 514 420 Görüntülenme Eklenme Tarih: 20 Eylül 2019 18:48 Prof. Dr. Alaaddin Başar

 

“...Fâtır-ı Hakîm, elbette ruha çok lâyık ve hayata çok münasip, şu nur denizinden ve hattâ şu zulmet bahrinden, şu havadan, şu elektrik gibi sair madde-i latifeden bir kısım zîşuur mahlukları vardır. Hem pek çok kesretli olarak vardır.” (Sözler, 29. Söz)

 

Su ve toprağın, ruh ve hayatla doğrudan ilgisi görülmediği halde, bunlardan bu kadar çok canlı türünün yaratılması gösteriyor ki, güneş ve yıldızların ışıklarından, elektrikten, havadan hatta karanlıktan da latif varlıklar yaratılabilir.

“Karanlık” kelimesi üzerinde kısaca duralım.

“Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur.” (En’âm Suresi, 1)

Bu âyet-i kerîmede; Allah’ın, zulümatı (karanlıkları) ve nuru var ettiği beyan edilmekle, karanlığın da bir mahluk olduğu ve her mahluk gibi onun hakikatinin de esmâ-i İlâhiyeye dayandığı ders veriliyor. Bir kısım melekler nur unsurundaki esmâ tecellilerini seyrederken bir kısmı da karanlıktaki tecellileri seyrederler.

Allah’ın bütün esması nuranî olduğuna göre taş da, toprak da, ışık da karanlık da bu nuranî isimlerin tecelli etmesiyle meydana gelmişlerdir. Buna göre, Cenab-ı Hak, karanlığı yaratmakla bir celâl tablosu sergilemiş, onu tefekkür ve onun tesbihlerini temsil edecek melekler de yaratmıştır. Karanlığı temaşa ve tefekkür için yaratılan bu meleklerin karanlıkla doğrudan bir ilgileri yoktur.  Bütün meleklerin kün emriyle doğrudan yaratılan nuranî varlıklar olduğu malûmdur. Nitekim sudan ve topraktan yaratılan canlıları tefekkür eden ve onların tesbihatını temsil eden melekler de nurdan yaratılmışlardır, bunların yapılarının da su ve toprakla bir alâkası yoktur.

Bu ayet-i kerimede karanlığı ve aydınlığı Allah’ın yarattığı ders verildiği gibi, bir başka ayette de ölümü ve hayatı yine Allah’ın yarattığı beyan edilmektedir.

“O, hanginizin daha güzel amel yapacağınızı imtihan için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.” (Mülk Suresi, 2)

İnsan, gündüzün aydınlığında dağları, denizleri, ağaçları, çiçekleri seyrettiği gibi, gecenin karanlığında da yıldızları ve ayı seyreder.

Ve yine insan, hayatta iken dünyadaki dostlarıyla görüştüğü gibi, kabir âlemine imanla göçtüğünde de maziye göçmüş bütün sevdikleriyle görüşür. Bunun bir küçük misalini hayatta iken de yaşıyor ve biliyoruz. Uyanıkken birlikte çalıştığımız insanlarla görüşürüz, uykuya daldığımızda ise rüya âleminde başka diyarlara göçer, uzaktakilerle buluşuruz.

Bu kadar farklılıkları bizzat gördüğümüz ve bildiğimiz halde, görgü ve bilgimiz ötesi farklılıkların bulunabileceğini de rahatlıkla kabul ederiz.

Yasin Sûresinde beyan edildiği gibi, “O, yaratmanın her türlüsünü bilir.” (79)

Dilerse, güneşten kopan bir ateş parçasından okyanuslarla çevrili bir dünya yaratır, dilerse o denizleri karalara çevirir ormanlar yaratır ve o ormanlarda çıkan yangınlardan yine ateş yaratır.

Dilerse sudan çiçekler yaratır, dilerse ırmaklardan elektrik akımı yaratır.

Dilediğini süründürerek yürütür, dilediğine iki ayak, dilediğine dört ve altı ayak takar. Hepsi de yolculuklarını rahatça yaparlar.

Dilediğine suya girmeyi yasaklayıp göklerde uçurur, dilediğine karaya çıkmayı yasaklayıp denizlerde yüzdürür.

“…Hattâ şu zulmet bahrinden, … bir kısım zîşuur mahlukları vardır”, ifadesi, bu davanın delilini de birlikte beyan etmektedir. Yani denizlerde birbirinden farklı bu kadar balık türünü yaratan Allah, şu “karanlık denizi”nden de yine birbirinden çok farklı nice melekler yaratabilir.

Ve yaratmıştır.

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

Ahlâk-ı İlâhiye / Allah'ın Razı Olduğu Ahlâk

Ahlâk-ı İlâhiye, “Allah’ın razı olduğu ahlâk” yani “Kur’ân ahlâkı” demektir. Bütün sıfatlarını, kabiliyetlerini ve duygularını Allah’ın razı olduğu şekilde kullanan insan, ahlâk-ı İlâhiye sahibi olur. Bunun ana maddeleri “iman, salih amel, takva ve güzel ahlak”tır. Bunlara sahip olan bir kul, bu dünyada bir nevi cennet hayatı yaşadığı gibi, ahirette de ebedî sadete mazhar olur.

Devamı »

Kalp Aynanız Nasıl? / Nefisle Boyanmak

İnsanların Allah’ı tanımada en yakın delilleri, içinde yaşadıkları kâinattır. Kâinat kitabını okumada ve doğru değerlendirmede ise en büyük ve yegâne rehber Kur’ân-ı Kerîm’dir. Bediüzzaman hazretleri bu İlâhî Ferman için “şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi” ifadesini kullanır.

Devamı »

İnsan, Hayatının Sahibi mi? / Nefsin Yanlış Kıyası

Biz “Benim kolum” sözünü, “Bu kolu kullanmaya benim ruhum yetkili kılınmış” manasında söyleriz. Hiç kimse, kendi kolunu kendisinin yaptığını iddia etmez. Aksi halde, her şeyi bu ters mantıkla değerlendirmesi gerekecek ve “ağacın dalı” derken dalı ağacın yaptığına inanması icap edecektir.

Devamı »

Şerlerin ve Çirkinliklerin Kaynağı Nedir? / Şerlerin Esası

Mesela: Bir aynayı şuurlu kabul edelim. Işığa kavuşmaya hayır, karanlıkta kalmaya şer diyelim. Bu ayna, iradesini doğru kullanarak güneşe yüzünü döndüğünde aydınlanır ve ısınır, ama bunların meydana gelmesinde onun hissesi çok azdır. Yaptığı tek şey “vereni kabul etmek” mânâsında güneşin ışığını almayı kabul etmektir. Bu ayna güneşe sırtını çevirdiğinde ise karanlıkta kalır, ışıktan mahrum kalma bir ademdir ve o ayna bu ademin, bu şerrin faili olur. İnsanın işlediği bütün hayırlar da kalbini ve

Devamı »