ARAMA SAYFASI

Satır Arası

Satır Arası

Satır Arası Şubat 2020

 

Mark Twain, babasının anlayışsızlığından şikayet eden bir gence yazdığı mektubunda şöyle diyordu:

“Sabırlı ol! Ben on dört yaşındayken, babam tahammül edilemeyecek kadar anlayışsızdı. Fakat yirmi bir yaşıma gelince, babamın yedi yıl içinde ne kadar çok şey öğrendiğini görerek şaştım.”

 

 

Kendisini her şeyin merkezi olarak gören ve böylece iyi eğitim verdiğini düşünenlerin aksine Thomas J. Carruthers diyor ki: “İyi bir öğretmen, kendisini yavaş yavaş gereksiz yapabilen öğretmendir.” Bir öğrenci, ancak kendine yeter hale geldiğinde eğitimli bir insan olmuştur.

 

Necip Fazıl Kısakürek “Söndürün lambaları uzaklara gideyim / Nurdan bir şehir gibi ruhumu seyredeyim” derken kendini bulmak isteyen insana de rehberlik yapıyor. Medeniyetin titrek ışıkları geceyi gündüze çevirdi fakat, insanları da pek çok karanlığın içinde bıraktı…

 

 

Mücahit Bilici, daha anlamlı bir hayatın ölümü hatırlamaktan geçtiğini vurguluyor: “Nedense ölüm hep başkasının ölümü olarak bize ulaşır. Sahiplenmeyiz. Kendi ölümümüz, hayatımızın en kesin gerçeği olmasına rağmen yolumuz o gerçekle kesişmesin diye yolu uzatır, lezzetleri acılaştıran bu hakikati zihnimize gelmeyecek sürgünde tutarız. Hâlbuki Kur’an “muhakkak ki sen de öleceksin” diyor. “Evet, hiç hayâle, faraza lüzum kalmadan her insan bu kısa ömür ağacının başındaki tek meyvesi olan kendi cenazesine bakabilir.”

“Kahir ekseriyetimiz ölüm gerçeğinin üstünü zamansal uzaklık battaniyesiyle örter ve ölümü öteleyerek yaşarız. Bu konfor arayan gaflet, otantik olmayan bir hayata bizi mahkûm eder. Ölümle yüzleşme cesareti göstermediğimiz ölçüde, çok basit şeylerin korkusu yahut tutkusu ile geçen taklidî bir hayat yaşarız. Ölümle yüzleşme gerçekleştiğinde ise kişi özgürleşir.”