TR EN

Dil Seçin

Ara

Şairlerin Reisi / Şeyhülislâm Şairler

“Âlimlerin en kıdemlisi, reisi” anlamına gelen Şeyhü’l-İslam tabiri, İslam dünyasında önde gelen ulema ve sufilere verilen bir şeref unvanıdır. Osmanlı İmparatorluğu’nda Şeyhülislamların bağlı olduğu ilmiye teşkilatı, medrese eğitimiyle ilgilenen, dinî hizmetleri üstlenen ve yargı sisteminin işleyişini yönlendiren bir kadroya sahipti. Şeyhülislamların temel görevi, kendilerine sorulan dinî, siyasi ve idari konular hakkında fıkha dayalı fetvalar vermekti. Fetvaların giriş kısmında, “Bu mesele beyanında eimme-i Hanefiyye’den cevap ne veçhiledir ki” cümlesi bir kalıp halinde yer almaktaydı.

Şeyhülislamların başta fıkıh olmak üzere dinî ilimlerin çeşitli dallarında eser yazmaları yanında şair, tarihçi, sanatkâr ve kütüphane sahibi, ayrıca ilim ve sanat hâmisi olarak Osmanlı kültür ve sanatına katkıları son derece önemlidir.

…

17. yüzyıl Divan edebiyatının en büyük gazel şairlerinden biri olan Şeyhülislam Yahya (1552-1643), Kanunî devrinden itibaren II. Selim, III. Murat, III. Mehmet, I. Ahmet, I. Mustafa, II. Osman, IV. Murat ve I. İbrahim de dâhil olmak üzere sekiz padişah devrini görmüş ve IV. Murat’ın en parlak devrinde şiirleri rağbet bulmuştur. Yahya Efendi, çok iyi bir öğrenim görmüş; Osmanlı coğrafyasının Halep, Şam, Bağdat, Mısır, Edirne, Bursa ve İstanbul gibi değişik yerlerinde müderris, kadı, kazasker ve şeyhülislam olarak görev yapmıştır.

…

Gelin şimdi de bir şiiri üzerinden insanlara derin düşünce ve manevî güzellikler sunduğu dünyasının izini sürelim:

“Bir dile Yahyâ tokunsa pertev-i feyz-i Hudâ

Zerre-i nâ-çîz iken hurşîd-i âlem-tâb olur.”

(Yahya! Allah’ın feyz ışığı bir kalbe dokunsa [o kalp] ehemmiyetsiz bir zerreyken, âlemi aydınlatan bir güneş olur.)

Bu beyitte feyiz kelimesi bir ışığa benzetilmiştir. Zerre eskilerin inanışına göre maddenin parçalanamaz en küçük birimi (atom) olarak değerlendirilir. Bununla birlikte ancak güneş ışığında görülebildiği için varlığını güneşe borçludur. Bu açıdan güneş ve zerre ilişkisi birçok şair tarafından ele alınmıştır. Tasavvuf şiirinde, güneş ve zerre motifleri manevî aydınlanma ve ruhsal yükselişin sembolleri olarak kullanılır. İnsanın ruhu, güneşin ışığına benzetilirken, Allah'a olan aşk ve bağlılık, zerrelerin ilahî ışığına yönlendirilen bir yolculuk olarak tasvir edilir. Bu ilişki, şiirlerde derin anlamlar taşıyan önemli bir motif olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ayrıca büyüklük küçüklük noktasında da aralarında tezat vardır. Allah dilediği kimsenin kalbine feyz ışığını verse, sadece kendisini karanlıktan kurtarmaz, insanları da kurtarır.

Allah insanların kalbine hidayet, ilim ve irfanı verdiğinde o kişi birçok insanın da karanlıktan kurtulup hidayete ermesine vesile olur. Güneşin dünyayı aydınlatıp ısıtması gibi insanların kalbini Allah’a karşı ısıtan bir kişi bir nur rehberidir. Şair, insanın Allah’ın nurunun tecellisinden nasıl bir dönüşüm geçirebileceğini anlatarak Allah’a olan bağlılığın insanı nasıl yücelttiğini ifade etmektedir.

…

Osmanlı İmparatorluğu’nda toplam 131 Şeyhülislam görev yapmış olmakla birlikte 44’ünün şiirle uğraştığını biliyoruz. Bu kimseler içsel bir yolculuğu ve Allah'a olan bağlılığı ifade etmek, insanların manevî ihtiyaçlarını karşılamak için hizmet etmişlerdir. Tasavvuf şiiri, insanların manevî gelişimlerine katkıda bulunan derin ve anlamlı bir sanat formudur.

 

Şeyhülislam Yahya

 

Zekeriyyâzâde Yahyâ Efendi’nin bir fetvası (İlmiyye Salnâmesi, s. 444)