Nasreddin Hoca’yı kim tanımaz ki? Adı duyulunca herkesin yüzünde bir gülümseme oluşan, mizahî zekâsıyla ünlü efsanevî bir figürdür o. “Parayı Veren Düdüğü Çalar”, “Kazan Doğurdu”, “Ya Tutarsa!” gibi adıyla anılan fıkralarıyla mizahın ve hikmetin kesiştiği bir noktada durur. O, Anadolu’nun Moğol akın ve yağmalarıyla, iç kavga ve çekişmelerle, siyasi otorite zayıflığıyla, kuraklıkla ve yoksullukla mücadele etmek zorunda kaldığı bir dönemde yaşamıştır.
Anadolu’nun derinliklerinde, tarih boyunca dilden dile dolaşan mizahî öykülerin kahramanı, akıllı ve espri dolu Nasreddin Hoca, Türk halk kültürünün en sevilen figürlerinden biridir.
Nasreddin Hoca’nın fıkraları, sadece eğlenceli anekdotlar değil, aynı zamanda derin düşündürücü mesajlar ve hayat dersleri içeren zekice öğütlerle doludur. Hoca, sağlam bir İslam inancına, köklü bir dinî bilgiye sahip olup tasavvuf atmosferinde yetişmiştir. O, insanları güldürürken, aynı zamanda dünya ve ahiret dersi verebilen insandır. Sırf bu özelliği bile onun bir din adamı olduğunun göstergesidir.
Çok yönlü bir mizah içeren Nasreddin Hoca fıkralarının genel nitelikleri güldürücü, düşündürücü, öğretici, eğlendirici ve şaşırtıcı olmalarıdır. Geleneklerimizi unutturma gayretlerinin arttığı dönemlerde Nasreddin Hoca’nın sözleri ve fıkraları da bu durumdan oldukça etkilenmiştir. Onun espri anlayışı, yeni nesillere sunulurken bazıları tarafından yalnızca bir “komedyen” olarak sunulmuştur. Bu, aslında onun gerçek doğasına uygun olmayan bir yaklaşımdır. Hâlbuki Nasreddin Hoca bundan fersah fersah uzaktır; tam manasıyla bir ilim ehli ve sözü gediğine koyan bir bilgedir o.
…
Kaynaklarda yer alan bilgilere göre Nasreddin Hoca, Sivrihisar’ın Hortu köyünde 605 (1208) yılında doğdu. Köyün imamı olan babası Abdullah’tan sonra bu görevi kendisi üstlendi. Ardından Akşehir’e göç etti, burada kadılık yaptı ve 683 (1284) yılında öldü.
Fıkraları dikkatle incelendiğinde Müslüman Türk halkının mizah sembolü olan Nasreddin Hoca’nın hazırcevap, insanları kırmadan doğruyu söyleyen, yeri geldiğinde kendisiyle de alay etmeyi bilen bir karakteri olduğu görülür. Fıkralarının çoğunda sıradan bir köylü gibi tarlasında, bağında çalışır, ormana odun kesmeye gider, zaman zaman da şehre iner. Bu şehir çok defa Akşehir, Sivrihisar veya Konya’dır. Ancak hocanın bazen bir âlim, bazen bir bilge kişi, bazen kadı, tabip, hoca ve elçi kişiliğine büründüğü de görülür.
Halk arasında yeni evlenen bir çift veya sünnet edilen bir çocuk İstanbul’da Telli Baba’ya, Ankara’da Hacı Bayram Veli’nin türbesine, Konya’da Hz. Mevlânâ’ya, Akşehir’de Nasreddin Hoca türbesine uğramadan edemez. Bu da bize gösteriyor ki, Nasreddin Hoca halk içinde güldüren, eğlendiren bir insan olmaktan ziyade, bir din büyüğü, bir veli sıfatını taşıyan insan olarak yaşamaktadır.
Birkaç fıkra örneğiyle yazımızı sonlandıralım:
Secdeye Kapanmasından Endişe Ediyorum
Hoca günün birinde Konya’ya gelir ve geceyi geçireceği bir hana gider. Hava da soğuk mu soğuk, rüzgârlı mı rüzgârlıdır… Gece olunca handan çatır çutur sesler gelmeye başlayınca, Hoca hancıya seslenir:
“Hancı, hancı! Neredeyse bu han yıkılacak.” deyince hancı hiç oralı olmaz:
“Hocam, bir şey olmaz, sen istirahat et, o duyduğun sesler binanın Allah’ı zikretmesidir.” der.
Bunun üzerine Nasreddin Hoca dayanamaz ve der ki:
“Hancı, hancı! Ben de ondan korkuyorum. Zikrederken birden bire coşup da ya secdeye kapanırsa.”
Allah’ın Rahmetinden Kaçılmaz
Günün birinde bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaktadır. Elbette yağmur yağdığı vakit ya koşulur ya da bir yerlere sığınılır. Nasreddin Hoca da yağmurun yağışını ve sokakların yalnızlığını pencereden seyrederken bir de bakar ki yağmurdan kaçan bir adam… Hoca biraz dikkatli baktığında bunun bir komşusu olduğunu anlar ve pencereyi açarak ona takılır:
“Komşu, komşu, utanmıyor musun, niçin Allah’ın rahmetinden kaçıyorsun?” deyince adam koşmayı bırakır ve yavaş yavaş evine doğru gider. Bu arada adamın ıslanmadık yeri de kalmaz.
Ertesi gün hava yine yağmurludur. Bu defa Hoca Efendi alışveriş için sokağa çıkmıştır. İşini bitirip de hızlı adımlarla evine doğru giderken bir gün önceki komşusunun evinin önünden geçer. Bu sefer komşusu:
“Hoca Efendi, Hoca Efendi, sen dün bana ‘Allah’ın rahmetinden kaçılmaz.’ demiştin; bak şimdi kendin kaçıyorsun.” deyince, Hoca komşusuna doğru döner ve:
“Be adam! Ben Allah’ın rahmetinden kaçmıyorum, Allah’ın rahmetini çiğnememek için koşuyorum.” der.
