Tebessüm ne güzel şey... Geçenlerde tebessüm etmeyene açılmayan bir kapı yapıldığını gördüm, kapıya “Tebessüm edene açılır.” yazmışlar. Ne de hoş olmuş…
Son zamanlarda sanki çoğumuz azalttık ya da unuttuk tebessüm etmeyi. Oysa ne güzel şeydir tebessüm etmek. Yolda gördüğümüz bir arkadaşımıza tebessüm ederek selâm vermek, bir çocuğun başını tebessüm ederek okşamak, bir yaşlının elinden tebessüm ederek tutmak, ev halkına tebessüm ederek günaydın demek; güler yüzlü olmak ne güzel bir haslet...
Halbuki surat asmak daha zor. Gülümserken yüzümüzde on yedi kas çalışırken, surat asarken kırk üç kas çalışıyor... Yani surat asmak daha yorucu. Üstelik karşıdakinin de yüreğini yoruyor…
Bir yakınım anlatmıştı. Misafir olduğu bir yerde ev sahibi yaşadığı bir sıkıntıdan dolayı sofrada asık suratlı olduğu için yemek yiyememiş. Ev sahibi, “Buyur, niye yemiyorsun?” deyince, “Kaldır kaşını, yiyeyim aşını.” demiş. Misafir karşılarken ve ağırlarken ne kadar önemlidir tebessüm etmek…
Tebessümlerimizi dahi mizana koyacak bir Rabbimiz var. Hamdolsun tebessümü sadaka yapan, iyilik sayan Rabbimize.
Bu kolay ibadeti, Allah Resulünün sünneti olan gülümsemeyi ihmal etmeyelim. Gelişimiz güle güle, gidişimiz güle güle, her işimiz güle güle olsun…
