TR EN

Dil Seçin

Ara

Gerçeğin Peşinde / Bir Hidayet Öyküsü: Abdul Vahid Bruce Paterson

İslam’a dönüş yolculuğumun hikâyesini sizlere anlatmaktaki amacım,  yaşadığım bu tecrübeyi paylaşmak suretiyle hayat yolculuğunuzu anlamlandırma noktasında bir nebze olsun katkıda bulunmuş olmaktır.

Her birimiz ilk bakıldığında kafa karıştırıcı ve problemli gibi görünen farklı kültür ve dinlerin yaşandığı farklı ülkelerde doğduk. Aslında yaşadığımız dünyayı şöyle bir incelediğimizde, ne kadar çok problemle karşı karşıya olduğumuzu daha iyi anlarız: Savaşlar, açlık ve gittikçe artan suç oranları. Yine yetiştirilme şartlarımızı ve aldığımız eğitimi göz önünde bulundurduğumuzda, şimdiye kadar bize öğretilen her şeyin mutlak gerçek olduğundan nasıl emin olabiliriz?

Ne yazık ki dünyadaki insanların çoğu karşılaştıkları problemlerle yüzleşmek ve çözüm için mücadele etmek yerine, sorunlardan saklanmayı veya kaçmayı yeğliyorlar. “Gerçek nedir?” sorusuna cevap bulmak üzere girilen yol gerçekten zor ve zahmetli bir yoldur. Öncelikle şu soruların cevabını vermek gerekiyor: Gerçek arayışında mücadele etmeye istekli misiniz? Bu yolda vazgeçmeden yürümeye devam edecek kadar güçlü müsünüz? Yoksa diğerleri gibi saklanacak veya kaçacak mısınız?

…

Gerçeği arama serüvenim birkaç yıl önce başladı. Özellikle varoluşumuzun ardında yatan gerçeği öğrenmek istiyordum. Muhakkak ki hayatı doğru olarak anlamak bugün karşı karşıya kaldığımız tüm dünyevi problemlerin çözümünde anahtar vazifesi görmektedir. Bir Hıristiyan ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştim. İşte yolculuğumun başlangıç noktası burasıydı. Kitab-ı Mukaddes’i okumaya ve sorular sormaya başlamıştım. Ancak sorularıma tatminkâr cevaplar alamıyordum. Israrlı sorularım karşısında rahibin bana söylediği tek şey “İnanmak zorunda olduğun için inanmalısın.” gibi ifadelerdi. Oysa Kitab-ı Mukaddes okumalarımda çok açık çelişkiler ve yanlışlar olduğunu görüyordum. Tanrı kendi kendisiyle çelişebilir miydi? Tanrı yalan söyleyebilir mi? Tabi ki HAYIR!

Yahudi ve Hristiyanlar’ın yazmalarında meydana getirilen tahrifat nedeniyle söz konusu dinler aslını kaybetmişlerdi ve yanlıştan yola çıkarak doğruyu bulmanın mümkün olamayacağını düşünerek Hristiyanlığı terk ettim. Bundan sonra Doğu dinleri ve felsefeleri ile ilgilenmeye başladım. Özellikle de Budizm başlıca ilgi alanım haline geldi. Uzunca bir süreyi Budist tapınaklarında meditasyon yaparak ve keşişlerle konuşarak geçirdim. Aslında meditasyon beni hoş duygulara sevk etmişti. Fakat benim varoluş gerçeği ile ilgili sorularıma cevap vermiyordu. Aksine bu konularda konuşmanın bile aptalca olduğu düşüncesiyle bu tür sorulardan kaçınılması gerektiği düşünülüyordu.

Gerçeği arayış serüvenim sırasında dünyanın farklı ülkelerine seyahat etme imkânım oldu. Kabile dinlerine ve maneviyatçı düşünceye daha bir ilgi duyar hale geldim. Bu dinlerin vaaz ettiği pek çok prensibin içinde “gerçek”ten bir pay bulunduğunu fark ettim. Ancak bunların hiçbirini bir bütün halinde gerçeği temsil eden din olarak kabul edemiyordum. Ve bu durum Hristiyanlık’ı sorgulamaya başladığım noktaya dönmem demekti!

Sonraları her şeyin içinde bir gerçek payı olduğunu ve neye inandığımızın veya neyi takip ettiğimizin o kadar da önemli olmadığını düşünmeye başladım. Aslında bu da bir çeşit kaçıştı. Şöyle ki, herkes için farklı bir gerçeğin olduğunu kabul etmek son derece anlamsız değil miydi? Hâlbuki sadece bir tek gerçek var olabilirdi.

Kafam o kadar karışmıştı ki... Yere çöküp samimiyetle dua ettim. “Tanrım, öylesine şaşırmış bir haldeyim ki lütfen doğruyu bulmam konusunda bana yardımcı ol!” İşte o andan itibaren birtakım sebepler vesilesi ile İslam dini konusunda araştırmalarım başladı.

Haliyle o zamana kadar İslam hakkında bir şeyler duymuştum. Ancak bana anlatılanlar genelde Batılı önyargılarla şekillenmiş bir İslam anlayışı idi. Oysa kendim araştırmaya başladığımda beni çok şaşırtan bilgilerle karşılaştım. Kur’an’ı okudukça İslam hakkındaki tüm sorularıma son derece tatminkâr cevaplar aldım. İslam ile diğer dinler arasındaki en göze çarpan fark, İslam’ın Yaratıcı ile yaratılanlar arasında kesin ayırımı yapan tek din olmasıdır. İslam sadece Yaradan’a kulluk edilmesini salık verir. Son derece basit. Oysa diğer dinlerde yaratılmışlara bir şekilde kulluk etme anlamına gelebilecek ibadet tarzlarını görmek mümkündür. Mesela Tanrı’nın cisimleşmiş hali kabul ederek bazı insanlara veya taşlara tapmak gibi. Hâlbuki bir şeye kulluk edecekseniz ancak kâinatta mevcut bulunan her şeyi yaratana kulluk etmelisiniz. Size hayatınızı bahşeden ve bir gün onu tekrar alacak olana. Nitekim İslam inancına göre Allah’ın affetmeyeceği en büyük günah kendisine şirk koşulmasıdır.

İslam gerçeği kulaktan dolma bilgilerle değil ancak temel kaynağı Kur’an okunarak öğrenilebilir. Kur’an hayatınıza rehber olacak bir Kitaptır. Sorularınızın cevaplarını da bu Kitapta bulabilirsiniz. Kendi adıma şimdiye kadar bütün farklı dinlerle ilgili öğrendiğim bilgilerin ve gerçek olarak bildiğim her şeyin tıpkı bir bulmacanın parçaları gibi bir araya gelerek anlamlı bir bütün oluşturduklarını söyleyebilirim. Aslında uzunca bir süredir parçalara sahipmişim ancak onları nasıl bir araya getireceğimi bilmiyormuşum. İşte İslam bu anlam bütünlüğünü yakalamamı sağladı. Böylece her şey yerli yerine oturdu.

Bu nedenle İslam’ı dikkate almanızı ve üzerinde düşünmenizi tavsiye ederim. Ancak Batı’da öğretilen şeklinden değil, Kur’an kaynaklı gerçek İslam’dan bahsediyorum. Böylece en azından hayatın amacını ve varoluş gerçeğini bulma yolculuğunuz daha kısa süreli hale gelebilir. Çünkü hedefinize doğru kaynakla daha çabuk varmanız mümkün olacaktır. Bu yolda yürüyemeye azmedenlere dualarımızla destek vermek bizler için bir kardeşlik görevidir. Allah inananlarla beraberdir.