HACIVAT
İstiklal Savaşı’nın kazanılmasında büyük payı bulunan rahmetli Cevat Paşa’yı gençliğinde Hicaz’a tayin etmek istemişler. İstanbul’dan ayrılmak hoşa gidecek bir şey değil ama, elden ne gelir; padişah emri bu, geri döner mi? Nihayet veda için huzura kabul edildiğinde Sultan Abdülhamid’e;
“Emrinize uyarak Hicaz’a gideceğim.” demiş. “Ancak bir nokta kulunuzu endişeye düşürüyor.”
“Nedir?”
“Hicaz’dan döndükten sonra kulunuzu, ‘Hacı Cevat’ diye çağırmaya başlayacaklar. Fakat ‘Hacı Cevat... Hacı Cevat..’ derken Eyüb’ün gitgide “Ey-ip’ okunması gibi korkuyorum ki adım ‘Hacıvat’ kalacak.”
***
BEKLEME
Vaktiyle Rıfat Ilgaz’ın çıkardığı Hür Marko Paşa gazetesinin “Dert dinleme” köşesine bir okuyucu mektup yazmış.
“Türkçe’den sınıfta kaldım, ne yapayım?”
Marko Paşa cevap vermiş:
“Çare yok, Türkçe’nin düzelmesini bekleyeceksin.”
***
ÜZÜM SALKIMI
Garip hâlleri ile ünlü olan şair Ruhî, serbest nazım usulüyle şiir yazmanın moda olduğu dönemlerde bir gün, eline geçen bir şiir dergisinde genç şairlerden birinin, irili ufaklı mısralarla bütün bir sahifeyi dolduran şiirine uzun uzun baktıktan sonra:
“Garip” demiş. “Bunlar üzüm salkımı, yazanlar da şair değil manav olsa gerek!..”
***
KİM OKUYOR?
Süleyman Nazif, hediye ettiği bir kitabı için Mithat Cemal’e sormuş:
“Son kitabımı okudun mu?”
Mithat Cemal de şaka olsun diye, umursamaz bir tavırla, daha pek küçük olan oğlunu kastederek:
“Vedat’a verdim, o okuyor.” demiş.
Süleyman Nazif hemen cevabı yapıştırmış:
“Ya! Maşallah, demek senin kitaplarını bitirdi.”
