TR EN

Dil Seçin

Ara

Tatil / Sırça Saraydan Notlar

Sabah Side’ye gitmek üzere yola çıkacaklardı. Her şey ayarlanmış, her türlü ayrıntı planlanmıştı. Bir kamu kuruluşunda memurluk yapan Mesut Bey, yıllık iznini kullanıp eşiyle birlikte bir süre tatil yapmaya karar vermişti. Ankara’nın en gözde semtlerinden birinde oturmaktaydılar. Kayınpederden devraldıkları yüklüce bir mirasın keyfini sürerken, kendisi gibi devlet memurluğundan emekli eşiyle birlikte, şu zor zamanda, son derece rahat” bir hayat yaşıyorlardı. Bir oğulları vardı. Üniversiteyi bitirmiş, askerliğini yapmış, devlet kapısından eli boş döndüğü için, lüks bir spor merkezinde program koordinatörü” olarak çalışmaya başlamıştı.

Mesut Bey kapı sesinin canhıraş çığlığıyla uyandı. Eşi Müberra Hanım, uykulu bir sesle, Mesut, kapıya bak.” dedi. Mesut Bey kapıya bakıp geri döndüğünde eşi Müberra Hanımın yatakta yığılmış olduğunu gördü. Olduğu yerde kalakaldı. Allah’tan oğlu evdeydi. Hemen komşulara haber verdi. Bir tıp öğrencisi ile bir diş doktoru yardıma koştular. Onlar sun’i teneffüs yaptırırken, sokağın aşağı ucundaki özel hastaneden ambulans istendi. 15 dakika sonra, ambulans olay” yerine intikal etmiş, hasta” hastaneye ulaştırılmıştı. Ne ki, nöbetçi doktor durumun vahametini anlayıp ilgili doktorları çağırıncaya kadar epey süre geçmişti.

Kalbinde ritim bozukluğu” olan Müberra Hanım hastaneye getirildiğinde, beyin ölümü” çoktan gerçekleşmişti. Sonraki günler organ kayıplarıyla geçmeye başladı. Her geçen gün bir öncekine oranla bu kayıplarda” artış görülmekteydi. Böbreklerle başlayan bu kayıplar”, sonunda tüm vücudu içine alacak şekilde genişledi. 12 uzun günün sonunda Müberra Hanım vefat etti. Doktorlar gerçekten özveriyle çalışmışlardı. Hatta bir ara hafiften “ümitlenir” gibi de olmuşlardı. Mesut Bey’in yüksek yerlerdeki tanıdıkları da devreye girmiş, her türlü tıbbî ihtimam için gerekli motivasyon” sağlanmıştı. Ama, olmamıştı işte. Şu ölüm ne kadar da münasebetsiz, adab-ı muaşeret”ten ne kadar da nasipsizdi!

Çevresindekilere bir iktidar heyulası gibi görünen, aristokratik kibarlığı dışında kayda değer hiçbir vasfı olmayan, rantiyeden sosyal demokrat” Mesut Bey, ancak sakinleştiricilerle ayakta duruyordu, Münasebetsiz ölümün ansızın sorduğu soru onu sarsmıştı. Sayım suyum yok.” deyip kaçak güreşmesi mümkün görünmüyordu. Daha birkaç gün önce, bir dostu kendisine Selamun Aleyküm” deyince, Ne o? Yoksa sen de mi iktidar partisinden görünmek için böyle yapıyorsun?” diyecek kadar ilkeli bir sosyal demokrat”tı. Gerçekte ise, sembollere dayalı tanımlarla, farklı olanı karşıt olana dönüştürüp bundan rant üretmek isteyen ikiyüzlü, samimiyetsiz bir sosyal demokratlıktı bu.

Taziye için gelenlerin çoğu, Allah”ı meclislerinden kovdukları için, ölümün etrafını dolanıyorlardı. Acaba olay nasıl olmuştu? Ambulans biraz daha erken gelse, belki de Müberra Hanım yaşıyor olacaktı? Ayşe Hanım alt perdeden buna itiraz etti. Ambulans erken de gelmiş olsaydı, belki yine kurtulamayacaktı. Neylersin ölüm herkesin başında. / Uyudun uyanamadın.” Bir zorluğun” herkes tarafından yaşanıyor olması onu gözümüzde neden daha hafif gösterir?

Hayat filmi hepimiz için bu acı” sonla bittiğine göre, yaşadığımız her ânı “ölüm bilinciyle” yaşamamız gerekiyordu. Neler oluyordu? “Ölüm bilinci”nden bahseden Mesut Bey’in kendisiydi. Meclislerinden kovdukları Müteal Rahmet ve Kudret sahibi, kalbin batınına hâlâ hidayet melteminden esintiler sunuyordu. Bu kadarı da fazlaydı. Bu sesi boğacak bir gürültüye ihtiyaç vardı. Mesut Bey’in kardeşi imdada yetişti. Hükümet yine bir cinlik yapmış, altıncı uyum paketinden apartmanda mescit” hükmünü çıkarmıştı. Ama fırsatını kollayıp bunu yine geçirmeye çalışacaktı. Bu yorum havada asılı kaldı. Kimse uzanmadı. Bu kadar kaba bir yorumu kaldıracak gücü, orada bulunanların hiçbiri kendisinde hissetmedi.

Mesut Bey’in hayatında yeni bir parantez açılmıştı. Bu paranteze neler yazılacak, bu parantez ne zaman, nerede, nasıl kapanacaktı? Mesut Bey evde çok sıkılmıştı. İlk pazartesiden tezi yok, işe başlayacaktı. İçindeki sesle daha fazla baş başa kalmaya güç yetiremiyordu. Gürültüye” ihtiyacı vardı. Taziye için gelen arkadaşları müsaade isteyip ayrıldılar. Film devam ediyordu. Rollerindeki replikleri içlerinden tekrar edip trafiğe daldılar... Bir dahaki taziye”ye kadar daha çok zamanları vardı...