“Sıradan öğretmen, anlatır.
İyi öğretmen, açıklar.
Yetenekli öğretmen, yapıp gösterir.
Büyük öğretmen, ilham kaynağı olur.”
***
NELER OLUYOR?
Ne çok şey oluyor bir yılda mesela: Hanımelleri çiçek açıyor.
— Muzaffer Özdemir
***
ELBİSEN KADAR KONUŞ
Üstünde gayet şık elbise taşıyan, fakat malûmat satayım derken birçok falsolar yapan zengin cahile âlimlerden biri dedi ki:
“Efendi ya elbisenin değeri kadar konuş ya da konuştuğun gibi giyin.”
***
Rekor Kırmalar
Kafayı rekor kırmakla bozanlara pek gülerim. Hiçbirinin cemiyete on paralık menfaati dokunmaz. Mesela alınız, geri geri yürüyerek en uzun mesafeyi kat etme rekoru! Bana ne, sana ne, ona ne? Direğin tepesinde kımıldamadan en uzun süre kalma rekoru; zevkin direk tepesinde yalnızlık çekmekse senin bileceğin iş ama şu yaptığın işe saygı duymamı ve hayranlık göstermemi bekleme benden…
Bütün rekor denemelerinde bir anormallik vardır; hepsi de insan tabiatına meydan okuma hevesi taşır. Halk arasında bu gibi lüzumsuz işleri adlandırmak için “avare kasnak” tabiri kullanılır.
***
BÜLBÜL
Bir gamlı hazanın seherinde
Israra ne hacet yine bülbül
Bil, kalbimizin bahçelerinde
Senin söylediğin gül!
—Ahmet Haşim
***
“DAL RÜZGARI AFFEDER AMA, KIRILMIŞTIR BİR KERE.
***
İnsanın aklı kaleminin ucundadır.
— Hasan Basri Çantay
***
BAKIŞ AÇISI
Memlekette bir geziye çıkmıştım. Yolum dağlık bir köye düştü. Orada bir köylüye sordum:
“Bu dağlarda dimdik yükselen tarlaları nasıl ekip biçiyorsunuz. Size zor gelmiyor mu?”
Köylü bana şu cevabı verdi:
“Kolay değil ama böylelikle toprağın iki tarafından da faydalanıyoruz, bir kağıdın iki yüzüne yazı yazar gibi...”
(yazarı bilinmiyor)
***
“ABAYI YAKMAK”
Aba, yünden dövülerek yapılan bir çeşit kaba kumaştır.
Aba dan yapılmış elbiseleri özellikle tekkelerdeki dervişler ve medreselerde ders gören talebeler giyerlermiş.
Çok eskiden, bir kış günü, abalarına bürünmüş dervişler ocak başında toplanmışlar şeyhlerini dinliyorlarmış. Şeyh, öyle tatlı bir bahsi, öyle tatlı anlatıyormuş ki, tüm dervişler adeta kendilerinden geçmişler. Bir ara ocaktan sıçrayan küçük bir kıvılcım, dervişlerden birinin abasına konmuş. Yün aba, için için yanmaya başlamış. Ancak ne abası yanan derviş, ne şeyh efendi, ne de diğer dervişler, uzunca bir müddet, abanın tutuştuğunu fark edememişler. Nice sonra; duman, alev ve yanık kokusu iyice hissedilir olmuş da, sohbetin cazibesinden ayılıp ateşi söndürmüşler.
— Deyimler ve Öyküleri
***
ALLAH SANA NE VERDİYSE, ONU YARATIRKEN, TATLILAŞTIRMIŞ VE KOLAYLAŞTIRMIŞ. ONU GÜZELCE ALIP KENDİSİNİ ZAHMETE SOKMASIN KULUM DEMİŞTİR.
— Hz. Mevlânâ
***
LEKELEYİŞ
Neden yaş var gözlerinde çocuğum?
Seni hep azarlıyorlar, bir hiç yüzünden ne kadar korkunç! Yazı yazarken parmaklarınla yüzüne mürekkep sürmüşsün. Bunun için mi pis diyorlar sana?
Ayıp! Yüzüne mürekkep bastırdığı için dolunaya pis diyebilecekler mi?
Küçük, önemsiz her şey için suçlandırıyorlar seni çocuğum. Bir şey yapmasan bile hazırlar buna.
Oynarken elbiselerini yırttın bunun için mi düzensiz diyorlar sana?
Ayıp! Yırtık bulutlar arasından gülümseyen güz sabahına ne diyecekler peki?
Ne derlerse desinler aldırma çocuğum.
Yaramazlıklarını uzun uzun sıralıyorlar.
Herkes bilir tatlı şeyleri sevdiğini. Bunun için mi aç gözlü diyorlar sana?
Ayıp! Seni seven bizlere ne diyecekler peki?
—Tagore
