TR EN

Dil Seçin

Ara

Bir Yudum Su / Tefekkürname

Bir Yudum Su / Tefekkürname

Küfür, inkâr, şirk; sadece Cenab-ı Hakk’a değil, canlı cansız bütün mahluklara karşı işlenmiş bir suçtur. Çünkü inkâr eden kişi, kâinatı ve içerisindeki her şeyi yaratıcısı olmayan, başı boş, amaçsız, düzensiz ve değersiz olmakla itham etmektedir.

Kafirler işledikleri suçun büyüklüğünün farkında mıdır, bilinmez. Ancak akıl ve vicdan iki tane ilahı bile kabul etmezken, Allah’ı inkâr etmenin sayısız ilahın varlığını kabul etmek manasına geldiğini bilmeyen birinin ne kadar büyük bir cehalet içerisinde olduğu açıkça görülebilir. Cehaletin en büyüğü ise, bilmediğini bilmemektir. Kafirlerin kendilerini herkesten ve her şeyden daha büyük görmeleri ve inkârlarını kibir içinde, kasıla kasıla söylemeleri böyle bir cehaletin neticesidir. Bu durum, inanan insanların vicdanında inkârcıların dünya üzerinde büyüklenerek gezmek bir yana, ondan bir yudum suyu, hatta bir nefes havayı bile hak etmedikleri tepkisine sebep olur.  Bu tepki ilk bakışta haklı görülebilir ama uygulamaya konulması dünyanın yaratılış gayesi başta olmak üzere birçok açıdan hikmetsiz olacaktır.  

Öncelikle dünyanın bir imtihan yeri olduğunu unutmamak gerekir. İmtihan edilen herkese akıl, irade, ömür denilen belirli bir süre ve hayatını devam ettirecek rızık verilmiştir. İnkâr ya da isyan eden bir kişinin rızkına mâni olup hayatını yarıda kesmek imtihanın hikmetine uygun olmaz.

Kafirin muhatap alınıp ebedi azapla tehdit edilmesinin sebebi, yaptığı işin önemi değil, işlediği suçun büyüklüğüdür. Cenab-ı Hakk’ın yarattığı, her an her şeyiyle O’na muhtaç ve müştak olan mevcudata “Senin sahibin yok.” demekten daha büyük bir hakaret olamaz. Bu hakaretin cezasız kalması ise büyük bir haksızlıktır. Yoksa, büyüklüğü, sanatı ve intizamıyla ilim, irade ve kudret sahibi bir zatın hikmetini gösteren bir eser karşısında tek şahidi kendi körlüğü olan bir zavallının inkârının ne ehemmiyeti olabilir? O kadar küçük ve değersizdir ki, tüm kâinatı hayalen önüne koysalar içerisinde kendisini bulamaz. Zaman karşısında öyle aciz ve zavallıdır ki, kâinatın yaratılışı ile kıyamet arasındaki süre içerisinde kendi hayatını düşündüğünde; Allah’ı değil de kendi vücudunu inkâr etse, belki bir açıdan ve bir derece doğru söylemiş olabilir. Bu sebeple, uzun ya da kısa yaşaması, az ya da çok yiyip içmesi; çok büyük, sürekli değişen ve fani olan bir âlemde dikkate alınmayacak kadar küçük bir detaydır.

Kafir bile olsa her insan Allah’ın mülkünde O’nun yarattığı bir mahluk olarak tasarruf etmektedir. Kendisi kâinatın dışına çıkamayacağı gibi, içtiği bir yudum suyu bile Allah’ın mülkünden ayırıp ona sahip olamaz. Onun içmesiyle Allah’ın mülkünden bir şey eksilmemiştir. İçtiği su ise vücudunda geçici bir süre kalacak ve birtakım vazifeler gördükten sonra onu terk edip aslına dönecektir.

İnsan ruh ve bedenden meydana gelir. Temiz ya da habis olan, inanan ya da inkâr eden, beden değil ruhtur. Kişi kafir de olsa bedeni Allah’ın mükerrem bir kuludur, onun emriyle hareket eder ve her an onu tespih eder. Hava, gıda ve su bedenin hayatı için lazımdır. Cenab-ı Hak aslında kafiri değil munis ve masum bir kulunu rızıklandırmaktadır. Ayrıca insan bedeni tek bir canlı değil milyarlarca canlıdan meydana gelen bir bütündür. Her an binlerce hücrenin yaşaması, ölmesi ve yerine yenilerinin yaratılması için bedenin hayatta kalması gerekir. Kafir bir yudum suyu bile hak etmese de hem bedeninin hem de onu meydana getiren sayısız canlının hatırı için beslenir ve hayatına devam eder.