TR EN

Dil Seçin

Ara

Yumurtanın İçerisindeki Kalıp

Yumurtanın İçerisindeki Kalıp

Canlıların çoğalmasında yumurta, hayatın gizemli kapılarını aralayan kutsal bir başlangıçtır. Memeli canlıların şefkatli sinesinde, anne rahminde adeta bir sanat eseri gibi ilmek ilmek dokunan o narin yumurta, gizemli bir buluşmayla spermin hayata bağlayan nefesine kavuşur. Bu mucizevi kucaklaşmanın ardından, sessizce büyüyen ve şekillenen embriyo, zamanın rahminde olgunlaşarak nihayet muazzam bir uyanışla, yepyeni bir yaşamın doğuşuna kapı aralar.

Memeli olmayan canlıların çoğu ise yumurtlayarak çoğalırlar. Yumurtlayarak çoğalan canlılar biyolojide ovipar (yumurtlayan) canlılar olarak ifade edilir. Yarasa hariç bütün kuşlar, doğuran balıklar (Yunus, Balina vb) hariç bütün balıklar, böcekler, amfibiler (hem karada hem denizde yaşayanlar kurbağa gibi), nadirattan olsa da Ornitorenk gibi memeli hayvanlar yumurtlayarak çoğalırlar.

Yumurtlayan canlılarda yavru, gelişimini anne vücudunun dışında tamamlar. Döllenen hücre yumurtanın sarısının tamamı değildir. Yumurtanın döllenen kısmı, yumurta sarısının üzerinde bulunan ve “germinatif disk” (blastodisk) adı verilen mikroskobik, beyaz renkli, küçük bir hücre lekesidir.

Yumurta sarısı aslında tek bir hücre değildir. İçinde hiçbir canlılık hücresi barındırmayan, sadece yağ ve proteinden oluşan devasa bir besin deposudur. Döllenen küçük hücre (germinatif disk), yumurta sarısının en üstünde yer alır ve büyürken bu sarıyı yiyerek beslenir. Yumurtanın akı ise embriyoyu dışarıdan gelecek darbelere ve sarsıntılara karşı koruyan bir jel yastık görevi görür. Aynı zamanda mikrop ve bakterilerin içeri girmesini engelleyen koruyucu bir kalkandır. Ayrıca gelişmekte olan yavruya su ve ek protein sağlar.

Yumurtanın içindeki embriyo (örneğin bir tavuk yumurtasında), döllenme ve uygun sıcaklıkta geçen yaklaşık 21 günlük kuluçka süreci boyunca hücrelerin bölünmesi, organların ve damarların katmanlar halinde örülmesiyle mucizevi bir şekilde biçimlenir.

Yumurta sarısının üzerinde küçük bir leke olan embriyonun ilk on gün içerisinde kalbi, beyni, gözleri ve omurilik gibi hayati organları yaratılır ve kalbi çalışmaya başlar. Hatta kanatlar, gaga ve bacaklar da biçimlenir. Yumurtanın içerisindeki sarı ve jel ete, kana, kemiğe, tüye, renge ve cana dönüşür.

Peki, nasıl oluyor da aynı malzemeden yani yumurta akı ve sarısından, rengârenk bir tavus kuşu, bembeyaz bir leylek, kapkara bir karga sert kabuklu bir kaplumbağa, cam gibi keskin dişli bir timsah yaratılıyor. İçeride bir kalıp olmadığı halde her hayvan kendi cinsine göre bir tasarım ve form kazanıyor. Adeta üç boyutlu bir tasarım programında çizilip, görünmez bir üç boyutlu yazıcı ile vücut buluyor.

Sonsuz bir ilim ve iradenin, kader kalemiyle nakış nakış dokuduğu o gizemli program; “Kaf-Nûn” fabrikasının tezgâhında, “Kün feyekün” (Ol!) emrinin muazzam kudretiyle can bulur. Bu ilahi tezgâhta biçimlenen her bir yumurta, kâinatın sinesinde eşi ve benzeri olmayan, tek bir kopyası dahi bulunmayan, yaratılışın o en nadide ve biricik tasarımını hayranlık uyandıran bir mucize olarak gözler önüne serer.