Çaba

690 Görüntülenme Eklenme Tarih: 02 Haziran 2020 13:05 Zeynep K. Er

 

Okulda işlerini hallettikten sonra biraz oturup konuşmak için her zaman gittikleri kitap kafeye doğru yürümeye başladılar. İlk defa bu dönem çok çalıştıkları halde bazı derslerden düşük not alıyorlardı. Acayip bir durumdu bu, yine de aşılması imkânsız değildi. Dünyaydı burası sonuç itibariyle arada ufak tefek pürüzler çıkacak, rahatlar bozulacaktı ki huzurlu zamanların bir kıymeti olsun.

İkindinin okunmasına dört beş dakika kalmıştı. Güzin, önce namazı kılıp sonra oturalım, yemek filan da yeriz hem dedi Zeynep’e. Kabul edildi. Burada mescit en üst kattaydı, çocuk kitaplarına ayrılmış mükemmel bölümün orada, çoğu yerde özellikle AVM’lerde mescit en alt katta en izbe köşelerde olurdu. Bu yüzden burası hoşuna gidiyordu Zeynep’in. Belki de sıra sıra dizilmiş o kadar yer arasında her defasında burayı seçmesinin en büyük sebebiydi. Mini mescidin kapısını aralayınca kitap kafenin çalışanlarından birisinin hali hazırda namazını bitirdiğini anladılar. Fakat ezan da tam o an okunmaya başlamıştı. Kadın, galiba ben ezan okunmadan kılmış oldum namazı, dedi. Dolayısıyla tekrar kılacaktı. Mescit üç kişinin aynı anda namaz kılabilmesi için pek de geniş değildi. Bu aşikâr. Mekânın çalışanı olan kadın belki de hiyerarşik bir içgüdüyle, ben çıkayım siz kılın rahat rahat sonra gelir kılarım tekrar dedi. Zeynep, hayır lütfen çıkmayın sıkışırız, diye engelledi kadını. Tebessüm etti çalışan kadın. Sevindi belki de, bu ikindi namazı safdaşlığına, birlikteliğine, namaz kılmak için insanlar arası bir öncelik olmadığına…

Çalışan kadının namaz kıldığı seccadeyi biraz yana kaydırıp yanına bir tane daha yaydılar. Ve gerçekten de odanın tamamını doldurmuş bedenleriyle üç kişi mini mescitlerinde namazlarına durdular. Allahuekber…

Bilirsiniz. Bir yerde çok da yüksek maaşlı olmayan bir konumda çalışıyorsanız öyle işten kaytarmak gibi lüksünüz yoktur. Namaz elbette işlerin işi. Fakat çoğu işverene göre bu öyle değil. Ortalardan kaybolmamak lazım yani. Bu yüzden Zeynep ve Güzin zihinlerinden çalışan kadın için herhalde acele eder düşüncesini geçirmişlerdi. Fakat öyle olmadı.

İlk önce Zeynep bitirdi namazını. Kapının kolunda asılı iki tesbihi alıp birisini de çalışan kadının yanına bıraktı. Çekmeye başladı. Her şey iki kişiye yetecek şekilde hazırlanmıştı bu mini mescitte. İki seccade, iki tesbih, iki namaz eteği… Ama üç kişiydiler işte. Burayı tasarlayanlar, hanımefendilerin ‘gel gel sıkışırız’ hoşgörüsünü es geçmiş olmalıydılar. Her zaman sıkışmak ve daha fazlasına yer açmak mümkündü hanımların zihninde. Bu belki de bir şeyleri değerlendirebilme yeteneklerinden, israf etmemekten, nimetin kadrini kıymetini bilmekten peyda olan bir şeydi. Bilinmez.

Ellerini semaya doğru kaldırdı Zeynep içinden şöyle dua etti. Allah’ım bu ablanın seni hissettiği/anladığı gibi bizim de seni anlamamızı nasip et ve bir de bütünlemelerden kolayca geçip dersleri tamamen vermeyi, amin! Bu arada Güzin gözüyle Zeynep’in ellerini işaret ederek, bana da dua et imasında bulundu. Başıyla onayladı Zeynep. Çalışan kadın da duasını bitirdi. Ama yerinden kalkmadı. Önlerinden geçmek secde ettikleri yere basmak istemedi. Nezaket bundan başkası olamazdı. Onlar da bitirdikleri zaman sanki daha önceden sözleşmiş gibi kalktılar. Seccadeler iki elden katlandı.

Allah kabul etsin, dedi çalışan kadın kızlara hitaben, sizin de, dediler. Ve işine kaldığı yerden devam etmeye gitti.

Sonunda yemek yemeye oturdular. Birden, ne güzel bir namazdı değil mi dedi Güzin, sesinde çocukların bir sırrı ifşa ederkenki masumiyeti vardı. Öyleydi, diye onayladı Zeynep. Aslında bu gibi şeylerin sözü edilmezdi. Böyle şeyler dile gelince tadı yok olan şeylerdi. Ama dayanamamıştı belli ki Güzin.

Devam etti Zeynep, öyleydi ama söz etmek istemedim, Allah ile aramızda kalsın diye dedi, güldü. Aslında ben de öyle düşündüm ama sonra dedim ki Zeynep bilse bir şey olmaz yine Allah ile aramızda olmuş olur başka da kimse duymaz diyerek güldü.

Yemeklerinden bir kaşık daha alırken bu gülüşler katlanıp çoğaldı ve on dokuz ocak perşembenin ikindisi işte böyle kanat çırptı gökyüzüne. Belki kuşlara eşlik etti. Belki bulut oldu, karıştı suya yağmur oldu. Böyleydi güzel namaz. İnsana insanla uğrar, dokunur, sever, değiştirir ve sonra yine göğe, yine göğe!

Anlaşılan o ki şu on dokuz ocak perşembe aceleyle havalanırken kanatlarından bir tüy bırakmıştı alınlarına. Şeffaf beyaz o tüyü tatlı bir hayıflanma diye duydular dudaklarında. Yakındır Allah. Yakın! Secdeler kadar yakın… Üç gövdeyi bir mescitte bir’leştirecek kadar yakın. İki ucuz seccadeyi sonsuzluğun penceresine tül edecek kadar yakın. Ve yakınlaştıran da…

 

 


Site Diğer Yazılar

  • /
  • /
  • /
  • /