ARAMA SAYFASI

Satır Arası

Satır Arası

Kasım 2017

 

Kierkegaard’dan modern zamanların renkli ve sesli gürültülerine dair çarpıcı bir teşhis:

“Nasıl ki yerliler vahşi hayvanlardan korunmak için ziller, ışıklar, çığlıklar kullanıyorsa, biz de yalnızlığa karşı öyle yapıyoruz.”

Zillerimiz, ışıklarımız, çığlıklarımız iyice ustalaşıyor, inceliyor, süsleniyor.

 

 

Halil Cibran, sahibini mahcup etmeyecek bir mahcubiyeti haber veriyor: “Veriyor, ama veriyorken

verdiğin kimsenin utancını görmemek için yüzünü çeviriyorsan, o zaman gerçekten merhametlisin.”

 

 

Ece Ayhan aynı yerden yaralanmanın acısı kadar tadı da olduğunu hatırlatıyor: “İnsan; yarası, yarasına denk geleni sever ancak.”

 

 

Pablo Neruda, şairce bir sırrı avuçlarımıza koyuyor, terk edilmiş patikalardan devşirdiği haberle yüzümüzü güldürüyor.

Beşerî iradenin ilahi murada engel olamayacağının altını çiziyor:

“Tüm çiçekleri kopartabilirler ama yine de baharın gelmesini engelleyemezler.”

 

...

 

Dostoyevski, namusla övünmenin namussuzluğunu sertçe açık ediyor:

“Evet, belki namuslu bir insansın,

ama namuslu bir insanım diye övünülür mü hiç!?

Herkes namuslu olmak zorunda değil midir?”