72 Yazı Banu Yaşar
Psikolog/Psikoterapist

Yazar Profili »

1500 Parçalı Yapboz

Eylül 2014, 453 125 Görüntülenme Eklenme Tarih: 14 Nisan 2020 18:17 Banu Yaşar

 

Çocukluk yıllarında yaptığımız sayıca az, iri parçalı yapbozları hatırlarsınız… Yerlerini kolayca ezberlediğimiz, hızla yaptığımız, yaptıkça da alışkanlık kazandığımız oyun arkadaşlarımız…

Yaşımız ilerledikçe yaptığımız yapbozların parça sayısı da artar ve 500’lük, 1000’lik hatta 1500-2000’lik olanları tercih etmeye başlarız. İlk başta çok zorlayıcıdır. O kadar çok birbirine benzeyen renk ve şekilde parça vardır ki, nereden başlayacağımızı bilemeyiz. İlk bakışta karmakarışık ve içinden çıkılmaz görünür, bu yüzden baştan pes etmemize bile yol açabilir.

En son geçenlerde kızımla beraber 1500 parçalık bir tane yapmaya niyetlendik. Hatta bitirince de üzerine yapıştırıcısını sürüp, çerçeveletip tablo yapmayı bile düşündük. Bu heveslerle kutuyu masaya döküp yapmaya çalıştığımızda aradan geçen zamana rağmen fazla sonuç alamayınca, bu işin kolay olmayacağını da anlamış olduk. Her parça o kadar birbirine beziyordu ki…

Nereden başlayacağını bilememek, doğru parçaları yan yana getirememek, birçok deneme yanılmayla şekli ortaya çıkarmaya çalışmak… Gerçekten de zordu…

Yüzlerce birbirine benzeyen renk ve şekilde parçalar… Hangisinden başlamak işi kolaylaştırabilir? Bunu bile kestirememek…

Sonra düşündüm… Bu duygu çok da yabancı gelmedi bana…

Hayat da böyle değil miydi? Seçim yapmak, karar vermek, doğru olanları, birbirine uyanları birleştirmekte de zorlanmıyor muyduk aslında?..

Her şeyin karmakarışık göründüğü, ne yapacağımızı, hangi yola sapacağımızı, nasıl karar alacağımızı bilemediğimiz nice zamanlar olmuştu. Doğru parçaları birleştirip, yan yana koyup bir görüntü elde etmeye çalışıyorduk. Hayatı ve yaşadıklarımızı çözmeye ve anlamlandırmaya çalışırken, parçalar arasında kaybolduğumuz zamanlar bile oluyordu.

Nice kararlar arasında gidip geldiğimiz, bir sürü seçenek arasında seçimsiz kaldığımız, çaresiz olduğumuzu hissettiğimiz zamanlar…

Kendimizi aciz ve çözümsüz zannettiğimiz anlar…

Aynı yapboz yapar gibi başlangıçtaki o belirsiz gibi görünen durum, hayatı yaşarken ve anlamaya çalışırken de karşımıza çıkıverir. Tamamlanmış hali önceden bilinen ve insanın önüne parçalar halinde sunulan bir yapbozu yapmak gibidir hayatı yaşamak…

O seni bilir, nasıl hareket edeceğini, nereden ve hangi parçadan başlayacağını da bilir, sana çizdiği resmi ve sana yazdığı hikâyeyi senin okumanı, senin boyamanı ister. Benzer renkler ve şekillerle—aynı yapbozdaki gibi—sana ipuçları sunar.

Önemli olan hangi duyguyla ve hangi niyetle yöneldiğindir. Sıkıntı ve sızlanmayla başlamak işi zorlaştırır. Aynı hayata şikâyet penceresinden bakmak gibi… O’nun sana eziyet ve sıkıntı çıkarmak gibi bir niyeti de yok aslında… Sadece senin öğrenmen, büyümen ve özgürleşmen için önüne koyar parçaları… Sana yük etmek için değil…

Hayatın yapboz setinde eksik parça çıkmaz. Her parçanın yeri vardır; doğru yeri bulduğunda ise ona ait boşluğa kolayca otoruverir. Hiçbir şey boş ve anlamsız değildir. Hayatın bilmecesinde havada ve boşlukta kalan, fazla gelen, arta kalan parça da yoktur. Hepsi yerini bulmanı bekler, onlar sabırlıdır, sen bulana kadar, sessizce beklerler.

İnsan sabırsızdır, hemen olsun, hemen gelsin ister. Beklemeye, anlamaya, özlemeye tahammülü yoktur. Eziyetsiz eline geçsin, zahmetsiz olsun ister. Hazır olarak eline verilsin, aramakla uğraşmasın diye düşünür.

Oysaki ararken öğrenir insan, doğru parçaları bulmaya çalışırken hayatı, kendini ve resmin bütününü fark eder.

Asıl olan yoldur…

Yoldaki duyguların, düşüncelerin, hallerin ve davranışların seni yola getirir. Onun istediği sonuç değildir, senden beklediği süreçteki halindir. İyi niyetin, gayretin ve cesaretin iyi bir başlangıç olur. Olumlu başlayan olumlu bitirir. İyi düşünen, iyi yollar, iyi yürekler keşfeder. Bütünü bulmak daha da kolaylaşır. Aynı yapbozun parçaları gibi, birkaçını bulduktan sonra diğerleri de peşi sıra gelir. Başlangıçta zor gelen, zor görünen her şey, yaptıkça, çözdükçe kolaylaşır. Anlamsız gibi görünen parçalar, koca bir resmin tamamlayıcısı olurlar. Yaşadığımız parça parça birçok olay da bir arada düşünüldüğünde, büyük bir hikâyeyi tamamlayan kısa pasajlar olarak önümüze çıkar. Biri eksik kalsa hikâye anlaşılmaz, yarım kalır.

Hayatı iyi niyet ve hevesle okumak, parçaları eksiksiz olduğuna inanarak aramak ve bulmak duasıyla…

 

 


Eylül 2014, 453 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bu Günlerde Neyi Tüketiyorsunuz?

Devamı »

İnsanlar Değil, İmajlar Dolaşıyor Sokaklarda / Olduğun Gibi Görünmek

Kişilik, insanın bütün ilgi, yetenek, konuşma biçimi, tavır, görünüş ve çevresine uyum biçiminin özelliklerini kapsar.

Devamı »

Yüz Çizgileri Ne Söyler?

“Elli yaşına geldiğinde herkes hak ettiği bir yüze sahip olur...” diyor, George Orwell. İlk okuyuşta çarpan bir cümle, biraz korkutan, biraz ürperten, hatta gidip aynaya baktıran cinsten... Neden elli yaşına geldiğinde, neden yirmisinde, otuzunda değil de, elli yaşına gelince hakettiğimiz bir yüze sahip oluruz. Neden başka bir kelime yerine hak etmek kelimesini kullanır George Orwell?

Devamı »

Aranızda Cennetin Rüzgarları Essin

Eş olmak yeni bir elbise giymek gibi, yeni bir rol ekler hayatımıza... Eskiden birinin kızı, oğlu, kardeşi, torunu, arkadaşı, teyzesi iken artık çok daha derin ve kalıcı bir isim eklenir. Hayatımız boyunca yeni isimler yeni etiketler alır ve bu duruma alışmaya çalışırız.

Devamı »