Beş dakikalık bir farz namazın içinde bile ne kadar da zor odaklanıyoruz hedefe. Namaz biter, vesveseler gider. Hayalimizden ne geçerse geçsin, namaz sonrasında hiçbirini bulamazsınız. Bir an farkına varır insan; her daim bir mücadelenin içerisindedir. Yalnız değildir. Melek ilhamı ile şeytan tuzakları arasında insan. İradesiyle rotasına yelken açar…
…
Bir ana ömür sığar da, iki düşünce sığmaz bazen. Hayal düşüncenin gölgesidir.
Tut ki, bir çeşme başındasın. Elini yıkayıp, yüzüne su serpmedikten sonra serinledin mi sanırsın?
Gör ki, hayat böyle bir çeşme işte.
Bir anlık düşünce, düşünce eline; bir serinlik getiriyor ve sürebiliyorsan ellerini yüzüne, şükredebiliyorsan Rabbine kalan bu temiz duyguların için, çeşme başı hayal; düşünce başı hakikat…
Tut bir sarmaşığın elinden. Çıngıraklı eski kapıların üzerinden sarkan, o top top olmuş, yuvarlanmış, zarif duruşuyla taç olmuş bir hanımeli sarmaşığının, gözlerini kapamadan, sakın ola ki çekmeyesin kokusunu içine.
Sesler, kokuları örter. Gözler kapanmalı gülleri koklarken. Mis gibi çiçek kokularını içine çekerken kapanmalı gözler hafifçe…
Burası önemli bir tefekkür sırrı: Ve sonra ilk defa görüyormuşçasına bakmalı, inceden inceye görmeli…
Ya eller ne güne duruyor? O lâtif kadife güller, hanımelleri, hercai menekşeler okşanmayı bekliyorlar…
Hayranlık duygusu ne için verilmiş sandın. Bir çiçeğe, bir kelebeğe, bir buluta bir dağa, bir gün doğumuna.. hayran olmamışsan, ben hayran oldum deme…
…
Hayat böyledir. Sen yaşamayı beklerken, olacak olan olur.
Kenarda, bir duvara yaslanmış, küçük bir bisiklet. Binip de gidesin gelir. Kollarda, dizlerde o eski derman nerede?
Hayal imdada yetişmese bisiklet hâlâ duvarda kalacak, paslanacak. Hayal işletir, çalıştırır düşünceyi. Şükür ki, hayali yaratmış Allah. Şükür ki, hayalin de ibadeti var. Şükür ki, hayalini israf etmeyen insanlar da var. Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen güzel hayaller kurar, güzel rüyalar görür.
…
Uzaklardan bir ses duyardım. Tık tık tık tık tık tık… Aralıksız ve aynı ses… Nedir, nereden gelir bu ses, merak ederdim.
Ne olduğunu fark ettim. Meğer bir tenekenin üzerine düşen yağmur damlasının sesiymiş. Yanına yaklaşınca o güzelliği bulamadım. “Davulun sesi uzaktan hoş gelir” derler ya, damlaların zikri de uzaktan güzelmiş… Hayalimden bir zikir meclisi uçup gitti… Bazen sebebi bulmak sırrı kaybetmek oluyor işte…
…
Damlalar, düşerken zihnimin kapısını çalıyor. Israrla, sanki uyandırmak için. Sürekli uyarıyor damlalar. Bir kapı nasıl açılmayı bekliyorsa, bir fikir de öyle uyanmayı bekliyor içinde insanın. Gelip dürtmesini bekliyor. Boş evin kapısı açılmaz, boş kalpten düşünceler, tefekkürler nasıl doğar!..
Bir kelebeğin bahçedeki raksını seyrettim sabahların birinde. Çiçek açmış, nazlı nazlı güzelliğe durmuş, Rahman’ın bin bir ince, narin sanatıyla donanmış, bodur kayısı ağacının beyaz çiçeklerine konsun diye heyecanla bekledim. Kondu da… Bir dalda iki çiçek; bir kelebek bir çiçek. “Hah!” dedim, “Şimdi yakıştı…”
Yakıştırana bak. Ama yakıştığına da sen bak. Başka kim bakacak! Çiçek de kelebek de bu güzelliklerden habersiz… Sen haberdarsın; çünkü bunlar senin okuman için… Okuyup da “okumayı öğreteni” tanıman, Ona şükretmen için.
Düşünce içimde… Kanatlanır, heyecanla pır pır atar yüreği uçup gidiverecek bir kelebek gibi.
Göğü çaprazlamasına yaran, iki ayrı yönden fırt diye geçiveren kuşların geçişine de bigâne kalamaz insan ve sorar:
“Kim gökyüzünün trafiğini ayarlıyor?” “Evleri nerede bu kuşların? Nerelere sığınırlar? Nerede yaşarlar? Arkadaşları, yavruları kimlerdir? Kim bilir hâllerini Rablerinden başka, kim bilebilir?...”
…
Dilimde yâ Erhamerrahîmîn, yâ Erhamerrahîmîn…
…
Huzurun sabahında… Uykunun elinden kurtardığım anlık düşüncelerdi bunlar.
Ellerim duaya nasıl da acıkmış.
Dualı bir andı, dolu dolu bir andı bu.
Ah anlar, ah… Anlar ard arda geçer giderler; ama ömrün böyle böyle geçtiğini anlamayız.
Her an, bir diğer âna kapıdır. Boş evin kapısı açılmaz; anlarımızdan başlamalıyız doldurmaya…
Anlarımı, anlayayım diye veren Rabbime sığındım.
