Öğrendiğimiz şeyleri her zaman kitap, kalem ya da defter vasıtası ile öğrenemiyoruz bu hayatta.
Eğer doğru dinlersek eşyayı ve ibret ile bakarsak onlara, eşyanın ruhu bize fazlasını fısıldıyor bu hayatın.
Mesela yükseğe ne kadar hızlı çıkılırsa daha hızlı düşüleceğini bize tahterevalliler öğretiyor. Dengesi bozulan şeylerin üstündeki şeyleri taşımasının zor olabileceğini de masalardan öğreniyoruz.
Bilirsiniz…
Sana ne kadar benzerse benzesin içini dolduracak o uyumlu parçanın bir tane olduğunu ve bulmasının uzun süreceği gerçeğini biz, yap boz oynarken öğreniyoruz. Yine buna benzer şekilde ruh eşini bulsan da işin içinde mutlaka bir terslik çıkacağını, bize ayakkabılarımız öğretiyor.
Bilirsiniz…
Havadan atılan bir basket topunun zıplaması, bize hayatın sırrını fısıldıyor çoğu zaman. Çünkü yaşam serüvenlerimiz tıpkı basket topu gibi, bazen hızla yere çarpıp dibe vuruyoruz bazen hızla havalanıyor yükseğe çıkıyoruz. Sonra da tecrübe diyoruz bu duruma.
Bilirsiniz…
Hayat okumalarını doğru öğrenmiş ise insan, ‘cansız, ruhu yok’ dediğimiz şeyler bile dile gelip bize yol gösterebilir, yeter ki doğru kadrajı yakalayabilelim.
Benim en büyük yol gösterenim tuvalet fırçasıdır mesela.
“Burnun bir defa pisliğe bulaşmışsa ne kadar parıltılı olursan ol, harika bir tuvalette olsan da kurtulması çok zordur o durumdan.” düsturunu öğretmiştir bana çok acı bir şekilde olsa da.
Aslında sürahiden de çok şey öğrenmişliğim var onun da hakkını inkar edemem. Bir kulp varsa sende tutmalık ve insanların kullanacağı o en işlevsel yerinde, kulpun yerini bilenlerin ne bulursa senin içine doldurduğunu ve senin de bazen taşabileceğini ben sürahi sayesinde keşfettim.
He...
Hayattan ibret almak için, içinde ‘Allah’ yazan domatese denk gelmeye gerek yok.
Görmeyi bilirsen, o ibreti sana leğen bile verir.
Mesela; “Çok acı çekersen ya da suistimal edilirsen diğer insanlar tarafından...” der leğen, “Ne sert ne de yumuşak olursun artık. Kolay kolay kırılmazsın artık. Daha az üzülürsün. Cam gibi kırılmaz ama demir gibi de sert olmazsın. İstersen insan yanını da muhafaza edebilirsin.” der.
Ama görmeye ve duymaya gönüllü olursan işte...
