• Kötü bir olaydan sonra içki içip etrafı dağıtmalısın.
• İstemediğin biriyle evlendiysen ona ihanet edebilir, başkasıyla aşk yaşayabilirsin.
• Sevdiğin kişi başkasıyla evlendiyse onların yuvasını bozmalısın.
• Kötüler daima güçlüdür, iyiler ezilmeye mahkûmdur.
• Her dizide yeni elbiseler, ayakkabılar olmalı, alışveriş için hep lüks yerler tercih edilmelidir.
• Evde ilgi görmeyen adam dışarıda karısını aldatmalı ve bütün suç kadına yüklenmeli, adamın yaptığı da masum gösterilmelidir.
• Gençlerin mutlaka sevgilisi olmalı, lise ve ortaokul seviyesinde olsa bile çıktığı biri olmalıdır.
• Birbirlerinin kuyusunu kazan insanlar, hep maskeler ile dolaşmalı ve suç daima başka bir iki kişinin üzerine yıkılmalı.
• Kavga eden, şiddet uygulayan, hırsızlık ve gasp yapan başrol oyuncuları güler yüzlü, yakışıklı olmalı ve hep haklı nedenlerle yapmalı.
• Anneler hep despot olmalı, babalar ise daima sert ve anlayışsız olmalı. Çocuklar her zaman haklı olmalı.
• Kaynanalar hep kötü rol oynamalı, sürekli olarak damadının gelininin kuyusunu kazmalı.
• Paranın nerden ve nasıl geldiği belli olmamalı, harcama yaparken hep bonkör olunmalı.
• İş yerleri hep rezidans olmalı, işçi ve esnaf rolleri olmamalı.
• Sıradan ortalama bir hayat yoktur. Ya diptesindir ya tepede. Bunun ortası yoktur.
• Gençler hep haklı olmalı, haklı çıkmalı, başına buyruk hareket etmeli ve kız erkek meseleleri dışında başka dertleri de olmamalı.
• Hep lüks özendirilmeli, herkesin hayali maneviyat değil maddiyat olmalı, yalılar villalar amaç olmalı, insanlar olağanüstü bir lüks yaşama yönlendirilmeli…
• Ülkede her şey yolunda gidiyor verilmesi gereken bir mesaj ve anlatılacak bir şey de yok!
…
Kıymetli bir dostum yukarıdaki maddeleri içeren bir yazıyı bana gönderip “Hocam bunun hakkında bir yazı hazırlayabilir misin?” diye sormuştu. Dertliydi dostum. İnsanın ve ümmetin derdiyle dertli ve gayretliydi dostum. Gözlerimizin önünde yukarıdaki maddeleri gizleme ihtiyacı dahi hissetmeden açık açık yapmaları ve buna karşılık insanlığın ve ümmetin bu hayâsızca akına gönüllü kölelik etmeleri ağırına gidiyordu. Haklıydı aziz dostum. Ama nasıl oldu bu iş? Bu gaflete nasıl düştük? Bu ölü toprağı nasıl atıldı üstümüze? Şimdi sinirleri tahrip olmuş felçli bir hasta gibi, yapılan türlü rezilliklere nasıl tepki vermez hale getirildik?
Merhum Şair Arif Nihat Asya’nın Yılbaşı şiirinde haykırdığı gibi, “Bize bir nazar oldu. Cumamız pazar oldu. Ne olduysa hep bize azar azar oldu.” Evet, bize yani Ümmet-i Muhammed’e bir şeyler oldu ve biz artık biz değiliz. Sonuçlar ise yukarıda alıntıladığım maddelerin ümmetin içinde artık sıradanlaşmış biçimde bolca bulunması oldu.
Peki, bu felç hali ne zaman oldu? Birkaç yılda olmadı elbet. Zamana yayarak azar azar yapıldı ve bu sayede alıştırıldık, tepkisizleştirildik. Alıştırılma sürecinin başlangıç noktası tam olarak belirlenemese bile psikolojik üstünlüğümüzü kaybettiğimiz 19. Yüzyılda başladı demek yanlış olmaz sanırım. Birinci Dünya Savaşının kaybı, Osmanlı Devleti’nin tarih sahnesinden çekilmesi, hilafetin kaldırılması ve yeni devletin Batı normlarıyla kurulması sadece Anadolu halkını değil tüm ümmeti etkileyen bir süreçti. Zira İslam ümmeti bugün olduğu gibi dün de Anadolu’yu bir ölçü olarak kabul ediyordu.
Batı’nın ekonomik ve teknolojik üstünlüğü ile perçinlenen psikolojik üstünlük, İslam ümmetini “mağlup psikolojisiyle” galiplere benzeme arzusuna yöneltti. Yani “onlar ne yaptıysa aynısını yapalım biz de ilerleyelim” denildi. Bu fikir yüzeysel olarak makul ve iyi niyetli görünse de her milletin kalkınma sürecinin temelinde kültürel kodların olduğunu ve bu konuda beşeri ilimlerin pozitif ilimlerden daha fazla söz sahibi olması gerektiğini idrak edemedik. Haliyle onların giydiği “medeniyet” kaftanının aynısını satın alıp üstümüze giydiğimizde Batılıya yakışan kaftan bizim üzerimizde son derece iğreti durdu. İşte ne çekiyorsak bu kaftanın iğretiliğinden çekiyoruz.
Batı, bu süreci çok akıllıca yürüttüğü için sorgulamayı bırakan ümmet, çağdaşlaşma ambalajına sıkıca sarıldı ve Batının önüne attığı her şeyi sorgulamadan aldı kabul etti. Çağımıza kadar Batının insanlığı ve ümmeti yönlendirme yöntemleri gitgide güçlendi. Batı, insanlığın zaaflarını çok iyi keşfedip bu zaafları çıkarları için kullanmakta ustaca hareket etti. Zannederim ki bu keşiflerden çıkardığı en güçlü silah “algı yönetimi ve manipülasyon” oldu.
…
Algı yönetimi kavramı kendi kendini tanımlasa da manipülasyon kavramını biraz açmakta fayda var. Manipülasyon, yönlendirme, seçme, ekleme ve çıkarma gibi yollarla bilgileri değiştirmektir. Bilgileri kendi çıkarı için kullanma, hile yaparak süreci istediği gibi değiştirme; kendi bilgi ve öğretileri dışında kişileri etkilemek ve yönlendirmektir.
Manipülasyon, algı yönetiminin ayrılmaz bir parçasıdır. Batı, insanlığı istedikleri tarafa sürüklerken algı yönetimi ve manipülasyon ekibini ayrılmaz ikili olarak kullanırlar. Bizler gerek bireysel gerekse toplumsal olarak bu yönlendirmelerin nasıl yapıldığı hakkında bilinçlenirsek hayasızca akının sıradan bir parçası değil, baş kaldıran ve onuruyla var olan insanlardan olabiliriz. Bu paye bile bize insan ve ümmet olma şerefini bahşedebilir. Ve belki de Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin dediği gibi “Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı. Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, …doğrudan doğruya, yalnız Cenâb-ı Hakk’ın rızasını esas maksat yapmak gerektir.” Hikmeti iktiza ederse biz bu talepte bulunmasak bile halkları da bizim vesilemizle uyandırabilir. Ama önce Allah’ın rızası için bizzat kendimizin uyanması gerekir.
…
Ülkemizde algı yönetimi ve manipülasyon konusunda maalesef yeterince çalışma yok diyebilirim. Ancak şu ana kadar yapılan çalışmaların içinde bir tanesi, hem malum güçlerin foyasını ortaya koyma yönünde hem de “ne yapalım?” soruna cevap olması yönünden adeta bir kılavuz kitap hüviyeti taşımaktadır. Bahsettiğim kitap, Dr. Mücahit Gültekin’in “Algı Yönetimi ve Manipülasyon / Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi” adlı kitaptır. Bu kitap modern çağın hilelerini fark edip önlem almak derdinde olan tüm insanların faydalanması gereken önemli bir kitaptır. Nasıl kandırıyorlar? Sorusuna cevap verirken Mücahit Hoca’nın zikrettiğim bu kitabından faydalanacağız. Daha detaylı bilgi için bu kitabı almanızı ve üzerinde düşünerek okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
Mücahit Hoca, kitabında algı yönetimi yapılırken manipülasyonun nasıl yapıldığına dair bazı kuralları sıralamış. Bu kuralları özetleyerek okuyucularımızın takdirine sunuyorum. Muradım odur ki, yazının girişinde sıralanan maddeleri ve dünyadaki diğer tüm meseleleri bu kuralları okuduktan sonra çok daha sağlıklı değerlendirebilelim.
• “Niçin” sorusunun sorulmasına izin verilmemesi: Malum küresel güçler, insanları herhangi bir konuda yönlendirmek için niyetlerini açıkça söylemezler. Zira bunu yaptıklarında insanların itirazları yükselecek ve muhalefete uğrayacaklardır. Bunun yerine niyetlerini gizleyerek ortaya koydukları çalışmaların hiçbir insanın itiraz edemeyeceği ortak değerlere hizmet edeceğini iddia ederler. Kadın hakları, hayvan hakları, ekosistemin geleceği gibi kılıflar küresel güçlerin kullandığı en kullanışlı kılıflardır. Bu kılıflar altında yapılan çalışmalara itiraz geldiğinde anında kadın, hayvan ve ekosistem düşmanı ilan edilmekten korkan insanlar “niçin” sorusunu sormaktan korkarlar. Örneğin ABD’de kadınları sigaraya başlatan adam olarak bilinen Edward Bernays adlı manipülatör, anlaştığı sigara firmasının satışlarını “Sigara içen kadın özgürdür.” sloganıyla katlamıştır. Bu propaganda döneminde “Niçin sigara içen kadın özgür olsun?” diye soran insanlar “kadın düşmanı” ilan edilerek susturulmuştur.
• Gerçeğe yaslanmak: İnsanlara büyük bir gerçek sunarsanız onlar o gerçeğe odaklanmışken gerçeğin yanında uydurulmuş küçük ama yönlendirici onlarca yalanı fazla sorgulamadan kabul ederler. Örneğin iklimlerin değiştiği bir hakikattir. Karşımıza bu gerçekle çıkan küreselci güç, insanları buraya odakladıktan sonra asıl mesajını bu hakikatin altına gizledikleri onlarca yalanla vermektedir. Dünyada hayvan yetiştiriciliği, yapay et tartışmaları temelde “iklimin geleceği” propagandasıyla yapılmaktadır. Ama gerçekten öyle mi? “Niçin?” diye sormak cesaret ister.
• Uzmanlık ve saygınlıktan yararlanmak: İnsanların üzerinde etkili olan “bir bildiği vardır” denilen belirli gruplar vardır. Bu grupların başında bilim adamı, siyasetçiler ve kanaat önderleri vardır. Onların ağzından çıkan sözlerle kitleler çok daha kolay yönlendirilebilmektedir. Peki ya bilim adamları, siyasetçiler ve kanaat önderleri de kandırılıyorsa? Ya da bu gruba dahil olan insanlar da satın alınamaz mı? Yani her bir bilim adamı, siyasetçi ve kanaat önderi üstün ahlaki değerlere mi sahip? Oysa tarihe baktığımızda satın alınmış nice bilim adamı, siyasetçi ve kanaat önderi görürüz.
• Etkili satış araçları: Verilmek istenen gizli-açık tüm mesajlar kılıflarına uydurularak en güçlü silah haline gelen “medya” aracılığıyla bombardıman halinde insanlara sunulur. İnsanlar gerek geleneksel medya araçlarıyla gerekse sosyal medya araçlarıyla resmen kıskaca alınır. Bu sayede gündem belirlenir, normal olmayan şeyler sıradanlaştırılır, normalleştirilir.
• İhtiyaç hissettirmek: İnsanlara herhangi bir ürün ya da bilgiyi satarken önce ihtiyaç hissettirirler. Bu ihtiyacı hisseden insanlar iç güdüsel olarak sunulan ürün ya da hizmeti satın alma davranışına yönelir. Tabi akıntıya kapılan, sorgulamayan, “niçin?” demeyen insanlardan bahsediyoruz. Örneğin belirli bir telefon markasına sahip olunduğu takdirde saygınlık kazanılabileceği kulağa komik gelse de çevremizdeki nice insanın malum telefon markasını sırf vaat edilen saygınlığa kavuşmak için aldıklarını biliyoruz. Aynı durum araba, ev eşyası, ziynet eşyası ve benzeri diğer metalarda da var maalesef.
• Bütünden koparmak: Özetle büyük resmi gördürmemek adına insanları belirli yalan sloganlara inandırmaktır. Bu sayede insanlığın referans çerçeveleri olan din, gelenek, ahlak, kültür gibi olguların vaz ettiği tüm değerler yozlaştırılmaktadır. Günümüzde farz olan tesettürün sosyal medyada içler acısı haline maalesef şahit oluyoruz. Dinimizle alay edilen birçok içerikle karşı karşıya kalıyoruz. Tesettür, namus, şeref, mahremiyet gibi kutsal kavramlar “çok takılmayın eğleniyoruz alt tarafı” denilerek yozlaştırılmış vaziyette. Bu algı yönetimini yapan şeytani akıl, karısının dansını paylaşan Müslüman erkeğin Mescid-i Aksa hassasiyetinin biteceğinin farkındadır ama büyük resmi göremeyen Müslüman “çok takılmayın eğleniyoruz ya!” diyerek mahremini sergilemekten haz almaya devam ediyor. Bu kıvama gelen Müslüman için bir kahve markası, Mescid-i Aksa’nın özgürlüğünden daha önemlidir. Bu açıdan toplumda maskülenliğin/erkekliğin bitirilmesi başıboş bir topluma davetiye çıkarmaktadır. Erkekliğin bitirilmesi meselesi başlı başına müstakil bir yazıyı gerektirdiği için burada bir işaretle yetiniyoruz.
• Sürekli tekrar et: Bu kural uyanmak, hayâsızca akına karşı durmak ve omurgalı bir duruş sergilemek isteyen bireyin belki de en zorlanacağı noktadır. Televizyonda, radyoda, sosyal medyada, gazetede, evde, işte ve aklınıza gelebilecek her yerde şeytani aklın servis ettiği doğrular “bu çağda böyle olmalı” minvalinde size dikte edilmektedir. En yakınlarınızın bile zamanla “hayâsızca akına” kapıldığını görünce birey “acaba bende mi sorun var?” demeye ve kendi değerlerini sorgulamaya başlayabilir. Burada çok güçlü bir irade ve az da olsa sizin gibi değerlere inanan insanlarla bir arada olmanız çok büyük bir önem arz etmektedir.
• Akla değil; duygulara hitap etmek: Şeytani akıl insan fıtratını çok iyi tahlil ettiği için bireysel ve toplumsal bazda duyguların aklı gölgeleyebileceğinin farkındadır. Bundan dolayı özellikle medya aracılığıyla akla değil korkuya, öfkeye ve şehvete hitap eder. Bu sayede, kocasının yeğeniyle yasak aşk yaşayan kadına oturup ağlar; lüks ve şatafat isteyen insanların her türlü entrikayı yapmasını oturup saatlerce izler ve daha nice rezaleti kendine de hak olarak görür. Zira artık aşkın her şeyi mübah kılacağına, kendinin her şeyi en iyisine layık olduğuna, para için ahlakın ve vücudun satılabileceğine ve daha nicelerine inanmış ve itaat etmiştir.
…
Tüm bu algı ve manipülasyon mühendisliklerine maruz kalan toplum, bilinçli insanların varlığından rahatsız olur ve itiraz durumunda “gönüllü asker” olarak linç kültürünü yaşatır. Şeytani küresel güç, ortada çok güçlü bir korku imparatorluğu kurmuştur. Ancak insanların ezici çoğunluğu özgür olduklarını ve akıllarını kullandığını sanarak bu imparatorluğun kölesi olmuş durumdadır. Oysa yaptıkları en “özgür” eylem, sosyal medya akımlarının aynını taklit etmekten öteye gitmemektedir.
Ne mutlu uyananlara, hayâsızca akına karşı duranlara, omurgasıyla şerefli bir duruş sergileyenlere ve bu hal üzere emaneti sahibine teslim edenlere…
