Evinde ay en iyi salondan izleniyordu. Salona geçti. Perdeyi çekti. Apartmanların çoğu karanlıkta idi. Tek tük bazı evlerin ışığı yanıyordu. Işığı yanan evlerde televizyonlardaki görüntülerin duvarlara yansımasının oluşturduğu ışık oyunları seçiliyordu.
Karşıdaki apartmandaki dairelerden bir başkasının ışığı daha yandı. Kim bilir o da kendisi gibi bir rüyadan uyanmıştı. İnsanlar genelde kabuslu rüyalardan sonra uyanırlar. Yaşadıklarının bir rüya olup olmadığından iyice emin olmak için yataktan kalkarlar. Işığı açarlar. Etraflarına bakınırlar. Ya da televizyonu açarlar. Odasının ışığını henüz açmış kişi de bunları yapıyor olmalıydı o an. Kabuslu bir rüyadan uyanıp rüyada yaşananların gerçek olmadığını anlamanın verdiği rahatlık ile rüyadan henüz uyanmanın verdiği şaşkınlık karışımı bir duygu ile dolu olmalıydı yeni uyanan. Her insanın rüyası nasıl başka başka ise, insanların rüyalarından uyanmaları da başka başka olacaktı. Ve rüyalarından uyandıktan sonraki yaşamları da öylesine başka başka olacaktı.
Dr. Mavi perdeyi iyice sıyırıp koltuğa çöktü. Öylesine uykusu vardı ki, ayı seyretmek için kendini zorluyordu. Ayda varolan büyüleyici güzellik ile uyumanın, bilincini dünyaya kapatarak, geçici de olsa şu dünya halinden kurtulmanın büyüsü arasında gidip geliyordu. Aslında seyrettiği ay olmasaydı hemen uyuyakalırdı. Sanki ayı seyretmese ay bunu farkeder de kendine küser gibi geliyordu. Ama ay insanlar gibi bencil değildi.
Ay yarım ay biçimindeydi. Dört saat önce eşi ve çocuklarıyla boğaz köprüsünden geçmişti. O an boğazın üzerinde asılı haliyle Yaratıcının bir ayeti olarak semada asılı duruyor, Yaratıcının isimlerini bize bildiriyor, ay bundan büyük bir huzur duyuyor diye düşünmüştü. Aklına gelen şeyi çok önemsemişti. Sanki zihninde bir aydınlanma olmuştu. Aydaki huzuru hep merak ederdi. Gözünü aydan ayıramıyordu. Aydan huzur akıyordu. Hiçbir tedirginlik, endişe yoktu. Kızgınlık, öfke yoktu. Aydaki huzur onun Yaratıcısının isimlerini bilinçli insana yansıtması ile ilgiliydi. Sonsuz isimler ayda tecelli ediyor, tecelli eden isimlerle ay güzelleşiyor, ay kendine verilen bu görevi yapmanın zevk ve şevkiyle, huzuru ile semada neşe ile dolaşıp duruyordu. Ay içinde taşıdığı şey olmanın huzuruyla doluydu. Ayın varlık nedeni Yaratıcısının mükemmelliğini ve güzelliğini bilinçli olan insana yansıtmaktı ve ay bunu eksiksiz yaptığı için içinde taşıdığı şey oluyor ve bunun huzuru ile doluyordu. Ay kendini bulmuştu. Belki de bu yüzden ay bencil değildi. Kendisinin seyredilmesinin, övülmesinin, beğenilmesinin, takdir edilmesinin peşinde değildi ay. Yaratıcısının isimlerinin tecelli etmesi için vardı ay. Ay hiçbir zaman “ben” demiyor, her daim “O” diyordu. Onu işaret ediyor, Onu gösteriyor, Onu hatırlatıyor ve Onu anlatıyordu.
Dr. Mavi birden irkildi. Karşısındaki koltukta Mavi oturuyordu. “Benden niye korkuyorsun?” diye sordu Mavi.
“Senden korkmuyorum ki?”
“Hayır korkuyorsun. Niye bunu kabullenmek istemiyorsun? Benden korktuğun ve kaçtığın gerçeği ile yüzleşmekten kaçınıyorsun.”
“Senden korkmuyorum. Ama benim peşimi neden bırakmıyorsun? Evime kadar girmen ciddi bir sınır sorunu.”
Mavi tiz bir kahkaha attı. “Dr. Mavi gerçekten bazen çok komik oluyorsun. Biz seninle doğduğundan beri beraberiz. Gündüzde, gecede, karanlıkta, aydınlıkta, iyi günde, kötü günde, rüyalarında, gerçek hayatta, hep beraberiz.”
Mavi’nin kahkaha sesi tüm salonu doldurdu. Gece apartmandaki insanların kahkaha sesini duyabilmesi Dr. Mavi’yi müthiş rahatsız etti. Kim bilir komşuları neler düşünürdü? Ama Mavi’nin buna aldırdığı yoktu.
“Benden korkmuyorsan neden benden kurtulmaya çalışıyorsun?”
“Senden kurtulmaya çalışmıyorum.” diye itiraz etti Dr. Mavi. “Sadece aramızda ilişki sorunu var, sınırlarımızı ayarlamamız gerekiyor. Yoksa hayatımda seni reddetmiyorum. Varlığını kabul ediyorum ve onaylıyorum.”
Mavi sırıtıyordu.
“İstersen onaylama. Ben senin içinde varım ve beni asla yok edemeyeceksin. “
“Bunu biliyorum.” dedi Dr. Mavi. “Seni yok edemem. Seni terkedemem. Ama bana olan bağımlılığını anlayamıyorum. Senin bana bağımlı olduğun gibi benim de sana bağımlı olmamı istiyorsun. Bunu yapmak istemiyorum.”
“Bak Dr. Mavi. Biz ikimiz birbirimize muhtacız. Birbirimizsiz yapamayız. Ben sensiz yapamam, sen bensiz yapamazsın. İkimizde birbirimizin çıkarları için çalışalım.”
“Hayır!” diyerek öfkelendi Dr. Mavi.
“Niye mükemmel ve muhteşem olduğunu kabul etmiyorsun. Sen bana yetersin. “
“Saçmalıyorsun Mavi. Bir yüzüme bakar mısın?”
Mavi, dikkatle Dr. Mavi’nin yüzüne baktı.
“Yakışıklı olduğunu bana söyletmeye çalışıyorsan bunu sana kaç kere söyledim şimdiye kadar. İstersen bir kere daha söyleyeyim.”
“Yüzümdeki derinleşen çizgilere bak. Kırk yaşına merdiven dayamış bir insanın üzerinden geçmiş zamanın izlerine bak. Saçımdaki ve sakalımdaki ağarmış kıllara bir bak. Ve bana muhteşem olduğumu söylerken ne kadar saçmaladığını bir kere daha düşün.”
Mavi bir an ne diyeceğini bilemedi.
“Şimdi benim arzularımı doyurma zamanı. Böyle konuları düşünme zamanı değil. Gecenin bu vaktinde senin saç ve sakalınla uğraşamam.”
“Sen uğraşamazsın ama zaman benimle uğraşmaya devam ediyor. Eğer benim önümdeki ölümü yok edebilirsen, beni kabre girmekten alıkoyacak güç ve kuvvet sende varsa, o zaman ben de senin arzularını doyurabilir, senin için yaşamaya çalışırım. Eğer ölümümü yok edebilirsen o zaman benim sana, senin de bana yetebileceğine ve benim muhteşem olduğuma kanaat getirebilirim. Bunu yapamıyorsan ikimiz de anlamalıyız ki bize ancak senin de Rabbin, benim de Rabbim, ayın da Rabbi olan yeter.”
Ölüm konusu açılınca Mavi’nin tadı tuzu kaçar, birden neşesi gider, içini bir hüzün kaplardı. Ölmek fikri, o tatlardan, lezzetlerden, hazlardan, arzulardan, isteklerden ayrılma fikri ona müthiş hüzünlü geliyordu. Hayatın bu dünyada bir başı olduğu kadar bir sonu olduğunu anladığı zamanlarda dünyaya olan bağımlılığı azalıyordu.
“Şimdi ölümü konuşmanın tam sırası sanki. Bunu bana hep yapıyorsun. Ay terapisi bana her zaman etkili olmuyor ama senin şu “ölüm terapisi”nin daha etkili olduğunu söyleyebilirim.” dedi Mavi.
Dr. Mavi “Sen benim nefsimsin biliyorsun. Belki de nefse karşı ölüm terapisi daha etkili bir yöntem. Senden ricam saç ve sakalımdaki beyaz kılları aklından çıkarma. Ölüm fikri ile bana olan öfken de azalır. Bağımlılığın da azalır. İkimizin ilişkisi ancak böyle rayına oturur. Ne sen muhteşemsin ne de ben. İkimiz de ölümlü varlıklarız. Yine ölüm fikriyle ancak içinde taşıdığın hırsın, arzuların teskin olur, yatışır. Beni zorlayıp durmaz, illa da ben demezsin. Sen ve ben diye bir ayırım yok. İkimiz varız ve ikimiz de Onun için yaşamalı ve sonra ölmeliyiz. Başka bir anlam, varolma nedeni bulabiliyorsan söyle. İkimiz de birbirimize şefkatli davranabiliriz. Gördüğün gibi biz birlikte yaratıldıysak, birlikte yaşatılıyorsak, buna karşı çıkmamalıyız.”
Mavi ölüm fikrine dalıp gitmişti. Hem kendisinin hem de Dr. Mavi’nin bir gün öleceği fikrinden korktu. Dr. Mavi’nin yanına sokuldu. Onu kaybetmek istemiyordu.
“Senin beyaz kıllarına daha dikkat edeceğim. Söylediklerini de düşünmem gerekli. Bunları hemen kabul etmek kolay değil. Sen sık sık hastalarına demez misin hemen öyle âniden değişemezsiniz diye. Ben de öyle birden değişemem. Belki yaptığım hataları tekrar tekrar yapacağım. Bana zaman vermelisin. Bir de senden şunu rica ediyorum. Bazen bana senin nefsinim diye kötü gözle baktığını, hatta benim varlığımı istemediğini hissediyorum. Hatta bir zamanlar Yaratıcı beni senin içine neden koydu diye isyan yollu düşüncelerin bile olmuştu. Kötü gözle bakılmak çok ağrıma gidiyor. Sen de bana kötü bir varlıkmışım gibi muamele etme.”
“Hayır, artık kesinlikle senin kötü bir varlık olduğunu düşünmüyorum. Zaman zaman sınırlarını karıştırsan da, sen beni Rabbime götüren önemli yollardan birisisin. Sen olmasan bin bir tadı nasıl hissederim. Bin bir kokuyu seninle fark ediyorum. Aydaki güzellikleri bile seninle anlıyorum. Ama yeter ki bencil olma. Aya baksana. Hiç kendinde görünen güzellikleri sahipleniyor mu? Sen de ay gibi olmalısın ve kendi arzuların için bana baskı yapmamalısın. İkimizin ortak amacı ikimizin de Rabbini tanımak, Onun bize verdiği değeri anlamak, Onun bize verdikleri için teşekkür ederek yaşamak olmalı değil mi?”
Dr. Mavi uyandığında saat üçtü. Rüya bitmişti. Ama nefsi hala yanıbaşındaydı.
