Saat 12:49. Takvimler 23 Nisan 2025 tarihini gösteriyordu. Bilgisayarımın başında, zihnim yeni bir çalıştay toplantısının hazırlıklarıyla meşgulken, birdenbire şiddetli bir sarsıntıyla dünya ayaklarımın altından kaydı. O an, zihnimde bir şimşek gibi 6 Şubat’taki (2023) Kahramanmaraş depreminin dehşeti çaktı. Gözümün önünde, binaların nasıl kâğıt gibi buruştuğu, insanların o tarifsiz çaresizliği ve acizliği canlandı. En güvendiğimiz, üstüne bastığımız dünyanın bile her an kayacağı ve faniliği aklıma geldi.
O sarsıntının ortasında, hilaf-ı adet bir şekilde korku yerine bir merak duygusu belirdi içimde. Nerede, nasıl korunurum düşüncesiyle birlikte, zihnimin derinliklerinde şu soru yankılanıyordu: Bu ani ve yıkıcı gücün ardında, hangi ilahi nizam ve hikmet yatıyor olabilirdi? Madem ki bu âlemde her şey güzel ve insan için yaratılmıştı, o zaman depremlerin o dehşetli yüzünün ardında hangi gizli güzellikler, hangi rahmet tecellileri saklıydı? İşte bu merakla, yeryüzünün derinliklerindeki sır perdesini aralamak istedim.
Âlemlerin Rabbi, yeryüzünü hayatın neşvünema bulacağı bir diyar olarak takdir etti. Bu kürenin derinliklerinde, adeta bir kalbi andıran çekirdek yerleştirildi. Biri katı, diğeri akışkan iki âlem... İç çekirdek, sürekli bir döngüyle dönüyor; dış çekirdek ise bambaşka bir nizam içinde hareket ediyor. Bu iki âlemin farklı hızlardaki dönüşü ve her ikisinin de demir cevherinden yaratılışı, yeryüzünün etrafını kuşatan ve onu tehlikelerden muhafaza eden bir manyetik alanın doğmasına vesile kılındı.
İşte bu derinlerdeki hareketlilik, sadece manyetik kalkanı var etmekle kalmadı. Aynı zamanda yeryüzünün kabuğunu oluşturan kıtaların yavaş ve sürekli bir değişim içinde olmasına, fay hatlarının oluşmasına zemin hazırladı. Kıtaların bu nazlı hareketi, zaman zaman yeryüzünün sarsılmasına, depremlerin vuku bulmasına neden oldu.
Depremler, yeryüzünün derinliklerindeki enerjinin boşalmasına, böylece daha büyük felaketlerin önlenmesine bir vesile olmaktadır. İnsanlığın sabrını, dayanışmasını ve birbirine olan şefkatini ortaya çıkarır. Kayıpların acısı yürekleri dağlasa da, bu acılar, insanları birbirine daha sıkı bağlamakta, yardımlaşma ve dayanışma ruhu canlanmaktadır.
Yerin derinliklerinde, sıvı çekirdekten manto tabakasına doğru uzanan, her biri devasa boyutlarda ve inanılmaz sıcaklıklarda sıvı metal akıntıları mevcuttur. Her biri adeta birer enerji membaı olan bu akıntılar, yeryüzünün dinamik yapısını sürekli kılar.
Dolayısıyla, yeryüzünün derinliklerindeki bu hareketlilik, hem onun koruyucu kalkanını var eden bir rahmet, hem de zaman zaman zuhur eden depremlerle insanlığın imtihan edildiği bir hikmet tecellisidir. İnsan zahirperest olduğu için gördüğüne göre hüküm vermekte ve perde arkasında güzellik tecellilerini görememektedir.
HER SARSINTININ ARDINDA HAYIRLAR VE RAHMETLER VARDIR
Yeryüzü, üzerinde hayatın yeşerdiği, canlıların rızıklandığı muazzam bir sofra olarak yaratıldı. Ancak bu sofranın kurulu olduğu zemin, ilahi kudretin tecellisiyle sürekli bir hareket ve değişim içindedir. Yer kabuğunu oluşturan devasa levhalar, kader planında yılda birkaç santimetreden on yedi santimetreye varan farklı hızlarda ve yönlerde hareket ederler.
Bu levhaların buluştuğu, birbirine sürtündüğü veya birinin diğerinin altına girdiği bölgeler, depremlerin vuku bulduğu fay hatlarını meydana getirir. Burada biriken gerilim, belirli bir eşiğe ulaştığında, fay yüzeyindeki direnci aşarak ani bir enerji boşalmasına neden olur. İşte yeryüzünü sarsan depremin kaynağı bu anlık harekettir ve bu hareket neticesinde yayılan sismik dalgalar, yerkürenin derinliklerinden yüzeyine kadar her yönde hissedilir.
Ancak depremler, salt birer yıkım ve korku vesilesi değildir. Onların çetin yüzünün ardında, insan ve diğer canlıların hayatını güzelleştiren nice hikmetler gizlidir. Bu faylanma hareketleri, yeryüzünün şekillenmesinde, dağların, ovaların, göllerin ve hatta yeraltı zenginlikleri olan madenlerin ve doğal kaynak sularının oluşumunda mühim roller üstlenirler. Dikkatle bakıldığında, yeryüzündeki birçok güzelliğin, bu hareketli fay hatları boyunca kümelendiği görülür. Yerin hafifçe kımıldamasına, omuz silkmesine benzer hareketlerine ihtiyaç vardır ki, derinliklerdeki zenginlikler yüzeye çıksın ve insanlığın istifadesine sunulsun.
Ne var ki, insanoğlunun fay hatları üzerinde inşa ettiği kusurlu yapılar, depremi bir düşmana, bir felakete dönüştürmektedir. Oysa deprem, bizatihi bir ilahi fiildir ve kâinattaki her fiil gibi, başıboş bırakılmış veya tesadüflere havale edilmiş bir olay değildir.
Eğer bir gün depremlerin azaldığını görürsek, bu durum tabiatın hayati dengesinde mühim bir aksaklığın işareti olabilir. Tıpkı Ay gibi, magması olmayan bir gök cismi üzerinde hayatın olmaması gibi, yeryüzündeki fay hareketlerinin durması ve dolayısıyla depremlerin sona ermesi, bildiğimiz hayat şeklinin de sonu anlamına gelebilir. Zira levhaların hareketini sağlayan ve yerkürenin derinliklerinde bulunan manto tabakasının soğumasıyla, dünyamız da Merkür ve Mars gibi cansız bir gezegen haline gelecektir.
Dolayısıyla depremler, dünyamız için hayati bir öneme sahiptir. Âlemlerin Rabbi, dünyada boş ve gereksiz hiçbir şey yaratmamıştır. Hayrın da şerrin de yaratıcısı O’dur. Aslında şer diye addedilen birçok şeyin ardında, bizim sınırlı idrakimizle kavrayamadığımız nice hayırlar gizlidir. Kötülük ve felaket olarak gördüğümüz şeyler, çoğu zaman kendi yanlış tercihlerimiz ve tedbirsizliğimiz neticesinde bize musallat olur.
Özetle, depremlerin olmadığı bir dünya, yüzeyinin o engebeli şekillerinden tutun da yeraltı kaynaklarının o zengin çeşitliliğine, yerkürenin içindeki o hayati enerji dengesinden, üzerindeki o rengarenk ekolojik çeşitliliğe kadar pek çok açıdan bugünkünden daha güzel bir dünya olmazdı. İlk nazarda acı ve yıkımla özdeş olsa da, depremler aslında gezegenimizin o dinamik ve canlı yapısını muhafaza etmesinde, yani hayatın devamında rol oynamaktadır.
Kaynak:
Livermore, P.W., Hollerbach, R., & Jackson, A. (2013). Electromagnetically driven westward drift and inner-core superrotation in Earth’s core. Proceedings of the National Academy of Sciences, 110(40), 15923-15927. DOI: 10.1073/pnas.1307825110.
