71 Yazı Banu Yaşar
Psikolog/Psikoterapist

Yazar Profili »

Babalara Da Yer Kalsın

Mart 2014, 447 74 Görüntülenme Eklenme Tarih: 08 Nisan 2020 18:23 Banu Yaşar

 

Hamilelikle beraber kadın, anne rolünü ve elbisesini doğrudan giyer. Hormonları değişir. Hareketleri, yediği, içtiği ve duyguları farklılaşır. Eğer isteyerek hamile kalmışsa haberi alır almaz oturuşu kalkışı bile değişir. Bebeklere dair algıları daha seçici bir hale gelir. Hamilelik ve doğuma dair tüm haberlere dikkat kesilir. İçinde büyüyen bebeğiyle doğumdan önce annelik ilişkisini yaşamaya başlar. O çoktan anne olmuştur.

Erkek için baba rolü, çoğunlukla aşama aşama yaşanan bir duygudur. Eşi hamile olduğunu söylediğinde heyecan duyar, baba olma gururunu yaşar. Fakat eşi kadar rolünün elbisesini hemen giyemez. Babalık elbisesi nasıl giyilir, nasıl davranılır diye bocalama yaşar. Anne sürekli yanında taşıdığı bebeğiyle çoktan ilişkiye girmişken babanın bu duyguyu yaşaması doğumdan sonraya hatta bizim toplumumuza göre oyun çağına geldiğinde mümkün olmaktadır.

“O anne olmuştu ama ben sanki dışarda kalmıştım… Onun belirgin ve yeni bir kimliği vardı artık… Ben kenardan seyreden biri olmuştum adeta… Bebeğe dokunmam bile endişeyle karşılanıyordu… Aman dikkat, başını tut, beline dikkat et gibi sürekli uyarı alıyordum… Yeni kardeşi olmuş bir abi gibi kardeşim benden korunmaya çalışılıyordu… Nasıl tutacağımı bilemediğim bebeğimle ne şekilde ilişki kuracaktım… Eşim çoktan rolüne alışmıştı… Sanki o doğuştan anneydi… Beni pek fazla gözü görmüyordu… Artık benimle hiç mi ilgilenmeyecek diye korktum biran, sonra hemen bu düşüncemden dolayı utandım… İnsan eşini evladından kıskanır mı? Diye düşündüm… İleriki günlerde hatta yıllarda bu durum hep böyle devam etti… Eşim o kadar çok anne omuştu ki, bana baba olmaya yer kalmamıştı… Hayatını oğlumuzla o kadar doldurmuştu ki ne eş olarak bana yer kaldı ne de baba olarak oğluma yaklaşabildim… Ben karımın hayatında neredeyim, gerçekten çok merak ediyorum… Şimdilerde oğlum tüm gün evde annesiyle olmak istiyor…Biliyorum ben de hatalıyım, bir yolunu bulup, oğlumla barışmalıyım… Onu tekrar kazanmalıyım…”

Annenin abartarak sadece annelik rolüne odaklanması, eş rolüne ilgisinin azalmasıyla sonuçlanabilir. Duygusal olarak eşinden uzaklaştığı gibi fiziksel olarak da kopmaya başlar. Çocuk gece üşüyor, üstünü açıyor, sık uyanıyor gibi sebeplerle bebeğiyle birlikte uyumaya başlar. Çocuk 4-5 yaşına geldiği halde bu durum devam eder.

Annenin aşırı şefkatiyle çocuk, bağımlı bir ilişkinin diğer tarafı olurken, baba hem eşinden hem de çocuktan duygusal olarak yabancılaşır. Kendi zihninde var olan sebeplerin gerekli olduğuna inansa da, yani çocuk uyumuyor, sık uyanıyor, hasta oluyor diye düşünse de diğer taraftan yaşadığı uzaklığı anlamlandıramaz. Tam olarak adını koyamadığı bir hırçınlığı zaman zaman yaşayabilir. Eşinden uzaklık, bazı günlük olaylarda onu tahammülsüz kılabilir.

Arada söylenip; “Çocuğu rahat bırak, o kadar kollama, pısırık ettin onu” dese de eşinden gelen ilgisizlik suçlamalarıyla iyiden iyiye konu dışında kalır. Bebekliğinde onu tutmaktan aciz algılanırken şimdi ilgisiz ve anlayışsız olmakla suçlanır. Kendisi de çocuğuyla yakınlaşmak adına bir çaba göstermezse çocukla baba arasındaki yabancılaşma daha da artar.

Sözel iletişim becerilerini erkeklerin çok da iyi kullanabildiği söylenemez. Büyük oranda yetiştirme tarzı, biraz da fıtratın etkisiyle kendini, yaşadıklarını, yabancılaşmasını ve bu ilişkide ne kadar dışarıda kaldığını anlatmakta zorlanır. Bir şeylerin ters gittiğini farkeder ama dile getirip söyleyemez. Çünkü o da yaşadıklarını tam olarak anlamlandıramaz. Doğru ve yanlış, şefkat ve bağımlılık, uzaklık ve yakınlık o kadar birbirine karışmıştır ki, ayırt etmekte zorlanır.

Özellikle çocuk erkek ise, babayla özdeşim kuracağı yaşlara geldiğinde bile babadan duygusal olarak uzaktır. Annenin şefkati o kadar kuşatıcı ve koruyucudur ki, babanın çağırmaları yetersiz kalır.

Babayla ilişki bir şeyler yapmak üzerine kurulu olduğu için baba oğul birlikte bir şeyler yaparken birbirini tanır. Baba cesaretlendirir, yüreklendirir ama sorumluluk da verir. Nasıl yapacağını anlatır, sonrasında dokunmaz, yapmasını bekler. Tekrar tekrar anlatır. Ama onun yerine yapmaz. Öğrenmesi için fırsatlar oluşturur, maruz bırakır. Olması gereken baba oğul ilişkisinin temelinde bu tutum olmalıdır. Fakat az önce bahsettiğimiz hikayede baba araya bile girememiştir.

Günümüzde bazı babalar anneden yer kalmadığında işleri kolaylaşmışçasına alanı anneye bırakabiliyorlar. Çocuğun günlük ve okulla ilgili sorumlulukları konusunda ilgisiz davranabiliyorlar. Zaten bu kadar istekli bir anne varken, bana gerek yok gibi bir anlayış geliştirebiliyorlar. Fakat özellikle erkek çocuğun anneden özerkleşip babaya yakınlaşması, iki erkeğin birbirini tanıması, birlikte geçinmek konusunda yüzleşmeleri oldukça önemlidir. Cinsel kimliğin sağlıklı bir şekilde oturması açısından anneden bağımsızlaşıp, babaya yönelmenin gerçekleşmesi için anne kapıyı açık bırakmalı, baba da istekle o kapıdan girmelidir.

 

 


Mart 2014, 447 Sayısı Tüm Yazıları


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bu Günlerde Neyi Tüketiyorsunuz?

Devamı »

İnsanlar Değil, İmajlar Dolaşıyor Sokaklarda / Olduğun Gibi Görünmek

Kişilik, insanın bütün ilgi, yetenek, konuşma biçimi, tavır, görünüş ve çevresine uyum biçiminin özelliklerini kapsar.

Devamı »

Yüz Çizgileri Ne Söyler?

“Elli yaşına geldiğinde herkes hak ettiği bir yüze sahip olur...” diyor, George Orwell. İlk okuyuşta çarpan bir cümle, biraz korkutan, biraz ürperten, hatta gidip aynaya baktıran cinsten... Neden elli yaşına geldiğinde, neden yirmisinde, otuzunda değil de, elli yaşına gelince hakettiğimiz bir yüze sahip oluruz. Neden başka bir kelime yerine hak etmek kelimesini kullanır George Orwell?

Devamı »

Aranızda Cennetin Rüzgarları Essin

Eş olmak yeni bir elbise giymek gibi, yeni bir rol ekler hayatımıza... Eskiden birinin kızı, oğlu, kardeşi, torunu, arkadaşı, teyzesi iken artık çok daha derin ve kalıcı bir isim eklenir. Hayatımız boyunca yeni isimler yeni etiketler alır ve bu duruma alışmaya çalışırız.

Devamı »