TR EN

Dil Seçin

Ara

İslâm’ın İlk Yurdu Onun Eviydi: Erkam Bin Ebul Erkam / Saadet Asrı Gençleri Anlatıyor

İslâm’ın İlk Yurdu Onun Eviydi: Erkam Bin Ebul Erkam / Saadet Asrı Gençleri Anlatıyor

Ben Erkam Bin Ebul Erkam.

Künyem Ebu Abdullah’tır. Ailem Cahiliye döneminin en tanınmış, zengin ve itibarlı ailelerindendi. Allah’ın bir olduğunu ve ondan başka ilah olmadığını söyleyen, insanları, “kendilerine bile hayrı olmayan” putlara tapmaktan vazgeçirmeye çalışan ve Allah’ın elçisi olduğunu iddia eden bir insanı kulağıma fısıldadıklarında henüz 18 yaşındaydım ve söylenenlerden çok etkilenmiştim. Oysa bana bunu anlatanlar çok kötü bir şeymiş gibi gizli gizli anlatmışlar, adeta kendimi korumam gereken bir tehlikeye dikkat çekmek istemişlerdi. Onlar için, konuşulması bile putların gazabına neden olabilecek olan bu konular, zaten benim bir süredir kafamı meşgul eden konulardı. İnsanların taşlardan, ağaçlardan, hatta bazen helvadan yaptıkları putlara tapmaları, onlar adına kurbanlar kesmeleri, onların dertlerine çare bulacaklarına inanıp yardım istemeleri bana hep tuhaf gelmiş, kalbim bu konuda bir türlü mutmain olmamıştı. Üstelik bu putların sayısının ticarete katkısı daha çok olsun diye her gün biraz daha artırılması, kalbimi onlara karşı daha da soğutuyordu. 

Efendimize (asm) tâbi olmakta gecikmedim. Allah’ın birliğine ve onun peygamberliğine şahitlik ederek ilk Müslümanlardan olma şerefine eriştim. Her hali ve tavrı, dilinden dökülen her kelime, yüzünde beliren her ifade, onun seçilmiş bir kişi, bir resul, bir nebi olduğunu derinden hissettiriyordu. Ahlakındaki güzellik, yüzündeki güzellikle birleşiyor ve sohbetine nail olanlar yanından “bu simada yalan yok, bu yüzde hile olamaz” diyerek ayrılıyorlardı. 

Efendimizin tok bir sesi vardı. Sustuğu zaman vakarlı, konuştuğu zaman heybetliydi. Çok tatlı konuşuyordu ve kararlılığını hissettiriyordu. Benden hemen sonra babam ve annem de Müslüman oldular. Annem Tüma Bint Hizyem Müslüman olan ilk kadın sahabelerdendir.

Birçok sahabenin iman ile şereflenmesine bizzat şahit oldum. Çünkü Hz. Ömer dahil ilk 40 Müslümanın çoğunluğu benim evimde Efendimizle görüşmüşler, ona bağlılıklarını beyan ederek İslâm dairesine girmişlerdir. 

Evim Safa tepesinin doğusunda dar bir sokaktaydı. Resûl-i Ekrem, İslâm tarihinde Dârülerkam ve Darülislam adları ile anılacak olan bu evi tebliğ faaliyeti için çok elverişli bularak merkez haline getirmeyi önermişti. Ben hayatımı onun emrine adamış biri olarak elbette bu teklife çok sevinmiştim. 

Çok zor günlerdi. Kavim ve kabilesi, annesi ve babası, hatta çocukları ve hanımı kendisine düşman olan birçok sahabe, ancak bu eve geldiklerinde rahat bir nefes alırlardı. Bu bir avuç Müslümanın üzerindeki zulüm ve baskı henüz son bulmadığından, evin civarında nöbetçiler devamlı olarak etrafı gözetlerlerdi. Hemen her gün birkaç kişi bu mesut haneye gelir, küfrün karanlığından kurtularak imanın huzuruna kavuşurlardı. Bunlar arasında Hz. Hamza, Hz. Ömer, Hz. Ammar, Hz. Mus’ab ve Hz. Süheyb gibi birçok sahabe bulunmaktadır. 

Tebliğin 6. yılında Hz. Ömer ile 40 kişiye ulaşmıştık. Bundan sonra Efendimiz tebliğe açıktan devam etmeye karar verdi. 

Resûlullah ve diğer sahabeler ile birlikte Medine’ye ben de hicret ettim. Resûl-i Ekrem, beni Hz. Ebû Talha (ra) ile kardeş yaptı ve huzur ve sükûn içinde yaşamam için Benî Züreyk semtinde bir parça arazi verdi. Oysa ben hiç karşılık beklemeden bütün fedakârlıklara gönüllüydüm. Tek isteğim Allah’ın rızası ve Resulünün sevgisiydi. Elbette bunun farkında olan Efendimiz, başta Bedir olmak üzere, Uhud, Hendek ve Hayber gazalarında gösterdiğim kahramanlıkları takdir ettiğine dair beni çok mutlu eden güzel sözler söylemişti. 

Ayrıca bana bir hediyesi de oldu. Bedir Gazvesinde Mekkelilerden ganimet olarak alınan ve “merzüban” diye anılan kılıcı Sevgili Peygamberimiz bana ikram etti. Bana tevdi ettiği zekât toplama vazifesini de mükemmel bir şekilde yerine getirmek için çok çalıştım ve takdirini kazandım. Bu arada okuma yazma bildiğim için vahiy kâtipliği de yapmaktaydım.

Tarih kitapları, zühd ve takva ile meşhur olduğumdan ve ibadetten büyük zevk aldığımdan bahsetmiş. Vaktimin önemli bir kısmını ibadet ve taatle geçirdiğim doğrudur. 

Bir defasında Mescid-i Aksâ’ya gitmek için Resûlullah’tan müsaade istemiştim. Niyetim oraya gidip, o mübarek peygamberler beldesinde ibadet etmekti. Resûl-i Ekrem bana şöyle cevap verdi:

“Mescid-i Haram’da bir kere namaz kılmak, diğer mescitlerde bin kere namaz kılmaktan daha faziletlidir.”

Bunun üzerine oraya gitmekten vazgeçtim.

Hz. Ömer’in de “Ben Erkam’dan daha fazla, Allah’tan korkan birisini görmedim!” diye şahitlik etmesinden ayrıca gurur duydum. 

Dediğim gibi, ömrümü Efendimizin sevgisine layık olmaya ve Allah’ın dinine hizmet ederek onun rızasını kazanmaya çalışarak geçirdim. Başka hiçbir karşılık gözetmedim. 

Hz. Osman zamanında bir müddet için Beytülmâl’in işleriyle vazifelendirilmiştim. Hz. Osman, bana bu hizmetim karşılığında 300 dirhem takdir edip göndermişti. “Ben Allah rızası için çalıştım, bu parayı kabul edemem!” diyerek reddetmiştim.

Ömrümün sonuna kadar bütün gazvelere katıldım. Hicret’in 53. senesinde 83 yaşındayken ebedî âleme göç ettim. Cenaze namazımı vasiyetim üzere Sa’d bin Ebî Vakkas kıldırdı ve Bâki Mezarlığı’na defnedildim.

Dilerim Rabbimden, sizlere de İslâm’ın hizmetinde olmayı, evinizi, yurdunuzu, işyerinizi ve bilhassa gönlünüzü İslâm’ın yayılması yolundaki hizmetlere açabilmeyi ve Allah’ın rızası ile Efendimizin sevgisini kazananlardan olmayı nasip eylesin. 

Ömrünüzü başka rıza ve sevgilerle tüketmekten sakının. Bilin ki ahiret yurdunda sizi kurtuluşa erdirecek olan, bu rıza ve bu sevgi olacaktır. 

 

Faydalanılan Kaynaklar:
- TDV İslam Ansiklopedisi
- sorularlaislamiyet.com
- islamveihsan.com