Nur Külliyatından bir hikmet dersi:
“Halk-ı şer; şer değil, belki kesb-i şer şerdir.”
Şerrin yaratılması şer değildir; şer olan onu kesb etmek, yani şerri kazanmak, ona yönelmek ve onu irade etmektir.
Bütün ilâhî isimler gibi, bütün ilâhî fiiller de güzeldirler. Hâlık ismi güzel olduğu gibi, yaratma fiili de güzeldir.
Rahmân ismi gibi, Kahhar ismi de güzeldir; güzel olmayan, kahrı gerektiren isyanları işlemektir.
Suç işlemek şerdir, ama suçluyu hapse atmak şer değildir.
Dalâlet fırkalarından birisi olan Mutezile mezhebinde, şerrin yaratılması şer telakki edilir. Buna göre, canilere ceza vermeyi şer kabul etmek gerekiyor.
İnsanın kanındaki alyuvar ve akyuvarları yaratan Allah olduğu gibi, onun manevî kalbinde hidayet ve dalâleti yaratan da yine O’dur. Hidayet hayırdır, dalâlet ise şer. Bunların ikisine de kulun kendisi talip olur. Ve yine bunların her ikisini de Allah yaratır.
Bu imtihan meydanının bir gereği de, kul, hayır olsun şer olsun neyi isterse Allah’ın onu yaratması değil midir? Hidayet yolunu tercih edenlerde Hâdi, yani hidayete erdirici ismi, sapık yollara girenlerde ise Mudil, yani dalâlete düşürücü ismi tecelli eder. Birincilere yolun doğrusu gösterilmiş, ikincilere ise arzu ettikleri yanlış yol açılmış ve geçmelerine izin verilmiştir. Her iki isim de, her iki tecelli de güzeldirler. Güzel olmayan, hidayeti bırakıp dalâleti tercih etmek, onu istemek, ona yönelmektir.
Nur Külliyatında bu hakikat açıklanırken enteresan bir misal verilir: ateş.
Ateşin yaratılması şer değildir. Ateşin binlerce faydası bunu ispat eder. Şer olan, ateşe temas etmek, onunla yangın çıkarmaktır.
Ateş misalinin hemen ardından söz şeytana getirilir ve şöyle buyrulur:
“Şeytanların icadı, terakkiyat-ı insaniye gibi çok hikmetli neticeleri olmakla beraber, sû-i ihtiyarıyla ve yanlış kesbiyle şeytanlara mağlub olmakla, ‘Şeytanın hilkati şerdir.’ diyemez.” (Lem’alar, 76)
Bu misalin en dikkat çekici yönü, şeytanın da ateşten yaratılmış olmasıdır. Demek ki, ateşe dokunmak gibi, şeytanın vesveselerine kapılmak ve ona mağlup olmak da şerdir. Yoksa şeytanların yaratılması şer değildir. Zira bütün manevî terakkilerin temelinde, nefis ve şeytanla cihat etmek yatar.
İçeriden nefis, dışarıdan şeytan... Bu iki düşmanına rağmen istikamet yolunda giden insan, manen çok terakki eder. Onun ruh ikliminde nice çiçekler açar, nice meyveler yetişir.
İnsan, bu hâliyle dünyayı çok andırıyor. Onun da içinde magma, dışında güneş. Bu iki ateş arasında, ormanlar yaratılıyor, denizler dalgalanıyor, bitkiler ve hayvanlar boy gösteriyorlar.
Demek oluyor ki, nefsin de şeytanın da yaratılmaları güzeldir; güzel olmayan, nefse uymak ve şeytana kanmaktır.
İnsanlar çoğu zaman şer kelimesini kendi hoşlarına gitmeyen, rahatlarını kaçıran ve huzurlarını bozan hadiseler için kullanırlar. Halbuki, bu hadiseler insan için birer imtihan vesilesi, birer terakki aracıdır. İnsanoğlu bu şerlerin altında nice hayırlar bulunduğunu bilemez ve sabırsızlık göstererek şikayet yolunu tutar ve böylece onları kendi hakkında şerre çevirir.
İnsanın bu kısa nazarı ve bu yanlış tutumu, cihatla ilgili bir âyet-i kerimede şöyle sergilenir.
“...Olur ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız, halbuki o hakkınızda bir hayırdır. Ve olur ki, bir şeyi seversiniz, halbuki hakkınızda o bir şerdir...” (Bakara suresi, 216)
Demek ki, hoşlanmadığımız ve şer sandığımız birçok hadise, gerçekte hayrı netice verebilmektedir; hastalığın günahlara kefaret olması gibi.
