Filler, birbirleriyle iletişim kurmak için insanların duyamayacağı kadar düşük frekanslar kullanırlar. Carnell Ornüroloji Laboratuarında yapılan bazı deneyler, bunu kanıtlar mahiyettedir. Bu deneylerde filler, laboratuvar ortamında bir ay boyunca tutulmakta ve yanlarına her türlü frekansı kaydedebilen bir cihaz yerleştirilmektedir. Bir ay sonra cihaza bakıldığında, bunun 400 kadar konuşma kaydettiği görülür. Bu konuşmadaki sesler; havlama, hırlama, kükreme ve benzeri seslerdir. Filler, bu özellikleri sayesinde insanların duyamadıkları sesleri duyabilirler. Bu tip seslere ‘İnfrasound’ denir ve kâinatta bir çok örneğine rastlanır. Depremler, rüzgârlar, fırtınalar, volkanlar ve okyanus fırtınaları, hep bu sesleri çıkarırlar. Ancak bu sesleri genellikle insanların dışındaki canlılar duyabilir. Filler de bunların arasındadır.
Peki filler neden düşük frekansları kullanıyorlar? Bunun açıklaması gerçekten ibret vericidir. Çünkü düşük frekanstaki sesler, dev ağaçlar ve kayalarla kaplı arazilerden çok az etkilenmektedir. Bu yüzden filler, aralarında dev bir orman olsa bile haberleşebilmektedir. Bu düşük frekanslı sesler hep aynı olduğundan, teknik olarak hep aynı tonda bir şarkı olarak nitelendirilebilir.
1989’da yapılan bir deneyde, 70 fil 10’arlı guruplar halinde çorak bir bölgeye götürülmüştü. Ancak tek bir su kaynağı vardı. Ve bu da deneyi yapanlar tarafından hazırlanmıştı. Filler serbest bırakılmadan önce, çevreye geniş aralıklarla mikrofon ve video-kameralar yerleştirildi. Bu cihazların amacı, doğru görüntüyü doğru sesle birlikte kaydedip, fillerin çıkardıkları bu alçak frekanstaki seslerin ne anlama geldiğini öğrenebilmekti. Ayrıca gözlemciler tarafından suyu çok rahat görebilecek bir yere bir gözlemevi yapıldı. Bunun amacı da, su paylaşımını gözleyebilmekti.
Deney başlangıcında her fil grubu ayrı ayrı yerlere bırakıldı. Arazi çok geniş olduğundan , fillerin birbirini bulması imkânsız gibiydi. Alıcılar ses kaydetmeye, videolar görüntü almaya başladığında, ilk önce barışçı yaklaşımlar görüldü fakat bir süre sonra sürülerden kavgacı sesler yükselmeye başladı. Bunun sebebi, erkeklerde dişileri paylaşabilmek, veya onlara kur yapmaktı. Bu arada, kendi büyüklüklerini ispatlamak için birbirleriyle didişip duruyor ve bu konuda diğerleri ile iletişim kurmaya çalışıyorlardı. Dişilerin gayreti ise, daha çok yavruları ile bir iletişim kurmaya yönelikti. Gözlem evinde bulunan araştırmacılar, sonunda bir grup filin yavaşça geldiğini, birdenbire durup 30 saniye kadar hareketsiz kaldıklarını ve daha sonra suya doğru yönelirken, kendi aralarında iletişime geçtiklerini farkettiler. Bu sırada kamera ve ses cihazlarında büyük bir faaliyet gözlendi ve birbirinden çok uzak olan gruplar, suyu bulan grubun bulunduğu yere doğru yöneldi. Bir süre sonra tüm sürüler, bu çorak topraklarda, tek başlarına aramaları takdirde belki de susuzluktan ölünceye kadar bulamayacakları su kaynağını keşfetmiş oldular.
Yapılan diğer bir araştırmada ise, birbirinden uzak olan iki erkek ve bir dişi fil kullanıldı. Ve dişi filin mikrofona kaydedilen bağırmasından hemen sonra, bu sesi duyamayacak kadar uzak olan iki erkek filin, dişi file doğru yöneldiği gözlendi. Bu durum, filler arasındaki esrarengiz iletişimi ilmî olarak ispatlıyor ve fillerin, arkadaşlarından gelen sinyallerle yön bulma hususundaki ustalıklarını göz önüne seriyordu.
Bu araştırmalar, Zimbabve’deki deneylerle de aynen ispatlanmış ve “uçsuz bucaksız” denebilecek kadar geniş arazilere gruplar halinde bırakılan fillerin hareketleri, 4 ay boyunca dikkatle incelenmiştir. Bu çalışmaların sonucunda fillerin hareketleri ile ilgili 3 ayrı harita hazırlanmıştır. Bu haritalardan da anlaşılacağı gibi, filler temiz su kaynaklarının bulunduğu bölgeye hep beraber gitmiş ve mikrofonların da kaydettiği seslere göre, toplu yön değişiklikleri hep aynı zamanda yapılmıştır.
Filler, kuşlar gibi kanat çırpamaz, çita gibi koşturamaz. Ama onun acze düştüğü yerde, rahmet imdadına yetişir. Ve kokusuz suyu ona koklatır, duyulmayan sesleri ona işittirir. Nasıl ki aynı rahmet, her şeyden âciz şekilde dünyaya gözünü açan yavruya anne sütünü ve şefkatini göndermekte, yerinde kımıldamaya kabiliyeti olmayan ağaçların imdadına da yağmur dolu bulutları yetiştirmektedir.
Yeryüzünde hangi canlıya baksanız, en âciz olduğu hususta en parlak rahmet tecellilerine mazhar olduğunu görürsünüz. Hiç kimse, hiçbir varlık, bu dünyada eriştiği nimetleri kendi gücüyle elde etmez. O nimetler, onlara, her şeyi kuşatan İlahî bir rahmet tarafından gönderilir. İşte fillerde, o muhteşem gövdesi ve karşı konulmaz gücüyle beraber, o rahmetin âciz dilencisinden başka bir şey değildir.
(NATIONAL GEOGRAPHIC’TEN TERCÜME: YUSUF YILMAZ)
