TR EN

Dil Seçin

Ara

O Zaman...

O Zaman...

Orada… Bir secde, bir ömre bedeldi. Her asrın muhtaç kulaklarına seslenecek sesler, dalga dalga buradan çoğaldı. Burada hayatı yeniden tanıdı ve âdeta yeniden yaratıldı. Orada aynaya gerek yoktu. Her biri diğerine aynaydı. Çünkü o aynalarda o güneş parlıyordu.
 
Ne zaman o saadet asrından bir yaprak açılsa, bir hatıra dile gelse, insan, o devre ve o devrin şanlı erlerine âşık oluyor hemen. Şimşek hızıyla... Hangi bir hatırayı duysa insan, coşuyor hemen yeniden. Ve anlıyor ki; bu öyle böyle bir devir değil, çağların gerisinden gelen hiç değil. Eski değil, hiç eskimeyen, her dem yepyeni bir devir…
 
“Zaman, korkunç daire; ilk ve son nokta nerde? 
Bazı geriden gelen, yüzbin devir ilerde!”
— Necip Fâzıl Kısakürek
 
Zaman da insan gibi bir mahlûk. Kimi zamana mahkûm, kimi zamana baskın… Saatin sarkacı, ümit ile korku arasında salınırken, mescid şehir, şehir de mescid oldu, daire tamam oldu. Onlar bu dünyada sadece bir amaç için vardı. Gözlerinde sadece o mânâ tüterdi. Tek hakikat hâkim olsun, tek Allah razı olsun, yeterdi. Hiçe saydılar hayatı, sonunda ölüm de olsa… Dâvâ için can vermek kolaydı. Onlar sadece canlarını değil, hayatlarını verdiler.
 
Allah (cc) onlardan razı olsun, bizleri onlara cennetinde komşu eylesin. Amin.