Bir böceğin bana herhangi bir şey hakkında ne düşündüğümü sormasını garip karşılayabilirsiniz belki.. Doğrusu bu benim için de oldukça farklı bir durum. Bir böcek karşıma geçip, kahkaha atmaya başlarsa, ben hemen onu öldürebilirim. Onu elime alıp sıkarsam ölmüş olur. Ona bunun bir hata olduğunu da anlatabilirim. Bana gülünmesinden hoşlanmadığımı, hiç kimsenin benimle alay etmemesi gerektiğini söyleyebilirim. Ama soru soran bir böceğin konuşma isteğini kabul ettim. Garip sorular soran bir böcek her zaman eğlenceli olabilir.
— İnsanların küçükleri, neden bizi ezerler?
— Çünkü onlara hareket eden küçük şeyler ilginç gelir. Ve onu durdurmak isterler. Bu his her insanda vardır. Etraflarında olan bitenleri, bilgisizce değiştirmeyi severler. Bu değişimin iyi ya da kötü olması çoğu zaman farketmez. Her şeye bulaşmak isterler.
— Sen de ister misin?
— Eee.. Evet sonunda ben de bir insanım.
— O zaman bir şeyleri değiştirmeye kendinden başla!
(onu elime alıp sıkarsam ölmüş olur.)
— Hem küçük zavallı bir böceğin üzerine basmak onun dünyasından başka neyi değiştirir ki?
— Bir böcek için fazlaca haklısın.
— Büyük bir ayağın altında can vermemek için ne çok çalıştığımı biliyor musun? Bir böceğin gayretini düşündün mü hiç? Asla önemsiz değildir. Küçük olmamız basit yaratıklar olduğumuz anlamına gelmez. Küçük olanı hor görmek, siz insanların en çok yaptıkları yanlışlardan biri değil mi?
— Şey.. Küçükler hep gözden kaçar.
— Yağmur yağacak.
— Evet, gök gürlüyor.
— Yağmurdan önce sığınacak bir yer aramalısın.
— Böcekler hiçbir şey aramaz. “Bir karıncayı kırıntı ile görürsen, kırıntı karıncanın yoluna çıkmış demektir.”
Gökyüzü çatırdayarak gümbürdemeye devam ediyordu. Böceğin yağmurdan önce sorularını bitirmesi gerekiyordu.
— Sen bir “kulağakaçan”sın değil mi?
— Bu koca bir iftira.
— Adının kulağakaçan olduğu mu?
— Hayır, kulağa kaçtığım! Bana bu ismi kimin taktığını bilmiyorum. Asla bir insanın kulağına kaçmam. Çünkü her şeyi duyan bir kulak, mutlaka çok kirlidir.
— Zımmmm... Zımmmm...
— Hey anlayacağım bir dille konuşsana?
— Siz insanlarla anlaşmak için aynı dili konuşmak yeterli mi sanıyorsun?
Gökyüzü çatırdayarak gümbürdemeye devam ediyordu. Cangılların arasındaki küçük su birikintisinden, yeşil ve kaygan bir kurbağa hoplayıverdi ve böceği, yağmurdan önceki son sorusunu sormak üzere iken yuttu. Sonra da karşıma geçip, anlamsız anlamsız yüzüme bakmaya başladı. Kurbağalardan oldum olası nefret ederim.
— Niye bakıyorsun yüzüme?
— Yapmak istediğim önemli bir şey var. Bir insanın karşısına geçip, ona çenesinin altından bakıp, “çok aptalsınız” diyeceğim. Sonra da hakkınızda düşündüklerimi bir kâğıda yazarak, insanların ceplerine koymak istiyorum...
