Çocukluğum... Her endişeden uzak yıllarım... Her şeye yeniden bakış, her şeye yeniden başlayış. Yapacağım veya girişeceğim iş için Rabbimin vücudumda depoladığı taze kuvvet her dem hazır idi... Üç tekerlekliden iki tekerlekli bisiklete geçiş çocukluktan çıkışa giden yolda çok önemli bir adımdı. Çevremizde ergen bir insan olmak ile diğer gençlerin arasında bir yer edinmek büyük bir merhaleydi. Bu uğurda aşmamız gereken küçük bir engel daha vardı. O da sünnet olmaktı. Bu tören veya şölende çocukluktan çıkışı simgeleyen aynı yolun önemli bir kilometre taşıydı. Bu yıllara dönüp baktığımızda hepimizin mutlaka unutamadığı acı veya tatlı birçok hatıraları vardır. Geçenlerde unuttuğum bir hatıramı sohbetimizin içinde annem hatırlattı. Yıllar sonra helâllik istedi. Sünnet harçlıklarıyla uzun zamandır hayalini kurduğum kılıflı kovboy tabancalarından almayı kafaya takmıştım. Her ne pahasına olursa olsun mutlaka alacaktım. Dışarı çıkamıyordum. En yakın arkadaşımla bir plân yaptık. Cebine parayı alelacele tıkıştırıp, çarşıya yollayıverdik. Bi koşu alıp geldi. Meğer ki, annem bu cingözlüğü çoktan farketmiş. Kılıfı belime sardım sarmadım, “tiz geri götürüle!” renginde bir azar ile hevesimi kursağıma gömüverdi. Eee.. devir fakirlik devri, sofraya bi tas sıcak çorba koymak bir çocuğun bilemeyeceği kadar zor...
Yıllar sonra keşke bu arzu ettiğin oyuncağı elinden almasaydım, geri göndermesiydim diye hayıflanıyordu annem. O an için üzülmüş olmamla beraber o hatırlatmasa idi belki de zor hatırlayacaktım. Ana kalbi işte, ne kadar da inceymiş. Annemi benden daha şanslı görüyorum. Çünkü pişmanlık duyulan her şey insana bir merhale aştırıyor, bir mertebe kazandırıyor. O benden bir merhale yine ilerde. Aynı olayı Steven W. Vannoy’de “Çocuklarınıza verebileceğiniz en büyük 10 armağan” adlı kitabında buna benzer bir olayı anlatıyor. Çok önemli gördüğüm için ve kendi içinde bir merhale katetmek isteyen anne ve babalar bulunur diye aynen alıyorum.
“Bir sefer Orlando’da tatil yapıyorduk. Deniz Müzesi’ni gezerken, kızım hatıra olarak oyuncak bir yunus almayı çok istedi. Yalnız, seçtiği yunus beyazdı ve pembe bir burnu vardı ve ben bunu almasını istemiyordum. Kızımın hıçkırıklarını bastıran bir sesle haykırdım: “Yunuslar beyaz değil gridir. Neden böyle aptalca bir oyuncağı satın almak istiyorsun?
Uzun yıllar sonra, o olaydaki aptalın kendim olduğunu anladım. Orada ve o anda karar verdim ki, kızım gelin olduğunda ona vereceğim özel hediye pembe burunlu, beyaz bir yunustur.”
