NE ZAMAN siyah bir gül görsem; sevdiklerine doyamadan veda eden, onları çaresizce elleriyle toprağa koyan Gazzeli kardeşim gelir aklıma.
Ne zaman siyah bir gül görsem; mahzun bakışlı Kudüs’ün hasreti düşer kalbimin orta yerine.
“Sahi ey pîr-i fânî,” dedi genç, sorarım sana; bu siyah gülün bir sırrı var mıdır?”
Gözleri doldu ihtiyarın. “Yüreğimi yaktın be evlat,” dedi. “Siyah gülün sırrını mı istersin? O gül, öyle alelade bir çiçek değildir. O; en derin vedaların, bitip tükenmek bilmeyen bir tutkunun ve ulaşılamaz olan bir sevdanın habercisidir.

Bu çiçek, Urfa’nın Halfeti ilçesinde yetişir. O bölgeye özgü toprak yapısı ve iklim şartlarına olan hassasiyetinden kaynaklanan bir hikmeti vardır. İnsan, o siyah gülü eline alınca ona hayranlıkla bakar. Kendine has bir özelliği olduğu kadar kokusu bile farklıdır onun evlat. Klasik bir gül kokusundan daha derindir. Hem gonca hâlindeyken hem de açtığında simsiyah bir rengi vardır. Başka hiçbir yere benzemeyen o zorlu koşullarda, sanki hayata meydan okurcasına kendi rengiyle doğar. Bölgenin iklimine, o kadim toprak yapısına öyle bir bağlıdır ki; o tohumu alıp başka bir yere götürüp oraya ektiğinde asla aynı renkte yetişmez.
Filistin halkı da aynı o gül gibi başkadır. Kendine has bir davanın gülü olmanın derdindedirler. Zorlukların ortasında bile var olmayı başaran, kendi rengini ve kimliğini kaybetmeyen insanlar…
Ne mutlu o gül gibilere ki imanları sağlamdır, Allah’a olan teslimiyetlerinde samimidirler... Bu dünya mutlu olma yeri değil evlat; razı olma yeridir. Yani özel olmak kolay değildir, herkese nasip olmaz. Herkes taşıyamaz onu. Allah’ın indinde ne ile şereflenmişlerdir, kim bilebilir ki? Biz ancak gıpta ile bakarız onlara. Lâkin bildiğim bir hakikat varsa, Kudüs bizim dinmeyen sızımızdır...
Bir gün sahabiler, Peygamberimize sorarlar “Kudüs’ün faziletinden bahseder misiniz?” diye. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Gidin, mutlaka namaz kılın.”
Bu sefer Meymûne annemiz sorar: “Eğer Kudüs’e gidip namaz kılma imkânı bulamazsak ne yapalım?”
Peygamberimiz şöyle cevap verir: “Hiç olmazsa kandillerinde yakılmak üzere yağ gönderin.”
Bugüne baktığımızda Kudüs’ün kandil yağına ihtiyacı yoktur. Lâkin iman kandillerini sonsuza dek yanık tutacak dirayet sahibi Kudüs sevdalılarına ihtiyacı vardır.
“Unutma evlat,” diye devam etti sözlerine ihtiyar, “Kudüs’ün özgürlüğü ancak kendi içindeki iman kandilini söndürmeyenlerin omuzlarında yükselecektir ve o gün gelene kadar “Mescid-i Aksa” Allah’ın himayesinde olacaktır vesselam...”
- Halfeti’den Gazze’ye: Siyah gülün Sırrı / Tuğba Öztopçu
- Keşke Müslüman Olsa: Popüler Kültür, Dinî Kimlik ve Gençlik / Öznur Karaaslan
- Batı Menşe’li Çizgi Romanlarda Kızılderili Irkçılığı / Veysel Karaaslan
- Atmosfer Basıncı ve Ölçüler Dünyası / Prof. Dr. Osman Çakmak
- Kar Havanın Zehrini Alır! / Ziya Kesriklioğlu
- Şivlilik: Konya’da Üç Ayların Karşılandığı Bayram / Nursen Bektaş
- “Yutmak” Fiilimize Farklı Bir Bakış / İnt. Dr. Furkan Güneş
- Garip / Öznur Karaaslan
- Varlığın Kaynağı: Akıl ve Mantık Çerçevesinde Mutlak Yaratıcının Gerekliliği / Muhammed Enes Aydın
- Risale-i Nur Külliyâtı'nda Peygamberimiz Hz. Muhammed'in İsim ve Sıfatları / Serdar Çınar
- Attila İlhan, Paris’te Türkolog Prof. Carlier'i Ziyaretinde Ne Duydu? / Attila İlhan
- Yol / Sıla Taşöz
