Trafikteyiz, işimiz acele; ticaretteyiz, acil bir kâr peşindeyiz, hemen bir para lazım, çabucak köşeyi dönmemiz lazım; okuldayız, bir an önce okulu bitirmemiz lazım...
Ne kadar çok “acil” ve “lazım” kelimelerini kullanıyoruz değil mi? Hayatımıza baktığımızda bizim için gerçekten acil ve lazım olarak gördüğümüz şeylerin, o kelimelerin içerdiği gerçekliği hak edip etmediğini sormamız gerekmez mi?
Geçen gün bir vesileyle acil servis kapısındaydım. Tanıdık birinin birkaç gündür verdiği yaşam mücadelesine şahit olduk. Kulağa hoş gelen bir ifadenin durduğu yer ne kadar rahatsız edici, değil mi? Aslında hepimiz bir yaşam mücadelesi veriyoruz. Şunu diyebiliriz: Orada yatağında olan kişi hayatta kalma mücadelesi veriyor. Peki ya biz?
Hastane girişinden girince yoğun bir ses kulaklarımıza hücum etti. Ağlayışlar, bağırışlar, çırpınışlar... Elinden hiçbir şey gelmeyen insanın acizliğinin fotoğrafları... Muhtemelen birçoğunun işi acildi. Yetiştirilmesi gereken evraklar, kazanılması gereken paralar, daha önemlisi kazanılması gereken gönüller, aşılması gereken engeller ve daha önemlisi üzerinden geçmemiz gereken Sırat; var, var, var...
Zamanımız ise dar, dar, dar...
Kimisi finali yaptı, dünya hayatının hatimesini verdi ve gerçek hayata doğru gitti. Dünya hayatının içinde de o büyük yolculuktan geçtiğimizi unutmuştuk zaten...
Ve kabirler... İşlerinin acil olduğunu düşünen, “lazım” olan şeylerin peşinde koşarak dünya durağından geçen insanlarla dolu...
Asıl şunu ifade etmek istiyorum: O acil kapısında yakınımla görüştüğümde bana şöyle söylemişti: “İlk önce Allah’ın izniyle, sonra dualarla ayağa kalkacak.”
Ki duayı da ancak O’nun izniyle yapabiliyoruz...
Bir dua... İbadet olarak bize sunulmuş, verilmiş en güzel hediyelerden olan, masrafsız ve zahmetsiz bu güzel hasleti niye sadece bu kapılara bıraktık? İlla zorda kalınca mı akla gelmeli?
Hz. Ömer (r.a.) anlatıyor: Umre yapmak için Resûlullah’tan (s.a.v.) izin istedim. İzin verdi ve “Kardeşim, dua ederken bizi de unutma.” buyurdu. Bütün dünyanın benim olması bile bu istek kadar beni sevindirmezdi. (Ebu Davud)
Resûlullah aleyhissalâtü vesselâm dua talep ediyor, buna ihtiyaç hissediyor. Yüreğinden çıkan kelimelerle Rabbine niyazı içerisine onu da katmasını rica ediyor.
Şimdi soralım kendimize: En son kimden dua talep ettik?
Sadece dua talep etsek, diğer bütün taleplerimiz de hallolmaz mı? Duaya inanan, Allah’a iman ettiğini söyleyen insanların duadan bu kadar uzak durması normal mi?
Sevdiğimiz kimselerden dua talep etsek, o temiz ağızlardan bize dua edilse... Birçok beladan, görünür görünmez kaza ve musibetten de kurtuluruz inşallah.
Elleri kaşındığında hangisinin kaşındığını soran bir yapımız var; bâtıl bir inanç da olsa inanmaya meyilliyiz. “Ya para çıkacak ya para gelecek” diye düşünürüz. Hani Üstat Necip Fazıl Kısakürek bir şiirinde şöyle demişti:
“Dua, dua, eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...
Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu;
İplik ki, incecik, örer boşluğu.”
Aslında her hâl duaya vesile yapılabilir...
Bir ambulans sesi duyduğumuzda, bir mezarlıktan geçerken, masum bir çocuğu gördüğümüzde, yetim bir yavrucağa sahip çıkarken, bir çiçek açarken veya solarken, hastayken yahut sıhhatliyken, gece veya gündüz... Engelimiz yok, mazeretleri de ortadan kaldıralım...
Ve şimdi sorayım: Bana da duanızda yer verir misiniz?
- Aciliyet Telaşından Niyaz Makamına: Gerçekten Ne Lazım? / Mücahit Aksüt
- Halfeti’den Gazze’ye: Siyah gülün Sırrı / Tuğba Öztopçu
- Keşke Müslüman Olsa: Popüler Kültür, Dinî Kimlik ve Gençlik / Öznur Karaaslan
- Batı Menşe’li Çizgi Romanlarda Kızılderili Irkçılığı / Veysel Karaaslan
- Atmosfer Basıncı ve Ölçüler Dünyası / Prof. Dr. Osman Çakmak
- Kar Havanın Zehrini Alır! / Ziya Kesriklioğlu
- Şivlilik: Konya’da Üç Ayların Karşılandığı Bayram / Nursen Bektaş
- “Yutmak” Fiilimize Farklı Bir Bakış / İnt. Dr. Furkan Güneş
- Garip / Öznur Karaaslan
- Varlığın Kaynağı: Akıl ve Mantık Çerçevesinde Mutlak Yaratıcının Gerekliliği / Muhammed Enes Aydın
- Risale-i Nur Külliyâtı'nda Peygamberimiz Hz. Muhammed'in İsim ve Sıfatları / Serdar Çınar
- Attila İlhan, Paris’te Türkolog Prof. Carlier'i Ziyaretinde Ne Duydu? / Attila İlhan
